MAYIS SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Dönüşü Olmayan Nokta

Mark Jenkins

Cory Richards

30.9.2015

Dönüşü Olmayan Nokta

Diş biçimli sivri kayalarla yolu kesilen Mark, Hkakabo’nun karlı zirvesine giden sırttan geri dönüyor. Ekip, yola devam etmesi durumunda yiyecek, çadır ve uyku tulumu olmadan gecelemek zorunda kalacaktı. “Parmaklarımızı, hatta belki de hayatımızı yitirirdik,” diyor Cory.

Usta dağcılardan oluşan bir ekip, Myanmar ormanlarından yükselen kendi halindeki bir dağa nasıl yenik düştü?

 Rüzgâr bedenimi dövüyor. Dağın yüzeyinden kopmamak için buz kazmalarıma asılıyorum umutsuzca. Başımı kara doğru bastırıyor, kendimi sakinleştirmeye çalışıp aşağı bakıyorum. Kramponlarımın altında 1500 metrelik bir boşluk var. Bir uçağın açık kapısından aşağı bakmak gibi. İki tırmanış arkadaşıma iple bağlıyım ama bizi dağa bağlayan bir şey yok. İçimizden biri bu noktada düşerse eğer, üçümüzün sonu da yere çakılıp ölmek olacak.

Rüzgâr biraz azalınca kara alüminyum bir kazık çakıp ipimi taktığım karabinden geçiriyorum. Düşecek olursam beni taşımaz ama devam etmeme yetecek kadar psikolojik rahatlama sağlıyor. Konsantre oluyor, buz aletlerimi ve kramponlarımı ritmik bir şekilde kullanmaya başlıyorum. Korunaklı bir kayaya bir malzeme yerleştirip, dağcı arkadaşlarım Cory Richards ve Renan Öztürk uçurumdan çıkarken onları emniyete alıyorum.

“Ne liderlikti ama!” diye sesleniyor Cory, rüzgârın sesini bastırmaya çalışarak. Hafif sola kayıp tırmanmaya devam ederek granit ve karlı alanda yukarı çıkacak bir geçiş noktası arıyor. Renan yanıma ulaştığında benim durduğum çıkıntıda yer olmadığı için bir başka noktaya geçiyor. Cory yukarıdaki ince bir çıkıntıda kramponlarının ön dişlerinde yürüyüp giderek gözden kayboluyor.

Renan ile birlikte rüzgâra sırtımızı dönmüş iki büklüm halde bekliyoruz. Ayaklarımızla yeri dövüyor, eldivenli ellerimizi acıyla birbirine vuruyoruz. Konuşamayacak kadar birbirimizden uzağız. Deniz seviyesinden beş kilometre yükseklikte, karla sıvanmış bir kayanın kenarında birlikte ama tek başına dikiliyoruz. Yarım saat sonra buz tutmaya başlıyoruz. Bir saat sonra artık ayak ve el parmaklarımızı hissetmiyoruz. “Daha fazla dayanamayacağım,” diye sesleniyor Renan donmuş sakalının arasından. “Ayaklarımı hissetmiyorum. Hareket etmem lazım.”


Cory Richards, Güneydoğu Asya’nın en yüksek dağı olarak kabul edilen Hkakabo Razi tırmanışı sırasında korumasız bir sırtta ilerlerken, iliklere işleyen dondurucu rüzgâr tırmanış ipini savuruyor. [Fotoğraf: Renan Öztürk]

Cory’nin yukarıda ne yaptığını bilmiyoruz ama o kadar üşüyoruz ki bunun bir önemi yok aslında. Renan tırmanmaya başlıyor, ben de peşinden gidiyorum. Hâlâ birbirimize bağlıyız, bu nedenle hiçbirimizin düşmemesi çok önemli. İpin düşüşü durdurması için dağa tutturulmuş olması gerekiyor aslında ama benzer ölümcül ikilemler dağcılıkta sık yaşanıyor. İyi bir bağlanma noktası yoksa, tırmanış arkadaşlarınız bağlanma noktanız haline geliyor; hem fiziksel hem de duygusal anlamda üstelik. Verdikleri kararlara ve yeteneklerine, yaşamınızı onlara emanet edecek kadar güvenmek zorundasınız. Onlar da size güvenmek zorunda. Dağların kuralı böyle.

Renan ile birlikte dağın kuzey yüzüne bakan küçük bir kaya girintisinde duruyoruz. Rüzgârla kalkan karın ardında Cory’nin karla kaplı bir alanı geçtiğini görüyoruz. Tırmanışa devam etmemiz fazla tehlikeli. Beklemek zorundayız. Birbirimize sokulsak da donmuş halindeyiz. Rüzgâr bedenlerimizin etrafında girdaplar yapıyor, görünmez çakallar gibi uluyup ısırıyor. “Ayaklarım geri dönecek kadar üşüdü,” diyor Renan. Donmak üzere olduklarını kastediyor.

Tırmanışa başladığımızdan bu yana en az onuncu kez, Myanmar’ın en yüksek dağına çıkma maceramızın sonuna gelip gelmediğimizi düşünüyorum. Dağın çok daha aşağı kesimlerinde kalan diğer ekip üyeleri manevi açıdan destek veriyor bize. Ana kamp müdürümüz Taylor Rees dağın eteklerinde. Hilaree O’Neill ve Emily Harrington’ı, zirveye kimin çıkacağı konusunda yorgun ekibimizin şiddetli bir tartışma yaşadığı Kamp 3’te, karlı bir sırt hattındaki çadırda bıraktık önceki gün.

Renan’a dağ ayakkabılarını çıkarmasını, ayaklarını kuştüyü parkamın altına sokup göğsüme dayamasını söylüyorum. Benim göğsüm de fırın sayılmaz ama yapabileceğimiz en iyi şey bu.

Cory Richards

Dağın eteklerine giden güzergâhta Tamai Nehri üzerinden geçiş olanağı veren bir köprü. Tırmanışçılar, yılanlara ve tünel gibi karanlık klostrofobik patikalara aldırmadan sık yağmur ormanında haftalarca yürümüşlerdi.

Cory Richards

Mark Jenkins (ayakta) ve Renan Öztürk, Hkakabo Razi’nin karlı zirve manzarasına karşı (solda, üstte) öğle yemeği molası vermiş. Amaçları zirve tırmanışını gerçekleştirip, GPS ile dağın tam yüksekliğini ölçen ilk isimler olmaktı.

Taylor Rees

Sınırlarını zorlayan ekip –aralarında (soldan sağa) videocu Renan Öztürk, yazar Mark Jenkins, fotoğrafçı Cory Richards, tırmanışçı Emily Harrington ve tırmanış lideri Hilaree O’Neill da vardı– yürüyerek kat ettikleri dönüş yolunda oldukça az yiyecekle idare etmek zorunda kalmıştı. Cory, “Bu kadar zorlanacağımızı tahmin etmemiştik,” diyor.

Cory Richards

Dağcılar, ekipman ve erzaklarını, kuzeydeki Putao kasabasından Kaçin eyaleti boyunca taşıyacak olan motosikletlerden oluşan bir konvoya yüklemişti. Islak ve çamurlu güzergâh ancak yürüyerek ilerlenecek duruma gelene kadar üç gün boyunca bu şekilde ilerlemişlerdi.

Cory Richards

Ekip, ormanda yaptığı 243 kilometrelik yürüyüş boyunca Myanmar’ın kuzey ucunda yaşayan yerli Rawang halkının evlerinde kaldı. Ticari tırmanışların yaygın olduğu Nepal’in aksine burada yaşayanlar çok az sayıda yabancı dağcıyla karşılaşıyor.

Cory Richards ve Renan Öztürk

Hkakabo’nun eteklerine doğru orman içinde yapılan yürüyüşten önceki son köy Dahongdam’daki tapınağı Budist dua bayrakları süslüyor. Myanmar yüzde 90 Budist ama buna rağmen ekibin güzergâhta karşılaştığı yerleşimlerin çoğu Hıristiyandı.

Cory Richards

Taşıyıcılar bambu yapraklarıyla kaplı bir alanda mola vermiş. Ekip, yükleri taşımak için bazı köylerde büyükanne ve büyükbabalar dahil, bir ailenin tüm bireylerini tutmuştu. Çoğu, Tibet sınırı yakınlarındaki ücra vadilerde yaşayan ve yabancılarla nadir olarak karşılaşan Rawang halkındandı.

Cory Richards

Ekibin yolu, Orta Myanmar’da, Mandalay yakınlarındaki Mingun Tapınağı gibi dini alanlardan da geçmişti. Yapımı 1791 yılında başlayan tapınağın yüzeyi daha sonra bir depremde çatlamıştı.

Cory Richards

Bir taşıyıcı sırtında 25 kiloluk yükle asma köprüde cambazlık yapıyor. Ekip, donanımlarını taşıyacak yerel halktan insanlar bulmakta zorlanmıştı. “60 kişiye ihtiyacımız vardı, 35 kişi bulmuştuk,” diyor ekip üyesi Taylor Rees. Sonuçta donanımlarını arkada bırakmak zorunda kalmışlardı.

Cory Richards

Son derece dikkatli adımlarla yürüyen taşıyıcılar, derin bir vadinin yamacında açılmış dar patikada ilerliyor. “Tökezlediniz mi işiniz bitmiş demekti,” diyor Mark. 1993’te Hkakabo’da bir denemesi daha olmuş. “Daha dağa ulaşmadan sizi ölüme götürecek bir sürü şey var.”

Cory Richards

Rotayı olanaksız bulan Renan yamaçtan aşağı iniyor. Bölgenin haritalandırılmamış sırtlardan oluşan labirent yapısı ve yalancı zirveleri, ekibin iki kez geri dönmesine neden olmuş, zaman ve enerji kaybı yaratmıştı.

Cory Richards

Karlar altındaki boğaz, toz karla örtülü yamaçta tırmanan Hilaree (soldaki) ve Emily’yi (alttaki) yutmaya hazır. Ekip, sis kaplı dik zeminden yukarı doğru çıktıkça çığ ve kaya düşmesi tehlikesi daha da artmıştı.

Cory Richards

Renan Öztürk, Kamp 3'teki çadırından dışarı çıkmak için cesaretini topluyor. Orman havası ve soğuk kuzey rüzgârlarının birleştiği bu kamp için, "Bugüne dek gördüğüm en rüzgârlı kamp," diyor Öztürk.

Renan Öztürk

Yorgun ve hayal kırıklığı içindeki Cory (solda) ve Mark, dönüş yolunda ormandan çıkmadan önceki son köylerden Pangnamdim’de ateşin başında oturuyor. Mark, “Eski usül bir macera arıyorduk, bulduk,” diyor. Peki ya başarı? “Kararı her zaman dağ verir.”

Cory bir kaya kulesinin etrafından dolaştıktan sonra biz de harekete geçiyoruz. En sonunda ince bir çıkıntıda yeniden bir araya geldiğimizde aradan bir saat geçmiş bile. Bir sonraki hedefimiz, kılıç gibi parıldayan batı sırtının tepesi hâlâ çok yukarılarda. “Ben lider gideceğim,” diyor Renan. Güneşe doğru gözden yitiyor. İp gerilince Cory yola çıkıyor. O da gözden yitince sıra bana geliyor. Sırta ulaşıp buzla kaplanmış yüzüm güneşe çıkınca, kafamı cennetten içeri sokmuş gibi oluyorum. Birdenbire gelen bu sıcaklık umudumu artırıyor. Bedenimi sırta doğru çekince güneş ışığından bir battaniye sarmalıyor beni. Kuzey sırtının karanlık, bezdirici soğuğundan sonra yeniden dünyaya gelmiş gibiyim.

Renan ve Cory rüzgârdan kurtulmak için sırtın öte yanına geçince güney yüzünün üstünde asılı bir kaya çıkıntısı keşfetmişler. “Yemek çıkıntısı!” diye bağırarak düzlüğümüzü adlandırıyorum.

Birkaç dakika içinde küçük ocağımızı yakıyorum. Renan botlarını çıkarıp parmaklarını ovuşturuyor. Cory fotoğraf makinesini çıkarıp fotoğraf çekiyor. Bir haftalık tırmanıştan sonra zirveyi ilk kez görüyoruz. Karla kaplı dik ve parlak bir piramit. Ama bu arada tırmanmamız gereken yeri de görüyoruz: Hançer gibi sivri çıkıntıların koruması altındaki, kaya ve kardan tehditkâr bir sırt.


Ana kamp civarında Budist dua bayrakları bulan Renan, Emily ve Hilaree, Himalaya dağcılık geleneklerine uyarak şans getirmesi için ardıç dalı yakıyor. Birkaç hafta önce iki Myanmarlı dağcı Hkakabo Razi’de kayıplara karışmıştı.

Hilaree, “Hadi eski usül bir macera yaşayalım,” demişti. “Hâlâ ücra bir köşede olup, bilinmezliğini koruyabilmiş bir yere tırmanalım.” 2012 yılının ilkbaharıydı, Everest’ten inişe geçmiştik. Hilaree tanıdığım en dirençli kadın. Everest’e çıktıktan sonra, ayak bileğinde iki bağdokusu kopmuş olmasına rağmen komşu Lhotse’ye de tırmanmıştı.

Ortak yönümüz çoktu. İkimiz de dağları severek büyümüştük. İkimiz de evli ve iki çocukluyduk; aile hayatımızla tırmanışları dengelemek için bir yol bulmaya çalışıyorduk. İkimiz de Everest’in ticarileşmesinden ve kalabalığından dolayı hayal kırıklığı içindeydik. İkimizin de bizi dağcılığa iten şeye geri dönmeye ihtiyacı vardı.

Ama gerçekten ücra bir yer bulmak zor. Uçaklar artık herkesi Kuzey ya da Güney Kutbu’na taşıyor, Everest ya da Makalu ana kampına gitmek için helikoptere atlamak yetiyor, Nil ve Amazon’da turist tekneleri dolaşıyor. Gerçekten ücra olma durumu –sadece ulaşmak için bile günler ve hatta haftalarca yürümeyi gerektiren yerler– yeryüzünde neredeyse yok artık.

Oysa ben bir yer biliyordum. Ama geçmişte orada yaşadığım deneyimler yüzünden bahsetmekte kararsızdım. Ortaya çeşitli fikirler atıldıktan sonra hevesime yenik düşmüştüm. “Peki,” demiştim ikircikli bir şekilde, “Hkakabo Razi’ye ne dersin?”

Hkakabo Razi’nin Güneydoğu Asya’nın en yüksek zirvesi olduğuna inanılıyor. Kuzey Myanmar’ın yemyeşil ormanlarından inanılmaz bir şekilde yükselen, siyah kaya ve beyaz buzullardan oluşan engebeli bir dağ kütlesi bu. Himalayalar’ın doğu ucunun hemen ötesinde, Tibet sınırında yükselen dağ, ilk olarak 1925 yılında yayımlanan bir İngiliz araştırması sırasında 5881 metre olarak ölçülmüş. Öyle ücra bir yerde ki, bugün bile çok az dağcı varlığından haberdar.

Dağa ulaşmak için, derin boğazlar ve zehirli yılanlarla dolu sık bir ormanda iki hafta yürümek gerekiyordu. Hilaree hemen benimsemişti fikri. Daha Katmandu’dan ayrılmadan tırmanışı planlamaya başlamıştık... Hkakabo’nun varlığından, ilk kez, İngiliz kâşif Francis Kingdon–Ward’un yazdığı Burma’nın Buzlu Dağları adlı kitabın sararmış bir kopyasını edindiğim 1980’lerde haberdar olmuştum. Bölgeye 1937 yılında yaptığı keşif gezisini ve Hkakabo Razi’yi solo tırmanmaya çalıştığı cesur deneyimini anlatıyordu. 4500 metreye kadar tırmanmıştı ama “gücünü aşan granit bir duvar” geçit vermeyince zirveye çıkamamıştı.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Ekim sayısında veya iPad/iPhone/Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 1

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

594 GÜN ÖNCE

Bu makalenin sonunda Renan Öztürk'ün 5 dakikalık bir videosu olduğu yazıyordu.bulamadım.


Ghost is Here

Cory Richards

Dağın eteklerine giden güzergâhta Tamai Nehri üzerinden geçiş olanağı veren bir köprü. Tırmanışçılar, yılanlara ve tünel gibi karanlık klostrofobik patikalara aldırmadan sık yağmur ormanında haftalarca yürümüşlerdi.

Cory Richards

Mark Jenkins (ayakta) ve Renan Öztürk, Hkakabo Razi’nin karlı zirve manzarasına karşı (solda, üstte) öğle yemeği molası vermiş. Amaçları zirve tırmanışını gerçekleştirip, GPS ile dağın tam yüksekliğini ölçen ilk isimler olmaktı.

Taylor Rees

Sınırlarını zorlayan ekip –aralarında (soldan sağa) videocu Renan Öztürk, yazar Mark Jenkins, fotoğrafçı Cory Richards, tırmanışçı Emily Harrington ve tırmanış lideri Hilaree O’Neill da vardı– yürüyerek kat ettikleri dönüş yolunda oldukça az yiyecekle idare etmek zorunda kalmıştı. Cory, “Bu kadar zorlanacağımızı tahmin etmemiştik,” diyor.

Cory Richards

Dağcılar, ekipman ve erzaklarını, kuzeydeki Putao kasabasından Kaçin eyaleti boyunca taşıyacak olan motosikletlerden oluşan bir konvoya yüklemişti. Islak ve çamurlu güzergâh ancak yürüyerek ilerlenecek duruma gelene kadar üç gün boyunca bu şekilde ilerlemişlerdi.

Cory Richards

Ekip, ormanda yaptığı 243 kilometrelik yürüyüş boyunca Myanmar’ın kuzey ucunda yaşayan yerli Rawang halkının evlerinde kaldı. Ticari tırmanışların yaygın olduğu Nepal’in aksine burada yaşayanlar çok az sayıda yabancı dağcıyla karşılaşıyor.

Cory Richards ve Renan Öztürk

Hkakabo’nun eteklerine doğru orman içinde yapılan yürüyüşten önceki son köy Dahongdam’daki tapınağı Budist dua bayrakları süslüyor. Myanmar yüzde 90 Budist ama buna rağmen ekibin güzergâhta karşılaştığı yerleşimlerin çoğu Hıristiyandı.

Cory Richards

Taşıyıcılar bambu yapraklarıyla kaplı bir alanda mola vermiş. Ekip, yükleri taşımak için bazı köylerde büyükanne ve büyükbabalar dahil, bir ailenin tüm bireylerini tutmuştu. Çoğu, Tibet sınırı yakınlarındaki ücra vadilerde yaşayan ve yabancılarla nadir olarak karşılaşan Rawang halkındandı.

Cory Richards

Ekibin yolu, Orta Myanmar’da, Mandalay yakınlarındaki Mingun Tapınağı gibi dini alanlardan da geçmişti. Yapımı 1791 yılında başlayan tapınağın yüzeyi daha sonra bir depremde çatlamıştı.

Cory Richards

Bir taşıyıcı sırtında 25 kiloluk yükle asma köprüde cambazlık yapıyor. Ekip, donanımlarını taşıyacak yerel halktan insanlar bulmakta zorlanmıştı. “60 kişiye ihtiyacımız vardı, 35 kişi bulmuştuk,” diyor ekip üyesi Taylor Rees. Sonuçta donanımlarını arkada bırakmak zorunda kalmışlardı.

Cory Richards

Son derece dikkatli adımlarla yürüyen taşıyıcılar, derin bir vadinin yamacında açılmış dar patikada ilerliyor. “Tökezlediniz mi işiniz bitmiş demekti,” diyor Mark. 1993’te Hkakabo’da bir denemesi daha olmuş. “Daha dağa ulaşmadan sizi ölüme götürecek bir sürü şey var.”

Cory Richards

Rotayı olanaksız bulan Renan yamaçtan aşağı iniyor. Bölgenin haritalandırılmamış sırtlardan oluşan labirent yapısı ve yalancı zirveleri, ekibin iki kez geri dönmesine neden olmuş, zaman ve enerji kaybı yaratmıştı.

Cory Richards

Karlar altındaki boğaz, toz karla örtülü yamaçta tırmanan Hilaree (soldaki) ve Emily’yi (alttaki) yutmaya hazır. Ekip, sis kaplı dik zeminden yukarı doğru çıktıkça çığ ve kaya düşmesi tehlikesi daha da artmıştı.

Cory Richards

Renan Öztürk, Kamp 3'teki çadırından dışarı çıkmak için cesaretini topluyor. Orman havası ve soğuk kuzey rüzgârlarının birleştiği bu kamp için, "Bugüne dek gördüğüm en rüzgârlı kamp," diyor Öztürk.

Renan Öztürk

Yorgun ve hayal kırıklığı içindeki Cory (solda) ve Mark, dönüş yolunda ormandan çıkmadan önceki son köylerden Pangnamdim’de ateşin başında oturuyor. Mark, “Eski usül bir macera arıyorduk, bulduk,” diyor. Peki ya başarı? “Kararı her zaman dağ verir.”

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA