AĞUSTOS SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

İpek Yolu’nun Cinleri

Paul Salopek

John Stanmeyer

13.12.2017

 

İpek Yolu’nun Cinleri

Özbekistan, Dörtgöl’de, eski İpek Yolu üzerinde yapılmış otoyolun kenarında, geleneksel bir kürk manto rüzgârda dalgalanıyor. İpek Yolu, tek bir yol değil, Doğu Yarıküre’nin büyük bölümünü kaplayan ticari rotalardan oluşan bir yollar ağıydı.

Ünlü ticaret rotasında geçen 2 bin 400 kilometrelik yürüyüş, tüm dünyanın Orta Asya’da buluştuğu dönemi yeniden yaşatıyor.

Su. Temiz, tatlı, içilir su.

Üç yılı aşkın süredir suyun peşindeyim. Dünyayı bir ucundan diğer ucuna yürüyerek geçiyorum. Taş Devri’nde yeryüzünü keşfe çıkan ilk insanların bıraktığı belli belirsiz izlerin üzerinden gidiyorum. Yolculuğumun başlangıç noktası Etiyopya’da, develerin su içtiği bir göletten, çamurlu bir tuzlu su birikintisine yürüdüm. Arabistan’ın Hicaz Çölü’nde bir vahadan diğerine ağır ağır ilerledim. Kafkaslar’ın soğuk doruklarında, her yanım tonlarca suyla, donup kaya gibi sertleşmiş yaşamsal sıvıyla dolu olduğu hâlde susuz kaldım.

Ama daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmedi: Zula yapılmış ikmal suyumu birisi bulup talan etmiş. Önümdeki sığ çukurda bir zamanlar 60 litre kadar değerli su vardı. Benim suyum. Yakıcı rüzgârda belli belirsiz sallanan boş su kaplarından gözlerimi alamıyorum.

Cinler Kızılkum’da suyumu çaldı.

Cinler mi?

Onlar, bozkır göçerlerine göre, Orta Asya’nın uçsuz bucaksız ufuklarını kendilerine mesken tutarak yolcuya kâh eziyet eden, kâh yardım eli uzatan gezgin ruhlar. Çizgiromanvari popüler kültürde lambaların ya da şişelerin içine hapsolmuş türbanlı iblisler olarak betimlendikleri Batı’da genie (okunuşu “cini”) olarak bilinen cinler, bölge çobanlarının söylediğine göre geceleri yüzlerce kilometre uçabiliyor ya da yılana veya kurda dönüşebiliyor. Marco Polo, Batı Çin’deki Lop Nur Çölü’nü geçtiği sırada karşılaştığı kurnaz bir cinin, kervandakilere isimleriyle seslendiğini söylüyor: “Böylece yolcu yanlış yöne gidiyor ve bir daha asla kervanı bulamıyor. Bu yolla çok kişi kayıplara karışıyor.”

Peki Kızılkum nerede?

Kazakistan’dan Güney Özbekistan’a kadar uzanıyor. Bu kötü şöhretli çöl, 2 bin 200 yılı aşkın bir süre boyunca tarihin en ünlü ticaret yolu özelliği taşıyan İpek Yolu’ndaki kervanların saflarını kırdı. Bugün dahi, yakıcı güneşten kıskacı ve dikenli çalıları, yolculuk esnasında muazzam bir engel oluşturuyor. En azından beni engellediği kesin.

“Çobanları suçlama,” diyor rehberim Aziz Kalmurado. Gururlu bir Özbek o. Ama onun bile şaşırdığını anlıyorum. “Su çalmak burada büyük bir suçtur,” diyerek, yağmalanan depomuzun yanına çöküyor. “Kimse cesaret edemez.”

Çobanlar değilse o zaman kim?

Kalmuradov ile birlikte alev alev yanan pembe bir kumula tırmanıyoruz. İki günlük yürüyüş mesafesindeki ünlü vaha kenti Buhara’dan yardım istemek için uydu telefonunu kullanıyoruz. Oturuyoruz. Ufuktaki yangını izliyoruz. Bekliyoruz.

Sekizinci yüzyılda, kuzeydoğumuzda kalan Turfan adlı Çin kasabası yakınlarında, bir tüccar 11 yaşındaki köle kız için 40 top ham ipek ödemişti. O tarihten bin yıl önce güneydoğu yönünde, Büyük İskender, askerlerin deri çadırlarının birbirine eklenmesiyle yapılan uyduruk sallarla Amuderya (Ceyhun) Nehri’ni geçtiğinde fetih mirasını tehlikeye atmıştı.


Çocuklar, Kazakistan’ın Aktau kentinde, yeryüzünün en büyük gölü olan Hazar Denizi’ne doğru uzanan eski bir iskele üzerinde oyun oynuyor. Kazakistan’ın çok eskilerden bu yana yegâne liman kenti olan Aktau, ülkenin ticaret rotalarını Rusya, Azerbaycan, İran ve Türkiye’ye bağlıyor.

Bugün dört bir yanımızda, Pekin’in bir trilyon dolar dökerek inşa ettiği, tüm Avrasya’yı kapsayacak modern İpek Yolu ticaret ağı inşaatı var. Bir yudum su için neler verirdim? Bu İpek Yolu anı kaç yaşında?

Güneş krom rengi gökyüzünde batıyor. Gece yarısını epey geçe, bir ışık huzmesi Kızılkum’un mat karanlığında varoluşa göz kırpıyor. Etrafımızda dönmeye başlıyor, önce yakın, sonra uzak, sonra yeniden yakın. Şakacı bir çobanyıldızı. “Kurtarma aracımız kayboldu,” diye kızıyor Kalmuradov. Kafa lambasını hızla ışığa doğru sallıyor. Oysa ben işin aslını biliyorum. Ama dili damağı kurumuş ağzımı açmıyorum. Cinlerin işi bu.

Bilinen İpek Yolu mitlerine birkaç kullanışlı ilave: Aslında yol değildi.

Karayolu olmaktan çok yaygın bir ağdı. Klasik dünyanın iki önemli ekonomi merkezi Hanların Çin’i ile Romalıların Akdeniz’ini birbirine bağlayan binlerce deve yolu, dağ geçidi darboğazı, kuleli kervansaray, nehir pazarı, liman ve tek başına dikilen üst üste koyulmuş taşlardan, çöl işaretlerinden (yolu bulmak için birbirlerinden görme mesafesinde yerleştiriliyorlardı) oluşan, sürekli değişim hâlinde bir keşmekeşti. Aracı imparatorluklarının zenginleştiği Orta Asya’daki coğrafi kavşaklarda, İpek Yolu’nun malları merkezden çevreye doğru tüm yönlere akıyordu.

Kuzeyde Rus beyliklerine. Güneyde Acemistan ve İndus’a. Batıda Konstantinopolis’e. Doğuda Şian’a. Bu ticari ağ, Afrika ve Güneydoğu Asya gibi uzak noktalara kadar ulaşarak on milyonlarca yaşamı birbirine bağlıyordu.

İpek Yolu, steplerde açılmış bir deve yolu değildi. O bir fikirdi; küreselleşmenin prototipiydi.

İpek sadece markasıydı.

İpek Yolu’nun geniş dağıtım sisteminin her yanında, bin bir ürün deve sırtlarında salınarak ilerliyordu. Çin barutu. Venedik camı. Semerkand kağıdı. Kar parsı postu. Porselen. Levanten altını. Egzotik hayvanlar. (Bir defasında Hive Hanı Acemistan’dan iki manda ısmarlamış ve Orta Asya çöllerinden geçirilip surlarla çevrili şehrine getirilmesini istemişti.) Ve elbette Tanrı: Budizm, Hıristiyanlık ve İslam dinlerinin her biri İpek Yolu’nda yerini almıştı. Cebir gibi devrim niteliğindeki icatlar da... Hıyarcıklı veba da... (Uzmanlar Kara Ölüm’ün Avrupa’yı ilk kez, Kırım’daki Kefe kentini kuşatan Moğolların, hastalıktan ölen askerlerini mancınıkla şehir surlarından içeri fırlatmasıyla vurduğuna inanıyor.) Buna rağmen, en çok hatırımızda kalan şey ipek: Suya vuran Ay gibi titreşen tiril tiril kumaş. Çinlilerin bu buluşu Romalı seçkinlerin öyle hoşuna gitmişti ki satın almak için neredeyse imparatorluklarını çökertmişlerdi. Bazı şeyler hiç değişmiyor.

Eski İpek Yolu hakkında gerçekten “eski” olan pek az şey var.

Günümüzde Müslüman Orta Asya –İpek Yolu tarihinin geçtiği arka plan– küresel haber akışında yer almayan unutulmuş bir köşe gibi duruyor olabilir. İpek Yolu’nun eski kervan güzergâhları üzerinde yer alan az nüfuslu, az gelişmiş, büyük oranda otoriter eski Sovyet cumhuriyetleri –Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan– dış dünyadan fazla ilgi görmüyor. Buraya gelenler nostaljik turistler, Kolomb’dan çok daha önce zayıflayan İpek Yolu’nun görkemine çekilen romantikler. Ancak bu köhne şöhret yanıltıcı. Asırlar önce, güçlü imparatorlukların İpek Yolu zenginliklerinin denetimini ele geçirmek için mücadele etmesi gibi, Asya’nın merkezi 21. yüzyıl jeopolitiğinin öncü cephesi olmayı sürdürüyor. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya bu stratejik bölgede kendi çıkarları için yarışıyor. Köktenci Müslüman teröristlerle mücadele etmeye, kârlı ticari koridorlar oluşturmaya, enerji rezervlerine erişim elde etmeye çalışıyor.

John Stanmeyer

İşsiz kalan petrol işçisi İslambek Akhmaghambetov, Kazakistan’ın petrol zengini Mangıstav bölgesinde kamyoncuların mola verdiği lokantada bir şeyler atıştırıyor. Petrol, eskiden İpek Yolu’nda alınıp satılan çok sayıda emtianın yerine geçti ama fiyatların düşmesi istihdamda da düşüş yarattı.

John Stanmeyer

İki erkek kardeşle eşleri, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’teki düğün salonunda görkemli bir törenle evlenmeyi bekliyor. Şimdiki başkent, uzun bir süre boyunca İpek Yolu’ndan geçen kervanların mola yeri olmuştu.

John Stanmeyer

Gelinlerin yüzlerini ilk kez gösterdiği Kazak töreni betaşar sırasında dua eden kadınlar elleriyle gözlerini kapamış. Düğünler, damadın ailesinin gelini kabul etmesi için aileler arasında yapılan pazarlık yüzünden saatler boyu süren bir etkinlik hâline geliyor.

John Stanmeyer

Sovyet döneminden kalma yolcu uçağı, eski İpek Yolu üzerindeki mola yerlerinden Özbekistan’ın Andican kentinde bir kafenin önünde yükseliyor. Kent 2005’te hükümet tarafından gerçekleştirilen bir katliama sahne olmuş, ülkenin ekonomik ve politik durumunu protesto eden kalabalıklara ateş açan askeri birlikler 700 kişiyi öldürmüştü.

John Stanmeyer

İpek Yolu üzerindeki ara duraklardan Özbekistan’ın Margilan kentindeki Elişi Geliştirme Merkezi’nde kadınlar ipek dokuyor. Merkez, halı dokumacılığı, kumaş baskısı ve nakış gibi el işlerini korumak ve canlandırmak amacıyla 2007’de kurulmuş. İpekböceği yetiştirme ve kumaş yapımı kursları da var.

John Stanmeyer

Semerkand’daki Efrâsiyâb Müzesi’nin bronz develeri, kentin uzun ticaret geçmişini onurlandırıyor. Yüzlerce yıl boyunca Doğu ile Batı arasındaki en hareketli ve sofistike kavşaklardan biri olan Semerkand, ürün ve fikir değiştokuşu yapmak için buraya gelen tüccarlar ve entelektüeller için bir çekim merkeziydi.

John Stanmeyer

Özbekistan’ın Hive kentindeki evinde henüz sünnet olmuş beş yaşındaki Beknur Bakhtiarov, hediye getiren arkadaşları ve akrabaları arasında. Gün, herkesin katıldığı resmi bir buluşmayla başlayıp eğlenceyle sona ermiş.

Cinlere gelince, ipeğin eğrilmeye başlanmasından bile eski zamanlardan beri Orta Asya’nın coğrafyasını efsunluyorlar. İslami geleneğe göre melekler nurdan, insanlar çamurdan, cinler ise dumansız ateşten yaratılmış. Cinlerin kendi kralları, kentleri ve kervanları var. Göze görünmüyorlar; sonra birden görünür oluyorlar. Demiri sevmiyorlar. Boş evleri kendilerine mesken tutuyorlar. (Oralarda uyumayın.) Çoğu, bizim kötülüğümüzü istiyor. Steplerde tuhaf bir çobana rastlarsanız ayaklarına bakın: Eğer ayakları arkaya dönükse o kişi cindir.

Orta Asya’daki yürüyüşüm Kazakistan’ın Hazar kıyısındaki liman kenti Aktau’da başlıyor. Yanımda iki ilginç rehber var. Eski Kazak hâkim Daulet Begendikov her gece step kurtlarını (ve cinleri) kovmak için işaret tabancasıyla yıldızlara doğru ateş ediyor. Helal et kasabı sahibi Talgat Omarov öyle dindar ki fotoğrafının çekilmesine izin vermiyor. Ne zaman fotoğraf makinesini elime alsam yük atının arkasına saklanıyor. (Kuran’ın muhafazakâr yorumları sureti yasaklıyor.)

Mayısta Kazak stepleri bir diptikon’a süzülüyor imbikten: arkada lapis mavisi gökyüzü, önde bir sıra klorofil yeşili. Gündoğumundan günbatımına kadar soluk yeşil bir pusun içinde bacaklarımız yokmuş gibi yürüyoruz. 1,3 milyon kilometrekarelik yeşillenmekte olan bir ot denizi bu. Açık parmaklarımızı parlayan tomurcukların arasından tırmık gibi geçiriyoruz. Vahşi aygırlar yorgun yük hayvanlarımıza saldırıyor. İşe yaramayan ceptelefonlarımıza bakıp sevgi mesajı görmeyi umuyoruz. Ve daha ilk gün İpek Yolu’nun yeni ipeğiyle karşılaşıyoruz: Hidrokarbon.

Kazakistan dünyanın en büyük 15. ham petrol üreticisi ve önemli bir doğalgaz tedarikçisi. Binlerce kilometrelik boru hattı, batısındaki çayırlarda deli gibi döneniyor. Bu çelik tüpleri aşmak olanaksız. Ağır ağır ilerleyen kervanımıza iki seçenek sunuyor: Ya sola dön, ya da sağa. Böyle keskin açılar yaparak ilerleyince, kimsesizliğiyle ürpertici bir otomatik petrol yatağının pompalarına, kuyu ağızlarına, toplama istasyonları ve gaz alevine yöneliyoruz. Karakuduk petrol yatağının kısa geçmişi, Orta Asya’nın ekonomik geleceğini minyatür boyutlarda tanımlıyor.


Eski İpek Yolu merkezlerinden Semerkand’ın tam ortasındaki Registan Meydanı, artık bir Dünya Miras Alanı. Meydanın ortaçağ mimarisinin onlarca yıl önce, Sovyetler Birliği döneminde başlayan restorasyonu hâlâ sürüyor.

Sovyetler Birliği’nin parçalanmasının ardından Amerikan şirketi Chaparral Resources tarafından keşfedilip geliştirilen petrol yatağı –gerçeküstü denecek kadar ücra bir köşede, çim denizine demir atmış endüstriyel bir tesis– Rus petrol devi Lukoil tarafından satın alınmış, daha sonra da Çin şirketi Sinopec’e geçmişti. Washington’ın Afganistan’da askeri birlikleri olabilir. Moskova, Avrasya Ekonomik Birliği sayesinde bölgede tekrar güçlenmeyi istiyor olabilir. Ancak orijinal İpek Yolu’nun itici gücü Çin, Orta Asya’nın en büyük gücü olarak burada da ortaya çıkıyor. Pekin, petrol yataklarının yanı sıra dünyanın en büyük altyapı projesine yatırım yapıyor. Kuşak ve Yol Girişimi, 60 ülkeye değerek Eski Dünya tüketici marketlerini birbirine bağlayan limanlar, tren yolları, otoyollar ve telekomünikasyon sistemleri kurmayı hedefliyor. Yeni İpek Yolu, Çinli.

“Nasıl geldiniz buraya?” diye soruyor, Sinopec’in şaşkın müdürü Mr. Liu. Petrol yatağının kontrol odasındayız. “Çay içer misiniz?”

Ancak Mr. Liu aslında çayı düşünmüyor. Kafeteryayı istila eden vahşi görünümlü üç pasaklı adamın ne kadar tavuk köftesi, patates püresi, erik suyu ve elmalı kek tükettiği de umurunda değil. Yok. Mr. Liu güvenlik konusunda endişeli.

Dairesel olarak yerleştirilmiş olan karmaşık hareket sensörlerinin tek bir tanesini bile harekete geçirmeksizin, petrol yatağının 15 kilometre çeperindeki güvenlik merkezini delmişiz.

Şirket korumalarından biri tesisten çıkana kadar bize kibarca eşlik ediyor. Uzun bir süre arabasının yanında durarak, ışıklı Kazak ovasına doğru ilerleyişimizi izliyor. Kümülonimbüs bulutları, sarı günbatımında mor eteklerini sürüklüyor. Karakuduk’un tulumlu tutsakları için bizler ciniz.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Aralık 2017 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

John Stanmeyer

İşsiz kalan petrol işçisi İslambek Akhmaghambetov, Kazakistan’ın petrol zengini Mangıstav bölgesinde kamyoncuların mola verdiği lokantada bir şeyler atıştırıyor. Petrol, eskiden İpek Yolu’nda alınıp satılan çok sayıda emtianın yerine geçti ama fiyatların düşmesi istihdamda da düşüş yarattı.

John Stanmeyer

İki erkek kardeşle eşleri, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’teki düğün salonunda görkemli bir törenle evlenmeyi bekliyor. Şimdiki başkent, uzun bir süre boyunca İpek Yolu’ndan geçen kervanların mola yeri olmuştu.

John Stanmeyer

Gelinlerin yüzlerini ilk kez gösterdiği Kazak töreni betaşar sırasında dua eden kadınlar elleriyle gözlerini kapamış. Düğünler, damadın ailesinin gelini kabul etmesi için aileler arasında yapılan pazarlık yüzünden saatler boyu süren bir etkinlik hâline geliyor.

John Stanmeyer

Sovyet döneminden kalma yolcu uçağı, eski İpek Yolu üzerindeki mola yerlerinden Özbekistan’ın Andican kentinde bir kafenin önünde yükseliyor. Kent 2005’te hükümet tarafından gerçekleştirilen bir katliama sahne olmuş, ülkenin ekonomik ve politik durumunu protesto eden kalabalıklara ateş açan askeri birlikler 700 kişiyi öldürmüştü.

John Stanmeyer

İpek Yolu üzerindeki ara duraklardan Özbekistan’ın Margilan kentindeki Elişi Geliştirme Merkezi’nde kadınlar ipek dokuyor. Merkez, halı dokumacılığı, kumaş baskısı ve nakış gibi el işlerini korumak ve canlandırmak amacıyla 2007’de kurulmuş. İpekböceği yetiştirme ve kumaş yapımı kursları da var.

John Stanmeyer

Semerkand’daki Efrâsiyâb Müzesi’nin bronz develeri, kentin uzun ticaret geçmişini onurlandırıyor. Yüzlerce yıl boyunca Doğu ile Batı arasındaki en hareketli ve sofistike kavşaklardan biri olan Semerkand, ürün ve fikir değiştokuşu yapmak için buraya gelen tüccarlar ve entelektüeller için bir çekim merkeziydi.

John Stanmeyer

Özbekistan’ın Hive kentindeki evinde henüz sünnet olmuş beş yaşındaki Beknur Bakhtiarov, hediye getiren arkadaşları ve akrabaları arasında. Gün, herkesin katıldığı resmi bir buluşmayla başlayıp eğlenceyle sona ermiş.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA