EYLÜL SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Kurtlarla Tek Başına

Neil Shea

Ronan Donovan

28.8.2019

 

Kurtlarla Tek Başına

Kurtlar bir misköküzünün kalıntılarını çekiştiriyor. Fotoğrafçı Ronan Donovan bu kareyi yakalayabilmek için leşin içine fotokapan yerleştirdi. Sürü, beslenmek üzere bir ay boyunca aralıklı olarak leşi ziyaret etti.

Yazarımız, kutup kurtlarıyla yaşadığı 30 saatlik karşılaşma sayesinde, bu tundra yırtıcılarına karşı yepyeni duygular edindi.

Kutup sabahının mavİ ışığında yedi kurt, donmuş gölet üzerinde kayarak, ciyaklama ve bağırışlar eşliğinde buz hokeyi topu büyüklüğünde bir buz parçasını kovalıyor. O saatlerde gölet yanardöner renkleriyle evrenin bir aynası gibi ve kurtlar, tüm mutluluklarıyla oldukça uhrevi görünüyor. Göletin üzerinde bir ileri bir geri kovalamaca oynayan dört yavru, buz parçasının peşinde çırpınırken, yaşça daha büyük olan diğer üçü onları yere seriyor, küçük bedenlerini kıyıdaki donmuş çimlere doğru yuvarlıyor. Defterime, titremelerimin neredeyse okunmaz hâle getirdiği harflerle, “şapşal” kelimesini yazıyorum. Kurtlardan en büyüğü (bir yaşındaki erkek) yaklaşık 30 kilogramlık bir kabadayı. En küçükleri (o yılki yavruların en bücürü) bir kırlentten daha büyük değil ve göz çevrelerinde siyah çizgiler var. Bir çift kuzgun tepelerinden süzülerek geçiyor; onların haykırışları dışında tundrada kurtların sesleri ve pençelerinin buzdaki tıkırtısından başka bir ses yok. Sonunda, kovaladıkları buz parçası çimenlere fırlıyor ve yavruların en büyüğü koşup onu yakalayarak paramparça ediyor. Diğerleri, kafaları yana yatmış hâlde durup izliyor onu. Sanki olayın kabalığı onları şaşkına çevirmiş gibi. Sonra, hepsi tek tek dönüp bana bakıyor.

Tarifi zor bir duygu bu yaşadığım –bir grup yırtıcının sizi gördüğü ve kendi kalp atışlarınızı hissettiğiniz bir heyecan dalgası süresi boyunca bakışlarını size diktiği kilitlenme anı. Bedenim bu sürecin bilincine düşüncelerin çok ötesinde varmış gibi. Yeniden ürperiyorum, ama bu defaki soğuktan değil. Birkaç dakika önce ne kadar oyuncu görünüyor olsalar da, bunlar yabanıl hayvanlar. Beyaz kürkleri kan pıhtılarıyla koyulaşmış. Beslendikleri kadavra, cüssemi çok aşan büyüklükte bir misköküzü leşi; kırılıp açılmış göğüs kafesi ve gökyüzüne doğru açılmış bir yelpazeyi andıran kemikleriyle hemen yakınımızda yatıyor.

Kurtlar sessizce beni izliyor, ama aslında kulak hareketleri ve kuyruklarının duruşuyla aralarında konuşuyorlar. Bazı kararlar alınıyor. Ve birkaç dakika sonra, yanıma yaklaşmaya karar veriyorlar.

Dünyada olasılıkla bunun yaşanabileceği başka bir yer yok. Bir belgesel ekibine katılarak Kanada Arktik Bölgesi’nde bulunan Ellesmere Adası’na gelmiş olmamın nedeni işte bu. Öyle uzak, kışları o kadar soğuk bir yer ki burası, insanlar nadiren ziyaret ediyor. Eureka adındaki meteoroloji istasyonu, batı kıyısında ve yıl boyunca yaklaşık sekiz kişilik bir ekip barındırıyor. Onu saymazsak, en yakın yerleşim yeri 400 kilometre güneydeki, 129 kişilik bir nüfusa sahip Grise Fiyordu. Gerçek anlamda bir ağaç olarak tanımlayabileceğiniz ilk bitkiyle buradan ancak bin 600 kilometre civarında bir yol yapınca karşılaşıyorsunuz.


Genç misköküzü ava kurban gitmeden önce, 20 dakika boyunca mücadele etti. Tek Göz (en solda) yavrunun burnunu ısırarak tutmaya çalışırken diğerleri arkadan saldırdı. Bir yaşındaki kurtlar avlanmayı bu şekilde; yani genellikle genç, yaşlı veya hastaları hedef alarak öğreniyor. Aç kurtlar bazen avlarını hayvan daha ölmeden yemeye başlayabiliyor.

Bunun anlamı, Ellesmere’in bu bölümünde kurtların –Kuzey Kayalık Dağları, Kanada’nın büyük bölümü ile Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinde küçük, dağınık topluluklar hâlinde yaşayan boz kurtlarla (Canis lupus) aynı tür– daha önce başkaları tarafından hiç avlanmamış, giderek büyüyen yerleşim birimleri tarafından kovalanmamış, çiftçiler tarafından zehirlenip kapana kıstırılmamış olduğu. Arabalar onları ezmiyor; değişken yasalar onları bir yıl korurken, bir sonraki yıl tehlikeye sokmuyor. Bugüne kadar onları araştıran uzman sayısı birkaç kişiden ibaret.

Ataları binlerce yıldır bu bölgede yaşamış İnuitler arasında dahi bu kurtların yeri ayrı.

Ama tüm bu sayılanlar, kurtların insanlarla asla karşılaşmadığı anlamına gelmiyor. Efsanevi biyolog L. David Mech, 1986’dan başlayarak tam 25 yazını burada kurt gözlemleyerek geçirdi. Meteoroloji istasyonu çalışanları da onları sık görüyor ve büyük kurt gruplarının istasyon sınırları içinde gezindiği rapor ediliyor. Film ekibindeki arkadaşlarım da onların durmak bilmez hareketlerini izlemek için arazi araçları kullanarak, birkaç haftalığına tanıma şansı bulduğum bu sürüyle tam anlamıyla iç içe geçti.

İnsanlarla yaşadıkları bu etkileşim, onları bir şekilde daha az yabanıl kılıyor mu? Bir hayvanın yabanıllığının ölçütü, insanlarla arasına koyduğu mesafe mi? Ellesmere kurtlarını, Idaho ya da Montana gibi daha ılıman bölgelerde yaşayan akrabalarından ayıran şey yalnızca mesafe değil. Burada insan gölgesinin o kadar ötesinde yaşıyorlar ki, bu gölgeden, yani bizden her zaman korkmuyorlar. Ve soylarının insanlar tarafından tüketilmesi gibi bir tehlikeyle karşılaşmıyorlar. Onları ziyaret etmek, kontrolü onlara teslim etmek ve başka bir dünyaya girmek demek.

Donmuş göletteki sürü, o gün kafalarını eğip burunlarıyla etraftaki kokuları toplayarak yavaşça yanıma yanaştı. Eylül başlarıydı ve hava sıcaklığı –3 santigrat dereceydi. Kısa bir kutup yazı daha sona ermişti ama güneş her gün yaklaşık 20 saat boyunca gökyüzünde oyalanıyordu hâlâ. Dört ay sürecek ve sıcaklığın eksi 50 dereceye düştüğünü görecek olan gerçek gece, yani kış karanlığı hâlâ birkaç hafta uzaktaydı.

Yalnızdım, silahsızdım. Bir süre sonra arkadaşlarımla buluşacaktım, ama şimdilik benden sekiz kilometre kadar güneydeydiler. Buzda oturup, hayatımda daha önce birkaç kez bu kadar yalnız kalmış olsam da hiçbirinde bu denli savunmasız olmadığımı düşündüm.

Ronan Donovan

Film ekibimizin Gri Yele olarak adlandırdığı bir yaşındaki erkek, av arayışındaki kutup kurdu sürüsünün önünde yürüyor. Av neredeyse iki gün sürdü ve 100 kilometre civarında bir alana yayıldı. Film yapımcıları, 2018’in yaz aylarında sürüyü yakından izleme şansı buldu.

Ronan Donovan

Yavrulardan biri bir kuş tüyünü ısırırken, diğeri de sürünün aile reisi olan dişi Beyaz Atkı’ya (en sağda) burnunu sürtüyor. Katıldığı bilinen son avdan sonra Beyaz Atkı öncelikli olarak yavruların beslenmesini sağladı ve ardından tundrada kayıplara karıştı. Kızlarından biri liderliği devralmaya çalıştı.

Ronan Donovan

12 haftalık olan yavru, bir misköküzü leşiyle beslendikten sonra, alacakaranlıkta geriniyor. Artık yolculuk yapacak kadar büyümüş olan yavrular, kış başlamadan önce kilo almalı ve –avlanma ve diğer sürülerden kaçınma gibi– hayatta kalma becerilerini edinmeli.

Ronan Donovan

Çaresizce av bulmaya çalışan sürü, misköküzü ve tavşan avlamak üzere Greely Fiyordu’nu tarıyor. Fiyort kış aylarında donduğunda, avlanma bölgeleri dağların ötelerine kadar genişliyor.

Ronan Donovan

Kurtlar, Kanada askeri karakolunu ziyaret ederken, çalışanlar tarafından asılmış misköküzü iskeletini görmezden geldi. Bunun yerine, pist çevresindeki çimenlikte kutup tavşanı avına giriştiler.

Ronan Donovan

Kurtlar üç misköküzü erkeğini göz hapsinde tutuyor. Sürü, 300 kilograma kadar çıkabilen bu hayvanlardan birini öldürebilmek için işbirliği yapmayı öğrenmek zorunda. Misköküzleri bir savunma hattı oluşturmak amacıyla el birliği içinde çalışan az sayıda av hayvanından biri. Kurtlar, onların aralarından birini sürünün korumasından koparmak için fırsat kolluyor. Fotoğraftaki misköküzleri tehlikeyi savuşturabildi.

Kurtlar bir duman bulutu gibi etrafımda dağıldılar. Kış kürkleri uzamaya başlamıştı. Yanımdan geçerlerken, çekimler sırasında onları birbirinden ayırmamızı sağlayan işaretler de yakın planda belirdi –boynunda gri tüyler olan bir yaşındaki erkek, olasılıkla bir misköküzü ile savaşırken sol gözü delinmiş olan dişi. Yavruların kuyruklarının, kısa süre sonra beyaza dönecek olan siyah uçları. Biraz önce içinde yuvarlanmakta oldukları misköküzünün kanının kokusunu alabiliyordum.

Yavrular devasa patileri üzerinde beceriksizce, uzun adımlarla yanımdan geçtiler. Ama büyükçe olanları bana yanaştı.

Olasılıkla iki ya da üç yaşındaki cesur bir dişi yürüyüp bir kol boyu mesafede önümde durdu. Gözleri kehribardan daha parlaktı ve burnu kurumuş kan ya da belki de Eureka’nın kurtlar tarafından sıkça ziyaret edilen atık alanındaki yanmış çöpler dolayısıyla kararmıştı.

Yaklaşık bir metre ötemde duran kurt bana bakıyordu. Hareketsiz durmaya karar verdim ve büyülenmiş hâlde onu izledim.

Midesinden gelen sesleri, çalkalanan midenin ıslak kasılışını duyabiliyordum. Beni baştan aşağı süzerken burnu sanki havada eskiz çiziyormuş gibi hareket etti. Sonra biraz daha yaklaştı ve birdenbire burnunu dirseğime bastırdı. Dokunuşu bedenimde elektrik etkisi yarattı –irkildim. Geri çekilerek telaşsız bir tempoyla ileri doğru koştu ve ailesinin yüzlerini misköküzü kalıntılarına gömmekle meşgul olan diğer üyelerine katılırken omzunun üzerinden geriye baktı.

Parlak gözlü dişi beni metodik olarak incelemişti. Sakince. Göz temasını neredeyse hiç bozmamıştı ve bir an için de olsa, başka hayvanlarda gördüğüm her şeyin çok daha ötesinde parlak bir zekâya bakmıştım. Genetik kodlarımızın derinliklerinde birbirimizi tanıyor olduğumuza dair belirgin bir duygu içindeydim.

Kişisel bir bağlantıdan söz etmiyorum. O benim ruh hayvanım değildi. Genetik şablonlardan, türler arası tanışıklıktan bahsediyorum. Kurtlar modern insandan biraz daha eski, dolayısıyla Homo sapiens ortaya çıktığında evrimlerini tamamlamış durumdaydılar.


Sürü yemekten sonra dinlenip yediklerini sindiriyor. Kurtlar “ya ziyafet ya kıtlık” türü bir yaşam sürüyor. Çoğu av başarısızlıkla sonuçlanıyor ve yetişkinler hiçbir şey yemeksizin iki hafta geçirebiliyor. Başarılı bir avın ardından tıka basa yiyerek, bir defada 10 kilograma yakın et tüketebiliyorlar. Yeniden harekete geçmeleri uzun sürmüyor.

Kurtlar da insanlar gibi gezegendeki en başarılı ve becerikli yırtıcılardan ve bazı açılardan insanların kurduğu ailelere, en yakın akrabamız olan primatlardan bile daha fazla benzeyen aile grupları hâlinde yaşıyorlar. İklim değişikliği kutup bölgelerini daha ılık ve daha az öngörülebilir bir sınıra dönüştürürken, kurtlar bu yeni koşullara olasılıkla aynı bizim yaptığımız gibi uyum sağlayacak –yeni fırsatları değerlendirecek ve eğer durum kötüleşirse başka yerlere göç edecekler.

Ellesmere’e gelmeden kısa süre önce sürü, annelerini yitirmişti. Belki beş, belki de altı yaşındaydı anne ve ince yapısına, ayağa kalkarken zorlanmasına rağmen görevine o kadar bağlıydı ki, arkadaşlarım ağustosta onunla karşılaştıklarında güçsüzlüğünün farkına varmamışlardı. Olasılıkla sürüdeki tüm kurtların (parlak beyaz kürklü, ince yapılı bir erkek olan eşi hariç) annesi oydu. Baba grubun baş avcısı, anne merkeziydi. Kimin liderlik ettiği konusunda kuşkuya yer yoktu.

Ailenin reisi olan anne, arkadaşlarım ve kameralarına pek ilgi göstermemiş, buna karşın yeni doğan yavrularına yaklaşmalarına izin vermiş ve sürünün bana karşı göstereceği hoşgörüye de yansıyacak olan gidişatı belirlemişti. Çekim ekibi bana onun yaklaşık bir hafta kadar önceki son hareketinin, beklenmedik bir fedakârlık gösterisi olduğunu anlattı.

Birkaç başarısız av girişiminden sonra (kurtların avları genellikle başarısız oluyor), sürü yaklaşık 100 kilogramlık bir misköküzü yavrusunu alaşağı etmeyi başarmıştı. Uzun süredir büyük bir yemek yememiş olan kurtlar nefes nefese, bitkin ve aç bir şekilde avın başına toplanmıştı. Ama anne, hayvanın yanında durarak, yaşça daha büyük olan diğer çocuklarını savuşturmuş ve yalnızca dört küçük yavrusunun yemesine izin vermişti.

Büyük kurtlar ona yalvarmış, sızlanmış, bir ısırık umuduyla karın üstü sürünmüştü. Yine de anne, yavrular tıkınırken, istifini bozmadan onlara hırlayıp bağırmıştı. Bu, olasılıkla yavruların taze et yedikleri ilk yemekleriydi.

Sonunda herkesin yemesine izin verilmişti. Hayvanlar tıka basa yemiş ve kurt tarzında bir yiyecek komasına girmişlerdi. Sonra, bir aralık, anne ortadan kaybolmuştu. Asla geri dönmedi ve onun başına ne geldiğini asla öğrenemedik.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Eylül 2019 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Ronan Donovan

Film ekibimizin Gri Yele olarak adlandırdığı bir yaşındaki erkek, av arayışındaki kutup kurdu sürüsünün önünde yürüyor. Av neredeyse iki gün sürdü ve 100 kilometre civarında bir alana yayıldı. Film yapımcıları, 2018’in yaz aylarında sürüyü yakından izleme şansı buldu.

Ronan Donovan

Yavrulardan biri bir kuş tüyünü ısırırken, diğeri de sürünün aile reisi olan dişi Beyaz Atkı’ya (en sağda) burnunu sürtüyor. Katıldığı bilinen son avdan sonra Beyaz Atkı öncelikli olarak yavruların beslenmesini sağladı ve ardından tundrada kayıplara karıştı. Kızlarından biri liderliği devralmaya çalıştı.

Ronan Donovan

12 haftalık olan yavru, bir misköküzü leşiyle beslendikten sonra, alacakaranlıkta geriniyor. Artık yolculuk yapacak kadar büyümüş olan yavrular, kış başlamadan önce kilo almalı ve –avlanma ve diğer sürülerden kaçınma gibi– hayatta kalma becerilerini edinmeli.

Ronan Donovan

Çaresizce av bulmaya çalışan sürü, misköküzü ve tavşan avlamak üzere Greely Fiyordu’nu tarıyor. Fiyort kış aylarında donduğunda, avlanma bölgeleri dağların ötelerine kadar genişliyor.

Ronan Donovan

Kurtlar, Kanada askeri karakolunu ziyaret ederken, çalışanlar tarafından asılmış misköküzü iskeletini görmezden geldi. Bunun yerine, pist çevresindeki çimenlikte kutup tavşanı avına giriştiler.

Ronan Donovan

Kurtlar üç misköküzü erkeğini göz hapsinde tutuyor. Sürü, 300 kilograma kadar çıkabilen bu hayvanlardan birini öldürebilmek için işbirliği yapmayı öğrenmek zorunda. Misköküzleri bir savunma hattı oluşturmak amacıyla el birliği içinde çalışan az sayıda av hayvanından biri. Kurtlar, onların aralarından birini sürünün korumasından koparmak için fırsat kolluyor. Fotoğraftaki misköküzleri tehlikeyi savuşturabildi.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA