ARALIK SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Umuda Yolculuk: Kara Kıta'dan Ayrılmak

Cynthia Gorney

Aitor Lara

30.7.2019

 

Umuda Yolculuk: Kara Kıta'dan Ayrılmak

Mbaye Tune, 2016’da Senegal’den yola çıkıp Güney İspanya’ya ulaştıktan sonra meyve bahçelerinde düzenli mevsimsel işlere gitmeye başlamış. Şimdi 25 yaşında olan göçmen, oturum izni almış ve diğer Senegallilerle paylaşmakta olduğu bir apartman dairesi kiralamış.

Afrika’dan İspanya’ya… On binlerce Afrikalı her yıl iş bulma umuduyla Avrupa’ya doğru yola koyuluyor. Ve birçoğu kendisini, ülkesinde bıraktığı bir çaresizliği gittiği yeni ülkede karşısına çıkan bir diğeriyle takas ederken buluyor.

İspanya’nın güney kentlerinden Lepe. Şimdilerde kentte terk edilmiş bir mezbahada barınmakta olan Yusuf, Lepe sokaklarında yürürken yanından geçen, tanıdığı diğer Afrikalıları selamlıyor: Senegalliler, Nijeryalılar, Burkina Faso’dan ve Fildişi Kıyısı’ndan gelen adamlar. Fransızcayı akıcı biçimde konuşuyor ve iyi derecede İspanyolca öğrenmiş, ama kendisi gibi Malililerle, çok daha incelikli bir protokol gerektiren Bambara dilinde konuşuyor. Geniş ailen iyi mi? Evet, iyiler. Çekirdek ailen iyi mi? Onlar da iyiler. Peki ya karın? O da iyi mi? İyi. Yusuf, sokakta kısa kenarlı şapka ve güneş gözlüğü takmayı seviyor. Dışarı çıktığında üzerindeki giysileri ve ayakkabıları tertemiz; yardım çalışanlarının beton bölmeler arasında eğreti bir göçmen barınağı oluşturduğu mezbahada sıcak su var. Yusuf bu derme çatma barınakta iç düzenin sağlanmasına yardımcı oluyor. Öncelikle bu nedenle ve ayrıca da, azimli bir adamın her sabah utançla mücadele etmesinin nasıl bir his olduğunu –iyi bir oğul, koca ya da arkadaşın, bir kıta uzaktaki sevdiklerine neden yalan söylediğini– çok iyi bildiği için, barınağın ortak odalarında yeni gelenlerle oturup onlara eşlik etmeyi kendine görev biliyor.

O gün gelen adam Malili; adı, Lassara. Yüzünde hüzünlü bir ifade var; derme çatma mutfaktaki masada otururken ceptelefonuna bakıyor ve başını öne eğip kollarının arasına alıyor. “Daha hasat başlamadı,” diyor Yusuf. “Dolayısıyla işsiz.”

Lassara sekiz aydır İspanya’da. Yusuf ise 14 yıldır. Yusuf’un ifadesiyle Lepe, bir kavşak, bir dörtyol ağzı. Söylemek istediği, kentin hem bir durak, hem de alternatif yollara açılan kafa karıştırıcı bir yer olduğu. Günümüz küresel göçlerinin yaşattığı gelgitler, on beş–yirmi yıl önce kimsenin tahmin edemeyeceği yerleri birer kavşağa, geçiş noktasına dönüştürüyor. Ve Yusuf bu sade, küçük tarım kentinde, Lassara gibi genç adamların tıpa tıp kendi öyküsüne benzeyen hikâyelerini kaç kez dinlediğini artık bilemiyor. Bu hikâyelerde, hayranlıkla andıkları akrabalarının uzak ülkelerde güzel hayatlar sürerken nasıl da bir taraftan evlerine para gönderdiklerini anlatan komşular, ve bu anlatılanların peşi sıra alınan evden ayrılış kararları var. Kuzeye yapılacak yolculukta bir ülkeden diğerine geçirilmek ve Allah’ın izniyle Fas’tan, Afrika’ya en yakın kara parçası İspanya’ya yasadışı bir tekne yolculuğu yapabilmek için binlerce euro ya da daha fazlasını ödemek var. Göçmenlik yasalarını çiğneyecek olmalarına rağmen, İspanyol tarlalarında çalışan bir göçmenin, her nasılsa bir şekilde çalışma izni alacağına, düzenli bir işe gireceğine ve ülkelerinden ayrılmalarının yegâne nedeni olan akrabalarını kucaklayabilmek için uçağa atlayarak evlerini ziyarete gidebileceklerine dair güçlü bir inanç var.

Lassara başını kaldırarak Bambara dilinde bir şeyler söylüyor ve Yusuf söylediklerini İspanyolcaya çeviriyor: “Kimse bunun aslında nasıl bir şey olduğundan söz etmiyor.”


Mühendislik eğitimi alan 38 yaşındaki Nijeryalı, İspanya’nın kendisine Avrupa’da daha iyi koşullarda bir yaşamın kapılarını aralayacağını hayal etmiş. Ama bu hayaller, 14 yıl öncesinde kalmış. Hâlâ İspanya’daki ekim ve hasat işleri arasında mekik dokuyor ve tarım işçilerinin tahta parçaları ve plastikten yaptıkları gecekonduda yaşıyor.

Geçtiğimiz yıl yaklaşık 60 bin kişi, kulaktan kulağa aktarılan bu öykülerin peşi sıra, kaçakçılar tarafından çizilen kuzey rotalarına açılmak üzere Akdeniz’i geçme riskini göze almış. Dünyanın dört bir yanındaki bu geçiş noktalarında göçmenler birbirleriyle bunları konuşuyor; umut, hayal kırıklığı, azim ve acı alışverişinde bulunuyor. Yusuf’un bebekliğinden beri görmediği, ergenlik çağında bir kızı ve yalnızca fotoğraflarını görmüş olduğu bir oğlu var. Mali’nin başkenti Bamako’dan ayrıldığı sırada karısı küçük oğluna hamileymiş. Hiç kimse onun eski bir mezbahada uyuduğunu bilmiyor. Yusuf işte bu yüzden yazıda yalnızca ilk adının geçmesini istiyor. “Hepimizin tutmak zorunda olduğu sırlar var,” diyor.

Çevresini kuşatanlara doğru sallıyor elini: hırpani bir kanepe, çatlak beton, sokağın yukarısındaki mezarlık, mezarların yanındaki –Lepe sakinlerinin el cementerio dediklerinde mezarlığı değil, göçmenlerin gecekondu mahallesini kastetmelerine neden olan– 2 bin metrekarelik gecekondu alanı. “Bunların hepsi,” diyor Yusuf, “hiçbirimiz ailelerimize bunlardan bahsetmeyeceğiz. Hepsi birer sır.”

İyiyim. Burada işler yolunda. Annem hiç merak etmesin. Yüzyıllar içinde, kısmen gerçeğin korumacı bir tavırla gizlenmesinin de payıyla, insan göçü ne kadar ivme kazandı? Ve şimdi, 21. yüzyılda, “güven verici raporların” ceptelefonlarıyla veriliyor olması eskisine oranla ne kadar daha kullanışlı? Lepe’nin derme çatma konutları içindeki mobilyalar hurda ve atıklardan ibaret, ama neredeyse herkesin ceptelefonu var. Telefonların bazıları kameralı ve eve gönderilen selfie’ler için kullanılabilecek göz alıcı arkaplanlar da bol: mesela bir sokakta park edilmiş üstü açılır bir araba, ya da evde olmasa da barda bir televizyon, veya kentte bir oda kiralamayı başarabilmiş bir tanıdığın mutfağı.

Lepe tarihsel olarak bir göçmen kavşağı değil. Son yıllarda etkin sulama sistemleri ve sera tarımı sayesinde dönüşüme uğrayarak bereketli, çok mevsimli bir tarım kuşağına dönüşmüş Güney İspanya kıyılarının bir parçası. Kentin çilek ve benzeri meyveleri ve turunçgilleri Avrupa’nın dört bir yanına gönderiliyor. Yetiştiriciler, çiftliklerin büyümekte olduğu dönemlerde, tarlalardaki çalışma saatleri ve maaşları kabul edecek İspanyol işçiler bulmakta zorlanmaya başladığında işgücü için gözlerini dışarıya diktiler –önce, bazıları anlaşmanın bir parçası olarak çalışma izni sağlayan aracılarla çalışan, bazıları ise yasadışı olarak gelip kendi başlarına iş arayan Faslılar ve Doğu Avrupalılar geldi. Yüzlerce erkek ve yanı sıra kadın vardı –çilek yetiştiricileri daha nazik elleri olan kadınları tercih ediyordu.

Ve haberler İspanya’dan daha yoksul ve daha zorlu koşullara sahip ülkelere yayılmaya devam etti: bir şans. Ne şansı? “Arama şansı… yaşam arayışı,” diyor Yusuf, tatmin edici bir cevap verebilmek için duraklayarak. “İspanya’ya giden insanların haberlerini duyardım. Oraya gitmenin çok kolay olduğunu. Bizimkinden çok daha iyi yaşamlar sürdüklerini.”

Aitor Lara

Senegalli göçmenler Madrid’de, tarihi Plaza Mayor’un içinde; davulların çalındığı, şarkıların söylendiği, şükran dualarının edildiği bir sonbahar kutlamasının hazırlıkları için yapılan çalışma sırasında. İspanya’nın kentsel bölgelerindeki birçok Afrikalı, çalışma izni alamıyor. Popüler bir alternatif ise, polis geldiğinde çabucak toparlanabilecek örtüler üzerinde seyyar satıcılık. Bu tür satıcılara materolar, yani örtücüler adı veriliyor.

Aitor Lara

Francisco Braima Sanhá, etkin sulama sistemi ve seraların Endülüs bölgesini dönüşüme uğrattığı 1980’li yıllarda, aşçı olarak Gine–Bissau’dan gelmiş. Yabancı göçmenler arasında artık emektar sayılan 59 yaşındaki aşçı, barakasının etrafındaki sebze bahçesini kontrol ediyor. Çağdaş Endülüs tarım ekonomisi, Braima’nın ifadesine göre, söz konusu patlamayı “göçmenler sayesinde” yaşadı.

Aslında bir defasında aradığı hayatı Fransa’da bulabileceğini de düşünmüş: Fransızca konuşan bir Afrikalı, bir süreliğine Güney İspanya’da kalacağını ve toparlanıp para biriktirerek kuzeye doğru devam edeceğini varsayarak Avrupa’ya doğru yola çıkıyor. Sonra bazı olaylar oluyor, bir tarla işi onu diğerine götürüyor, düzenbaz işverenler çalışma izni sözü veriyor ama sözlerini yerine getirmiyor, kiralık daireler çok pahalı ve eve para göndermeye devam edebilmek için kirayı bölüşecekleri çok sayıda ev arkadaşına ihtiyaç duyan koyu tenli yabancılar için oldukça nadir.

Yusuf, geçtiğimiz sonbaharda yaptığımız konuşmanın ardından şapkası ile gözlüğünü takarken, hâlâ diğer uluslararası sınırları yasal olarak geçmesini sağlayabilecek bir çalışma izni ya da İspanya’da oturum iznine sahip değil. “Trendo maletas,” diyor: bavulları oradan oraya sürüklemek. Karşısında bulduğu göçmen hayatı işte bu.

“Ama bak,” diye devam ediyor hikâyesine, kent merkezine doğru sakince ilerlerken. Sağlam bir çatının altında uyuyor. Meyve bahçelerinde ve çilek tarlalarındaki işler zor ve geçici, ama yine de her ay, Lepe civarında hızla çoğalan para transfer merkezlerinden birinin aracılığıyla, eve en az 100 Euro gönderebiliyor. Oğlu ve kızı okulda başarılı. Yeterli yiyecekleri var. Yusuf, Huawei marka bir tablet satın almış, bu sayede ücretsiz Wi–Fi bulduğunda Mali müziği indirebiliyor ve ailesiyle görüntülü konuşabiliyor. Evet, Bamako’dayken karısına ve çocuklarına dokunabiliyor, onlarla birlikte yaşayabiliyordu; ama ailesi için, Malili bir işçinin maaşı ve kendilerine miras kalmış olan küçük topraklarının geliriyle dahi yapamadığı şeylerin yükü, kaldıramayacağı kadar ağırdı. “Her şeye rağmen burada olmam daha iyi,” diyor.

Yusuf, Avrupa’dan vazgeçebilir, evet. Eve dönüş bileti için para biriktirebilir. Ama yapmayacak, henüz değil. Ona çok fazla yatırım yapılmış –kaçakçılara ödenen paralar, yıllar öncesinden bu yana katman katman büyüyen beklentiler. Geri dönmeye utanıyor. “Bomboş ellerle olmaz,” diyor.


On yıldır İspanya’da yaşayan Senegalli arkadaşlar Fatou Ndoye, (soldaki) ve Hawka Diallo, Ndoye’nin Moguer kentindeki dairesinde bir Senegal bayramı için hazırlık yapıyor. Diallo çilek toplama işinde çalışıyor; Ndoye ve kocasının işleri ise bir meyve deposunda. Ndoyelerin iki çocuğundan küçüğü olan sekiz yaşındaki kızları, İspanya’da doğmuş ve okulda başarılı bir öğrenci.

Birçok ülkeden göçmenin alacakaranlıkta bir araya geldiği Lepe meydanı yakınlarında bir köşeyi dönerken, birine selam vermek üzere kolunu kaldırıyor Yusuf. Seslendiği genç adam da bir Malili. İbrahim, Yusuf’a nezaket kurallarına uygun bir şekilde Bambara dilinde cevap veriyor: Evet, geniş ailesi iyiymiş, çekirdek ailesi iyiymiş, kendisi de iyiymiş. İyi olmadığı gerçeği sayılmazsa, tabii. Başka bir ildeki hasat işinden Lepe’ye henüz dönmüş ve geceyi sokakta, karton bir kutuda geçirmiş.

Yusuf ile İbrahim birbirlerine bakıyorlar. “Hayır, aileme pek bir şey anlatmıyorum,” diyor İbrahim. “Erkek kardeşime para gönderiyorum. O da parayı herkesle paylaşıyor. Onları neredeyse 10 yıldır görmedim.” Sokakta birlikte dikilirken, tam olarak nasıl bir şeyin Mali’ye saygın bir şekilde geri dönebilecekleri duygusu verebileceği konusu üzerinde kafa yoruyorlar.

“İyi bir ev almaya yetecek para,” diyor İbrahim.

Yusuf, “Bir iş kurmaya yetecek para,” diyor. “Tarım sektöründe çok şey öğrendim.”

İbrahim, geceyi geçirmek için kapalı mekânda bir yatak bulması gerektiğini söylüyor. Yusuf ona göçmen barınağına uğramasını söylüyor. Yapının içinde Wi–Fi da var. O günün akşamında Yusuf tabletini kullanarak ailesine son çektiği Lepe fotoğraflarını gönderiyor. Fotoğrafları ailesine özel kılabileceği bir uygulama bulmuş. Bir oka tıkladığında piyano çalmaya ve görseller sırayla akmaya başlıyor: Yusuf sahilde, Yusuf parkta, Yusuf bir arabanın yanında.

Son birkaç fotoğrafta Yusuf bir ofis sandalyesinde oturuyor; üzerinde bir gömlek ve göğüs cebinde de bir kalem var. Güneş gözlükleri başının üzerinde. Bacaklarını yaymış. Kameraya bakıp gülümsüyor. Harika görünüyor.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Aitor Lara

Senegalli göçmenler Madrid’de, tarihi Plaza Mayor’un içinde; davulların çalındığı, şarkıların söylendiği, şükran dualarının edildiği bir sonbahar kutlamasının hazırlıkları için yapılan çalışma sırasında. İspanya’nın kentsel bölgelerindeki birçok Afrikalı, çalışma izni alamıyor. Popüler bir alternatif ise, polis geldiğinde çabucak toparlanabilecek örtüler üzerinde seyyar satıcılık. Bu tür satıcılara materolar, yani örtücüler adı veriliyor.

Aitor Lara

Francisco Braima Sanhá, etkin sulama sistemi ve seraların Endülüs bölgesini dönüşüme uğrattığı 1980’li yıllarda, aşçı olarak Gine–Bissau’dan gelmiş. Yabancı göçmenler arasında artık emektar sayılan 59 yaşındaki aşçı, barakasının etrafındaki sebze bahçesini kontrol ediyor. Çağdaş Endülüs tarım ekonomisi, Braima’nın ifadesine göre, söz konusu patlamayı “göçmenler sayesinde” yaşadı.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA