KASIM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Karanlıktan Çıkış

Richard Conniff

Steve Winter

26.11.2015

Karanlıktan Çıkış

Fotokapanın flaşı ve Mumbai kentinin ışıklarıyla aydınlanmış leopar, Hindistan’da, Sanjay Gandhi Ulusal Parkı’nın kıyısında dolaşıyor.

Kentlerin büyümesiyle yaşam alanları daralan leoparlar mahalle içlerine giriyor.

Karanlıkta oturmuş, leoparları bekliyoruz. Hindistan’ın gri metropolü Mumbai’nin ortasında 104 kilometrekarelik yeşil bir alanın, Sanjay Gandhi Ulusal Parkı’nın kenarından geçen bir patikanın kıyısındayız. Tam karşıdaki yüksek apartmanlar park sınırını kalabalıklaştırıyor. Saat 22.00.

Açık pencerelerden, yıkanan bulaşıkların ve yatmaya hazırlanan çocukların sesi taşıyor dışarıya. Uzaklardaki bir tapınaktan dini bir melodi yayılıyor. Gülüşen gençler, gümbürdeyen bir motosiklet. 21 milyon insanın büyük bir makine misali tıkır tıkır işleyişinin sesleri. Etrafımızdaki çalılığın bir yerlerinde leoparlar da bizimle aynı şeyi dinliyor. Seslerin kesilmesini bekliyor. Gözlüyor.

Park ve civarında 35 leopar yaşıyor. Günde kolaylıkla 15 kilometre yol kat edebilecek bir hayvana ortalama dört kilometrekare alan düşüyor burada. Kilometrekare başına 30 bin civarında insanla dünyanın en kalabalık kentsel alanları arasında yer alan mahallelerle çevrili aynı zamanda bu leoparlar. Yine de iyi durumdalar. Besinlerinin bir bölümünü parkta yaşayan benekli geyik ve diğer yabanıl hayvanlardan sağlıyorlar. Ama bu leoparların büyük bir bölümü de doğa ile uygarlığı ayıran o korunaksız sınırı aşıyor. Kent uykudayken, caddelere ve sokaklara süzülerek kedi, köpek, domuz, sıçan, tavuk ve keçileri, insanoğlunun yol arkadaşlarını avlıyorlar. İnsan yedikleri de oluyor, ama nadiren.

Leopar insanlardan korkuyor ve bunun da sağlam bir nedeni var. İnsanlar tutarsız birer tanıdık onlar için. Bazı durumlarda leopara hayranlık duyuyor, kurtarıyor ve hatta saygı gösteriyor, bazen de aşağılıyor, silahla vuruyor, tuzak kuruyor, zehirliyor, asıyor ve hatta tuzağa düşmüş bir leoparı gaz yağına bulayıp bir kibrit çakıyor ve hayvan bir ateş topu halinde kıvranıp dönerek –yeterince hızlı olmayan bir şekilde– ölürken sakin sakin videoya çekiyor. Doğa korumacılara göre leopar, dünyanın en fazla işkence edilen büyük kedisi.


Hindistan, Batı Bengal, Temmuz 2012. Orman bekçileri bir leopar saldırısı sırasında yaşanan kargaşayı yatıştırmaya çalışıyor. Hayvan, sakinleştirilene kadar altı kişiyi yaralamıştı. [Fotoğraf: AFP/Getty Images]

Buna rağmen leopar bizim gölgemiz, neredeyse yoldaşımız konumunda. Başka şansları da yok aslında. İki büyük leopar merkezi olan Sahra–altı Afrika ve Hint yarımadası, dünyanın en kalabalık bölgeleri arasında. İnsan sayısındaki artışın, daha şimdiden leopar yayılım alanlarını Afrika’da yüzde 66, Avrasya’da yüzde 85 azalttığı tahmin ediliyor, üstelik bu kaybın büyük bölümü son 50 yılda yaşandı. Ve artık çoğu yerde leoparın yaşamını sürdürebileceği alanlar insanlarla yan yana.

Diğer büyük kedilerin aksine, leoparlar belli bir noktaya kadar duruma adapte olabiliyor. Örneğin, bokböceğinden oklukirpiye ve 900 kiloluk elanda kadar hey şeyi yiyebiliyorlar. Kalahari Çölü’nde 43 derece sıcaklıkta ya da Rusya’da eksi 25 derecede yaşayabiliyorlar. Hindistan sahillerindeki mangrov bataklıklarında ya da Himalayalar’da 5 bin 200 metre yükseklikte çoğalabiliyorlar. Göze batmama dehasıyla bir araya gelen bu adaptasyon becerisi, aynen Mumbai’de olduğu gibi, leoparların insanlar arasında yaşama yeteneğine sahip oldukları anlamına geliyor. Burada sorulması gereken asıl soru ise insanların leoparla yaşamayı öğrenip öğrenemeyeceği. Uzun ve karmaşık ilişkimiz, birçok başka şey gibi Afrika’da başlamış. Leopar genç bir tür: Günümüzdeki şeklinde, 500 bin yıl önce gibi görece yakın sayılabilecek bir dönemde ortaya çıkmış. O da bizim gibi, Afrika’nın güney ucundan Rusya’nın Uzak Doğu’suna, batıda Senegal’e ve güneydoğuda Endonezya’ya kadar yerkürenin büyük bir bölümüne yayılmış. Aslanları ve diğer rakipleri uzaklaştırma yeteneğimizden yararlanmak ve daha sonra da büyükbaş hayvanlarımızı avlamak için ilk insanların peşinden gitmiş olabilir. Ya da belki öldürdüğü hayvanlardan ne kadarını bulabilirsek artık, silip süpürmek için biz onun peşinden gitmiş olabiliriz. (Leoparlar, öldürdükleri hayvanları çalıların arasına veya ağaç tepesine saklama ve biraz uzaklaşıp dinlendikten sonra yemek üzere geri gelme alışkanlığı nedeniyle, diğer etoburlara oranla avlarından başkalarının da faydalanması konusunda dezavantajlı.)

Leopar, yırtıcı davranışıyla primat akrabalarımızın da genomlarına kazınmış. Daha önce hiç leopar görmemiş maymunlar bile benekli sarı postuna hemen dikkat kesiliyor. Merak yüklü bir panik ve çekim duygusuyla birlikte biz de aynı şeyi yapıyoruz. Bu çelişki, “leopar” kelimesiyle yapılan bir aramada bulunan zıt haber başlıklarında da kendini gösteriyor. Genelde sevecen bir başlık (“Yeni Doğan Leopar Yavruları Tarih Yazdı, Kalbimizi Eritti”), şiddet yüklü bir başlık (“Junnar’da Bir Leopar Saldırısı Daha”) ve modaya dair çekici bir başlık (“Gisele Bündchen Leopar Desenli Bikinisiyle Kosta Rika’yı Sallıyor”) çıkıyor karşımıza.

Steve Winter

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, Cederberg Wilderness’ta kurulan fotokapan, bir Cape leoparı yavrusunun dikkatli bakışını saptamış. Ayrı bir alttür olarak sınıflandırılmamış olmasına rağmen, bu çekingen dağ kedisinin boyutu savanalardaki akrabalarından daha küçük.

Steve Winter

Yaban hayatı görevlileri bu leoparı Kuzey Hindistan'daki Corbett Ulusal Parkı'ndaki bir tuzağa yakalanmış halde bulmuş. 703 tane koruma alanının 1,3 milyar insanla aynı toprağı paylaştığı bir ülkede insanlarla yaban hayatı arasındaki çatışmalar kaçınılmaz oluyor.

Meril Darees ve Manon Moulis, Biosphoto

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Sabi Sand Av Hayvanı Koruma Alanı’nda genç bir leopar, annesi tarafından öldürülüp ağaca taşınan impalayı yiyor. Ağaçta saklama yöntemi, yiyecekleri ve yavruları sırtlanlardan ve diğer rakiplerden koruyor.

Steve Winter

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, Durban yakınlarında düzenlenen Hıristiyan Zulu törenlerinde giyilen değerli postlara yönelik talep kaçak avcılığı tetikliyor. Koruma grubu Panthera, yabani kedileri korumak için suni postu teşvik ediyor.

Steve Winter

Altı–yedi aylık bir yavru Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Sabi Sand Av Hayvanı Koruma Alanı’nı köylerden ve çiftlik hayvanları otlaklarından ayıran çit boyunca geziniyor.

Steve Winter

Mumbai sakinleri leoparlarla tamamen aynı yollardan geçiyor.

Steve Winter

Sri Lanka'nın Yala Ulusal Parkı'nda, av bolluğu ve rekabet yokluğun nedeniyle bolca leopar bulunuyor. Turistler hem gündüz, hem de gece ortalıkta olan hayvanları görmek adına bölgeye akın ediyor.

Steve Winter

15 Temmuz 2012 gecesi, Sanjay Gandhi Ulusal Parkı’nda bir leopar yedi yaşındaki bir kızı öldürmüştü. İyi ışıklandırılmış alanlarda kalabalıkla birlikte hareket etmek köylülerin karanlık basınca güvende hissetmesini sağlayabilir.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Limpopo Bölgesi’nde bir sığır yetiştiricisini ziyaret ediyorum bir gün. Altmışlı yaşlarında, iriyarı, sıcakkanlı bir adam. Kısa kollu gömleği, yeşil şortu ve diz altına kadar çıkan yeşil çoraplarıyla izci gibi giyinmiş. Sehpasının üzerinde pek çok satır altı çizilmiş bir Kral James İncili, duvarda ise küçük, düzgün bir kurşun deliği olan bir leopar kafatası duruyor.

“Bu hayvana çok düşkünüz,” diye başlıyor söze. “Çok güzel bir hayvan! Ama onunla aynı yerde olmak zor. Doğal avı niteliğinde olan bol miktarda hayvanımız var; düğmeli domuz, babun, yabandomuzu; doğal avlar.” Ama buna rağmen leoparlar buzağıları kapmakta ısrarlı.

Değerli bir tür olan Brahman sığırlarının doğum ve ölümlerini kaydettiği soy kütüğünü açıp, öldürülenleri saymaya başlıyor. Son 18 ay içinde aşağı yukarı altı haftada bir ölüm yaşanmış. Çiftçi buzağı başına kaybını 2 bin dolar olarak tahmin ediyor. “Çok deneyimli iz sürücülerimiz var, leoparın genç bir dişi mi yoksa yaşlı bir erkek mi olduğunu anlıyor. Genelde leopar iki günlüğüne geri geliyor.”

İz sürücülerin kullanılması –ve sehpanın üzerindeki kafatası– elinde tüfeğiyle öldürmek üzere saldırganı bekleyen birilerini akla getiriyor. Ama çiftçinin söylediği tek şey, “Bu hayvanlarla bir arada yaşarken, onlar hakkında konuşmamanız gerekiyor çünkü onlara bir şey yaparsanız tutuklanıp hapse atılma olasılığı var.” (Güney Afrika yasaları hem hapis cezası hem de para cezası uyguluyor ama cezalar neredeyse her zaman hoşgörülü oluyor.) “Bazı insanlar her yıl yüzlercesini öldürüyor,” diye konuşuyor. “Silahla vuruyor, bir çukura tıkıyor ve üzerine benzin döküp bir kibrit atıyorsunuz, bu kadar basit.”

Bazen de leopar postu ticaretinin itici gücü –şaşırtıcı bir şekilde– büyük oranda ibadet oluyor.


Güney Afrika'daki Sabi Sand Av Hayvanı Koruma Alanı'nda bir leopar avını korumak için bir ağaç dalına çıkarmış. Bu büyük kediler maymun ve antiloplar gibi ufak avları tercih etse de kendilerinin birkaç katı büyüklüğündeki hayvanları da avlayabiliyorlar. 

Temmuz ayında güneşli bir Pazar günü. Doğudaki KwaZulu–Natal bölgesinde inanç sahibi binlerce insan, borazan sesleri ve davullara yavaş yavaş vurulan iki litrelik gazoz şişelerinin temposu eşliğinde kutsal bir tepeye doğru yalın ayak hac yürüyüşü yapıyor. Bekâr kadınlar çıplak göğüslerine çaprazlama takılmış boncuklu bantlar içinde yürüyor. Siyahlara bürünmüş evli kadınlar siyah şemsiyelerini borazanların ritmiyle havaya kaldırıyor. Ama asıl gösteriyi erkekler yapıyor. Aşağı yukarı bin 200 kadar erkek omuzlarına leopar postu atmış, alınlarına, pazularına, bellerine ve ayak bileklerine bantlar takmış olarak geçiyor.

Erkekler, çayırda monoton müzik eşliğinde dans etmeye başlıyor. Bir Zulu savaş hattı görünümünde, av peşinde ilerlermiş gibi hareket ediyorlar. Hafif çömelmiş olarak, yavaş adımlarla ilerliyor, sonra bir bacaklarını havaya kaldırıp yere vurarak toz bulutu kaldırıyorlar. Zulu geleneği üzerine kurulmuş yüzyıllık Hıristiyan tarikatı Nazareth Baptist (“Shembe”) Kilisesi için dans, bir tapınma ve meditasyon biçimi. Kostümler de önemli. Geçmişte Zulu soyluları, gücü sembolize etmek ve tebaalarını etkilemek için leopar postlarını kuşanıyordu. Shembe erkekleri –muhasebeciler, avukatlar, bürokratlar ve tüccarlar– leopar postunun kendilerini tanrıya ve atalarına yakınlaştırdığını söylüyor. Kedi korumacıları, birkaç yıl önce festivali tesadüfen gördüklerinde dehşete düşmüş. İçlerinden biri etkinliği, “yeryüzünün en büyük yaban hayatı kaçakçılığı gösterisi” olarak adlandırıyor. Tahmini 7 bin bireylik, azalan bir leopar popülasyonunun bulunduğu ülkede bu kadar post görmek elbette kötü. Ama bir de kullanım sonucu eskiyip kıvrılan derilerin beş–altı yılda bir yenilenmesi gerekliliği var. Büyüyen kilise cemaatinin her yıl çeşitli etkinliklere katıldığı düşünülürse, talebi durdurabilecek tek şey türün yok olması.

Kedi koruma grubu Panthera’dan leopar araştırmacısı Tristan Dickerson için ilk katıldığı hac etkinliğindeki umut verici tek işaret, kalabalıkta gördüğü taklit postlar olmuş. Çoğu, üzerine beceriksiz bir şekilde leopar beneklerinin çizildiği impala derisiymiş. Bu da ona daha iyi bir suni post yapma fikri vermiş. Vinleks bir zemin üzerine tüylü bir kumaş kullanarak gerçek post renklerinde bir tasarım geliştirmiş.

“Sahte Rolex etkisi yaratmayı amaçlıyorum,” diyor Dickerson. Shembe liderleri bu projeyi desteklemiş. Şu sıralar yerel bir atölye, “Yaşam İçin Kürk” markası altında suni post üretiyor. Kilise üyelerine 9 bin suni postu bedava dağıtan Panthera talebi karşılamakta zorlanıyor.

Benim ziyaret ettiğim o Pazar günü açıkça satılan tek bir gerçek post var. Leoparın vücudunun ön yarısından yapılmış pelerinin fiyatı 390 dolar, arka yarısından yapılan ise 425 dolar. Kişi başına düşen milli gelirin 13 bin doları bulmadığı bir ülkede bu rakamlar ciddi bir para. Erkeklerden biri, taklit postların beyazların Zulu geleneklerini köreltme yollarından biri olduğunu söylüyor. Bir başkasının şikâyeti ise, impala gibi gerçek hayvan derisinin kullanıldığı taklitlerin, ataları açısından vinleksten yapılanlardan daha kabul edilebilir olacağı yönünde. Buna rağmen çoğu kişinin suni post almak istediği anlaşılıyor. Dickerson, Shembe buluşmalarında yer alan leopar postlarının yüzde 30–40’ının artık Panthera suni postu olduğunu hesaplıyor. İki yıl öncekinden yüzde 5–10’un üzerinde bir yükseliş göstermiş olması leopara karşı sevgi duyulduğuna, hatta tolerans gösterildiğine dair bir işaret değil belki ama öldürülmelerine neden olan şeylerden birinin eksilmiş olduğu anlamına geliyor.


Mumbai’ye yukarıdan bakan bir tepede insanların açtığı su kuyusu, Sanjay Gandhi Ulusal Parkı içinde ve civarında yaşayan tahmini 35 leopardan birini buraya çekmiş.

Hindistan, kalabalık bir dünyada hayatta kalmak için gerçek bir sınav –ve belki de bir model– olabilir, çünkü burada çok sayıda leopar, koruma alanlarının dışında ve insanlara inanılmaz yakın yaşıyor. “Adam yiyen leopar” terimi İngilizceye, Hindistan (ve İngiliz avcı–yazar Jim Corbett) tarafından yerleştirilmiş olsa da, burada leopara gösterilen tolerans oldukça fazla. Aslında bu yanlış bir tanımlama: Leopar saldırılarının kurbanları genelde kadınlar ve çocuklar. Erkekler boyutları nedeniyle daha zorlu bir hedef. Saldırılar çoğu kez tuvalet ihtiyacı için çalılıkların arasına girildiğinde gerçekleşiyor. Ve tuvalet ihtiyacını ayakta gideren erkekler sağ kalma konusunda daha avantajlı.

Aslında insanlara karşı saldırılara görece az rastlanıyor. Hindistan’da uygarlık yüzünden ölmek yaban hayatına bağlı nedenlerle ölmekten çok daha kolay: Ülke çapında her gün 381 kişi trafik kazasında, 80 kişi demiryollarında, 24 kişi de elektrik çarpması sonucu yaşamını yitiriyor. Ancak leopar saldırıları nedeniyle yaşanan ölümler manşetlere çıkıyor. Bunun bir nedeni de böyle bir ölümün olağandışı olması ve insan ruhundaki ilkel bir duyguya dokunması.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Aralık 2015 sayısında veya iPad/iPhone/Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Steve Winter

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, Cederberg Wilderness’ta kurulan fotokapan, bir Cape leoparı yavrusunun dikkatli bakışını saptamış. Ayrı bir alttür olarak sınıflandırılmamış olmasına rağmen, bu çekingen dağ kedisinin boyutu savanalardaki akrabalarından daha küçük.

Steve Winter

Yaban hayatı görevlileri bu leoparı Kuzey Hindistan'daki Corbett Ulusal Parkı'ndaki bir tuzağa yakalanmış halde bulmuş. 703 tane koruma alanının 1,3 milyar insanla aynı toprağı paylaştığı bir ülkede insanlarla yaban hayatı arasındaki çatışmalar kaçınılmaz oluyor.

Meril Darees ve Manon Moulis, Biosphoto

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Sabi Sand Av Hayvanı Koruma Alanı’nda genç bir leopar, annesi tarafından öldürülüp ağaca taşınan impalayı yiyor. Ağaçta saklama yöntemi, yiyecekleri ve yavruları sırtlanlardan ve diğer rakiplerden koruyor.

Steve Winter

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, Durban yakınlarında düzenlenen Hıristiyan Zulu törenlerinde giyilen değerli postlara yönelik talep kaçak avcılığı tetikliyor. Koruma grubu Panthera, yabani kedileri korumak için suni postu teşvik ediyor.

Steve Winter

Altı–yedi aylık bir yavru Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Sabi Sand Av Hayvanı Koruma Alanı’nı köylerden ve çiftlik hayvanları otlaklarından ayıran çit boyunca geziniyor.

Steve Winter

Mumbai sakinleri leoparlarla tamamen aynı yollardan geçiyor.

Steve Winter

Sri Lanka'nın Yala Ulusal Parkı'nda, av bolluğu ve rekabet yokluğun nedeniyle bolca leopar bulunuyor. Turistler hem gündüz, hem de gece ortalıkta olan hayvanları görmek adına bölgeye akın ediyor.

Steve Winter

15 Temmuz 2012 gecesi, Sanjay Gandhi Ulusal Parkı’nda bir leopar yedi yaşındaki bir kızı öldürmüştü. İyi ışıklandırılmış alanlarda kalabalıkla birlikte hareket etmek köylülerin karanlık basınca güvende hissetmesini sağlayabilir.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA