EYLÜL SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

İsveç’in Yabanıl Yüreği

Don Belt

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

30.9.2015

İsveç’in Yabanıl Yüreği

Eriyen kar ve buzdan bir tülün ardındaki Laponya, yazları ısınıyor, kentlerde yaşayanları Kuzey Kutup Dairesi’nin üstüne çıkarak bölgenin muhteşem yalnızlığını görmeye davet ediyor.

Laponya’nın yalçın ve görkemli ıssızlığında,gezginler ve doğa baş başa.

Çıplak bacaklarımı saran buz gibi soğuk bu su, kısa bir süre –olsa olsa birkaç gün– önce İsveç’in kuzeyinde, Kuzey Kutup Dairesi’nin 160 kilometre yukarısında, kayalık bir dağın zirvelerindeki kardı. Şimdiyse bu kar erimiş ve dağlar, göller ve kayalık vadilerle dolu 9 bin 400 kilometrekarelik tarihöncesi coğrafyasıyla hem muhteşem bir doğa harikası hem de Avrupa’nın en büyük yabanıl doğa alanlarından biri olan Laponya’nın ortasından geçen Rapa Nehri’ne karışmıştı.

1996 yılında Dünya Mirası Alanı ilan edilen dört İsveç ulusal parkını (Padjelanta, Stora Sjöfallet, Muddus ve Sarek) ve iki doğa koruma alanını içine alan Laponya, yaban hayatı için dev bir sığınak. Ve teknoloji yorgunu insanlar için de bir barınak. Pleistosen döneme yapılan sağaltıcı bir gezinin modern Avrupa’daki karşılığı gibi.

Laponya, doğal ve kültürel çeşitliliğe sahip önemli bir miras alanı. Kuzeyin bu enlemlerinde binlerce yıldır dolaşan Sami halkına (bir zamanlar Laplar olarak biliniyorlardı) ait yerleşimleri de içinde barındırıyor. Ama çoğu insanın düşüncesine göre Laponya’nın sabit noktası, özü, şu anda durduğum yerde, kıtanın en ücra kesimlerinden Sarek Ulusal Parkı’ndaki Rapa Nehri vadisinde yatıyor. Yol yok burada. Tekerlek izleri ve köprüler de.

İki yürüyüş arkadaşımla (bir kadın, bir erkek) birlikte paçalarımız sıvanmış, birbirine bağlanmış botlarımız boynumuza asılmış halde, hızla akan suya dizlerimize kadar girmiş olmamızın nedeni de bu zaten. Büyük ve kaygan taşlarda dikkatle dengesini bulmaya çalışarak Hobbit gibi ilerleyen çıplak ayaklı üçlü grubumuz, her birimizin sırtındaki 25 kilo ağırlıkla Rapa’yı geçiyor.


Sarek Ulusal Parkı yamaçlarının aşağısında, Rapa Nehri’nin birbirine dolanmış kolları akıyor. Park, İsveç’teki Laponya Bölgesi Dünya Mirası Alanı’nı oluşturan altı koruma alanından biri.

“30 kilo,” diye düzeltiyor İsveçli rehberimiz Christian. Onun sırtında taşıdığı yük bu kadar, 25 kilo taşıyan benim.

“Aslında senin yükün de 20 kilo kadar,” diyor.

Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü Christian Heimroth gerçek bir doğa insanı. 35 yaşında. Dertsiz tasasız bir kayak hocası ya da emekli bir atlet izlenimi uyandırıyor ama gerçekte Jokkmokk’ta yabanıl doğada hizmet veren bir tur şirketinin sahibi, başarılı bir işadamı.

Yazın stajyer olarak yanında çalışan Karin Karlsson da 30 kilo ekipman taşıyor ki Christian’ın yarısı kadar olduğu düşünülürse bu oldukça etkileyici.

“İmkânsız,” diyor Christian. “En fazla 25 kilo taşıyor. Daha fazlaymış gibi duruyor çünkü bücürün teki o.”

“Dikkat et patron,” diye yanıtlıyor kız. “Küçük olabilirim ama can yakarım.”

Güney İsveç’te üniversite öğrencisi olan Karin ancak birkaç haftadır Laponya’da olmasına rağmen buraya uyum sağlamış görünüyor. Koyu renk saçlı, kemik çerçeveli gözlüklü Karin, yarı Sami ve bununla gurur duyuyor.

“Burası içimdeki vahşiyi ortaya çıkarıyor,” diyor, botlarımızı giyip çantalarımızı yüklendikten sonra yeniden yola çıkmaya hazırlanırken. İsveçli bir Demir Adam, yaşlanmaya yüz tutmuş bir Amerikalı gazeteci ve bir Sami Süperkız...

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Kar altında zorlanan Norveç alaçamları eğilmiş. “Yalnızlık ve manzara, Laponya’nın özü bu,” diyor Jokkmokk kasabasında yaşayan yazar John Utsi.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Gri mermere oyulmuş desenler, Sarek Ulusal Parkı’nda onlarca yıl boyunca araştırma yapan jeolog Axel Hamberg’i hayrete düşüren fenomenlerden biri.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Sjaunja Doğa Koruma Alanı’ndaki Satihaure Gölü yağmur altında. Yazın Norveç Denizi’nden gelen bulutlar Laponya’yı yer yer sulak araziler ve bataklıkların yer aldığı taşkın nehirlerle kaplı ıslak bir coğrafyaya dönüştürüyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Sibirya kargası, Stora Sjöfallet Ulusal Parkı’nda yıl boyunca ikamet ediyor. Yürüyüşçüler ve ormancılar, buradaki kuşları daima yiyecek artıkları peşinde koşan korkusuz yoldaşlar olarak tanıyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Muddus Ulusal Parkı’nda soğuğun iliklere kadar işlediği bir günde, güneş ışığı buz kristallerinden (ön planda) bir bulut ortaya çıkarmış. Bataklıklar ve sulak alanlarla örülü Muddus’ta ağaç kesimi o kadar zor ki yüzlerce yıllık çam ağaçlarına ev sahipliği yapıyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Muddus Ulusal Parkı’nda gökyüzünü yansıtan ormanla çevrili göl, eşine az rastlanır bir görüntü çıkarmış ortaya.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Nehrin yukarısındaki Sarek Ulusal Parkı’nda bulunan Svenonius Buzulu, Njoatsosjåhkå Nehri’ne erime suyu sağlıyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Muddus Ulusal Parkı’na yükseklerden bakınca bir buzulun izleri fark ediliyor. İlkbaharda buzların erimesiyle buzulun oluşturduğu alçak kesimlerde lifli turba bataklıkları oluşuyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Etkileyici bir sonbahar fırtınası Rapa Vadisi’ni sararak Nammataji Dağı’nı ön plana çıkarıyor. Laponya coğrafyasının büyük bölümü gibi bu dağ da buzullar tarafından şekillendirilmiş.

Sarek'in iç kesimlerine –Laponya’nın yüreğine– ulaşmak için yosunlarla kaplı kayaların üzerinde günlerdir yürüyoruz. Yaprakları sararmaya yüz tutmuş huş ormanları içinde kendimize yol açıyor, yabanmersini ve kutup böğürtleniyle besleniyor, kuzey bataklıklarından geçiyor, hareketli kuma dizlerimize kadar batıyor ve yeni açılmış ayı ve geyik izlerine rastlıyoruz. Ve tüm bu süre boyunca, sadece parkın resmi haritalarında varmış gibi duran bir yolu arıyoruz. Bulduğumuz birkaç yol, yaban hayvanları ya da çok ama çok eski zamanlardan beri burada yaşadıkları için parkta hayvan otlatmalarına izin verilen geleneksel Sami rengeyiği çobanlarının açtığı patikalar.

Laponya’da günün belli saatlerinde, özellikle şafak vakti, hayvan postuyla sarmalanmış halde, avlayacak hayvan peşinde bu kadar kuzeye gelen, geri çekilen buzulların uğultulu rüzgârlarından sersemlemiş haldeki atalarının neler görüp duyduğunu hayal etmek hiç de zor değil.

Sarek birçok yönden bugün de o zamanki dünyanın bir görüntüsünü sunuyor. En sonuncusu kuzey İsveç’ten 9 bin yıl önce çekilmiş buz örtülerinin şekillendirdiği bir coğrafyadan yükselen koyu renkli dev kayalarla dolu bir görüntü bu. Ve sözünü ettiğimiz öylesine yakın bir geçmiş ki, buzulun ağırlığından kurtulan kayalar jeologlar tarafından izostatik yükselme olarak adlandırılan bir fenomen sonucu halen yılda bir santim yükselmeye devam ediyor.


İster ormanlarla çevrili bir göl olsun, ister kış donundaki bu dişi kartavuğu, Laponya’da her mevsim gözlere farklı bir ziyafet çekiyor. “Huş ağaçlarının tepeleri gökyüzüne karşı salınıyor,” diye yazmış Sami şair Nils–Aslak Valkeapää. “Her şey söze dökülmemiş halde duruyor.”

Eriyen buz, ardında buzullara özgü coğrafi yapılarla dolu bir arazi bırakmış; buzyalakları, buzultaşlar, drumlinler, eskerler, göller, yabancı kayaların serpiştirildiği tepeler... Günümüzde yabanıl doğanın kusursuz sessizliğinde, buzulların kademeli olarak parçalanma sesi hâlâ tüm Laponya’da yankılanıyor; büyük buz kütlesi sanki sadece birkaç dakika önce erimiş, araziyi şekillendirmek üzere toprağı, taşları, rüzgâr ve yağmuru geride bırakmış izlenimi veriyor.

Daha kısa bir süre –5 bin yıl kadar– önce göçebe rengeyiği avcıları yerleşmişti Laponya’ya. Yaşamları rengeyiği sürülerinin ritmine bağlı olarak şekillenen Kuzey İskandinavya yerlisi Samilerin atalarıydı bunlar.

İsveççeden daha çok Macarcaya yakın bir Fin–Ugor dili konuşan beyaz ırktan Samilerin Orta Avrupa’dan çıkarak, günümüz Rusya’sının Kola Yarımadası’na doğru kuzeye ve bugün Finlandiya, İsveç ve Norveç sınırları içinde bulunan büyük kutupaltı arazilerinden batıya doğru ilerledikleri düşünülüyor. Laponya bölgesinde ortaya çıkarılan kaya sanatı ve kalıtlardan anlaşıldığına göre, rengeyikleri, buradaki yerli kültürünü en başından beri şekillendirmiş ve bu miras süreklilik göstererek bugünkü Samilere kadar ulaşmış.

Samilerle İsveçliler arasındaki karmaşık ilişkiler, İsveç hükümetiyle çoğunluğu Kuzey Kutup Dairesi’nin üst kesimlerinde yaşayan Sami azınlıklar arasında yüzlerce yıldır süren güç dengesizliğinin ürünü.


Sadece yerli Sami halkı yasal olarak Laponya’da Kanada geyiği avlayabiliyor. Sonuç olarak buradaki hayvanlar İsveç’in diğer yerlerindekilerden daha büyük oluyor.

Jokkmokk’ta yaşayan Sami yazar ve kültür tarihçisi John Utsi’nin ailesi Laponya’ya 1920’lerde gelmiş. Dedesi Per Mikkelson Utsi ve ailesi Norveç hükümeti tarafından Skibotn’un kıyı kesimindeki dağlık araziden zorla çıkarılmış ve aile güneye, İsveç’e gönderilmiş.

Buraya gelmeleri sorunlara yol açmış. Böylesine büyük bir bölgede bile, yeni gelenler, burada kuşaklar boyunca yaşayan çobanları etkilemiş. Çoğu modern Sami gibi John da geçimini rengeyiği çobanlığından sağlamıyor olsa da, bu hayvanlar –ve Laponya– yaşamında önemli bir yere sahip.

“Biz Samiler çifte bir varoluş yaşıyoruz,” diyor Utsi. “İsveççe konuşuyoruz, görünüşümüz İsveçli gibi ve çoğumuz İsveç kentlerinde yaşıyoruz. Ama Sami gibi davranıyoruz, çünkü biz buyuz.” İster genetik olsun ister yetiştirilme biçimi, Kuzey İsveç’teki Samilerin büyük bölümü yazlarını Laponya’da geçiriyor. Kulübelerde kalıp, birkaç rengeyiği yetiştiriyor, balık yakalayıp sığın avlıyor. Diğer İsveçlilerinse parkta bunları yapma izni yok.

Sami geleneklerinin, İsveç hükümeti ve toplumu tarafından yüzyıllarca bastırıldığını söylüyor Utsi. 1970’lerde politik uyanış yaşayan Samilerin, kültürlerine saygı duyulmasını talep edip bunu sağlamasıyla gelenekler yeniden güç kazanmış.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Ekim sayısında veya iPad/iPhone/Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Kar altında zorlanan Norveç alaçamları eğilmiş. “Yalnızlık ve manzara, Laponya’nın özü bu,” diyor Jokkmokk kasabasında yaşayan yazar John Utsi.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Gri mermere oyulmuş desenler, Sarek Ulusal Parkı’nda onlarca yıl boyunca araştırma yapan jeolog Axel Hamberg’i hayrete düşüren fenomenlerden biri.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Sjaunja Doğa Koruma Alanı’ndaki Satihaure Gölü yağmur altında. Yazın Norveç Denizi’nden gelen bulutlar Laponya’yı yer yer sulak araziler ve bataklıkların yer aldığı taşkın nehirlerle kaplı ıslak bir coğrafyaya dönüştürüyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Sibirya kargası, Stora Sjöfallet Ulusal Parkı’nda yıl boyunca ikamet ediyor. Yürüyüşçüler ve ormancılar, buradaki kuşları daima yiyecek artıkları peşinde koşan korkusuz yoldaşlar olarak tanıyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Muddus Ulusal Parkı’nda soğuğun iliklere kadar işlediği bir günde, güneş ışığı buz kristallerinden (ön planda) bir bulut ortaya çıkarmış. Bataklıklar ve sulak alanlarla örülü Muddus’ta ağaç kesimi o kadar zor ki yüzlerce yıllık çam ağaçlarına ev sahipliği yapıyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Muddus Ulusal Parkı’nda gökyüzünü yansıtan ormanla çevrili göl, eşine az rastlanır bir görüntü çıkarmış ortaya.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Nehrin yukarısındaki Sarek Ulusal Parkı’nda bulunan Svenonius Buzulu, Njoatsosjåhkå Nehri’ne erime suyu sağlıyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Muddus Ulusal Parkı’na yükseklerden bakınca bir buzulun izleri fark ediliyor. İlkbaharda buzların erimesiyle buzulun oluşturduğu alçak kesimlerde lifli turba bataklıkları oluşuyor.

Orsolya Haarberg ve Erlend Haarberg

Etkileyici bir sonbahar fırtınası Rapa Vadisi’ni sararak Nammataji Dağı’nı ön plana çıkarıyor. Laponya coğrafyasının büyük bölümü gibi bu dağ da buzullar tarafından şekillendirilmiş.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA