KASIM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

İki Şehir, İki Avrupa

Adam Nicholson

Gerd Ludwig ve Alex Majoli

27.2.2015

İki Şehir, İki Avrupa

Atina’da eskilerin şık alışveriş semti Omonia Meydanı civarındaki sokaklara şimdilerde melankolik bir hava hakim.

Berlin ve Atina, tarafların her ikisinin de hiç istemediği bir ilişkiye zorlandı. Bu iki kent, birleşme özlemi içindeki bölünmüş Avrupa’yı simgeliyor.

Berlin ve Atina’yı Avrupa’nın iki sembolik kutbu olarak düşünebilirsiniz. Biri kuzeyli,  gri, denizden uzak, zengin. Diğeri bahçelerinde begonviller, sokaklarında dallarından portakal sarkan ağaçlarıyla Ege kıyılarında...

Aslında her ikisi de yarattığı imaja pek uymuyor. Alman başkenti komünizm sonrası özgürlük dalgasının ivmesiyle Avrupa’nın hareketli dans merkezi olarak ününü pekiştirirken, Ege güneşiyle parlayan antik Yunan başkenti hâlâ son birkaç yılın büyük euro krizinden çıkıp sağlığına kavuşmuş ya da bu krize zemin hazırlayan koşullardan kurtulmuş değil. Berlin’de hava güneşli, Atina üzerinde endişe bulutları dolaşıyor.

İki başkent birçok yönden beklenenin tam tersi özellikler sergiliyor: Atina gergin, çıkmazda, geleceğe bakışı belirsiz. Berlin, serbest, post–otoriter, Avrupa kentlerinin en açık ve kucaklayıcı olanı; eğer bir sorunu varsa o da olsa olsa başarıdan kaynaklanıyor ve gelecek konusunda da neredeyse umursamaz.

Modern Avrupa’nın alfa ve omegası olan bu iki kent ortak bir kaderde birleşiyor. Hitler’in yarattığı soykırım ve savaş dehşetini ve tahribatını onarmak ve kıtayı bütünleştirmek amacıyla tasarlanan büyük Avrupa Birliği (AB) projesi, uyum ve genişlemeye yönelik 60 yıllık bir dönemi kapsıyor. Ancak şu anda euro bölgesi içinde yer alan 19 ülke arasında uyumsuzluk söz konusu. Aynı para birimini –euro– kullanıyorlar ama vergi ve kamu maliyesi uygulamaları her ülkede farklı.

Atina’da güncel talepler son derece acil görünüyor. Sivil toplumdan sorumlu Atina Belediye Başkanı Yardımcısı olarak çalkantılar yaratan antropolog ve yönetmen Amalia Zepou, “Bir bütün olarak siyasi sisteme olan inanç yitirildi. Karar alımının yaşadığınız, bulunduğunuz yerden çok uzaklarda gerçekleşmesi bağlamında yetki eksikliği var. Neden oy kullanasınız ki? Ne için?” diye konuşuyor.

 Atina’da seçimlere hile karışması hâlâ yaygın bir durum. Belediye meclisi ve parlamento adayları, ancak gayriresmi oy denetleme ağlarının başındaki insanlarla anlaşmaları halinde kazanıyorlar. Pazarlıklar yapılıyor. Rahipler cemaatleri için söz veriyor. Pazar yerlerinin kontrolünü elinde tutan insanlar pazarcıların oylarını topluyor. Büyük miktarda oy pusulası, seçilmiş adayın adı işaretlenmiş olarak ibraz ediliyor. “Eğer hayır dersem,” diyor baharda yapılan yerel seçimlerdeki adaylardan biri, “o zaman diyorlar ki, ‘İşler böyle yürüyor canım kızım. Çocukluğu bırak.’”

Gerd Ludwig

Berlin’deki Sony Center, Duvar’ın eskiden kenti ikiye ayırdığı şık Potsdamer Meydanı’nda yükseliyor.

Alex Majoli

Yunan Harp Akademisi öğrencileri Parthenon’u geziyor. Akropolis’in üzerinde yükselen tanrıça Athena’ya adanmış tapınak restorasyon geçiriyor.

Alex Majoli

Neo–Nazi partisi Altın Şafak, Yunan vatandaşlıklarını kanıtlayan Atinalılara soğan ve sebze dağıtıyor. Bu bağışlara “nefretin aşocağı” adı veriliyor.

Alex Majoli

Kriz etkisindeki Atina’da uygar hayatın temelleri sarsılıyor. Bazıları için çöpten yiyecek toplamak bir zorunluluk. Yunan Ortodoks Kilisesi her gün 10 bin kişiye yemek dağıtıyor.

Alex Majoli

Atina merkezindeki bodrum katlarında, bu Bengalliler gibi göçmenler altı–yedi kişi bir odada, Dickens romanlarından çıkma koşullar içinde yaşıyor. Ekonomik ve toplumsal zorluklar şiddete neden oluyor.

Alex Majoli

Nijeryalı bir anne–babadan Yunanistan’da doğan hiphop yıldızı MC Yinka’nın hayranları bir konser sırasında. Kısa bir süre önce antifaşist rapçi arkadaşı Pavlos Fyssas, aşırı sağcı Altın Şafak grubunun bir üyesi tarafından öldürülmüş. “Göçmenlerin pozitif yönlerini, benliklerini göstermemiz lazım,” diyor Yinka. “Bu insanlar buraya kendilerine, ailelerine yaşam kurmak için geldiler. Burada olmalarının nedeni Yunanistan’ın elinden bir şeyler almak değil.”

Alex Majoli

Avrupa Birliği’nin de katkılarıyla inşa edilen ve 2007 yılında tamamlanan ulusal gururun modern sembolü Akropolis Müzesi (soldaki) Yunanistan’ın ikonik anıtı Parthenon’a bakıyor.

Alex Majoli

Diporto Agoras (Pazardaki İki Kapı) tavernasında doğum günü kutlaması yapan bir aile. Mekân, eski Atina samimiyetine adanmış: Sohbet, şarap, tütün, topraktan ve denizden gelen yiyecekler.

Alex Majoli

Bir Altın Şafak üyesi, antifaşist rapçi Pavlos Fyssas’ın öcünü almak için Kasım 2013’te vurularak öldürülen Manolis Kapelonis ve Giorgos Fountoulis’i anıyor.

Alex Majoli

Atina’da, Aeschylus Caddesi’nde polis, gençlerin üzerini arıyor. Krizin başlamasından bu yana bölgede uyuşturucu kullanımı, fuhuş ve HIV enfeksiyonlarında artış yaşanıyor.

Gerd Ludwig

Berlin’in merkezinde ise Atina'nın kasvetle tanışan sokaklarından başka bir vizyon var: “Barbie: Hayallerimin Evi Deneyimi” topuklu pembe ayakkabı biçimli fıskiyesiyle gerçek boyutlarda bir branda ev.

Gerd Ludwig

Slovak Sokak sanatçısı Miloš Kmošek (soldaki), 2013 yazında Brandenburg Kapısı’nda sınır bekçisi olarak rol yapıyor. Bu tür roller daha sonra uygunsuz olduğu gerekçesiyle yasaklandı.

Gerd Ludwig

Kreuzberg’deki yeşillik Viktoriapark’ta yazları yapay bir şelale akıyor. Parkın adı, Napolyon’un 1815’teki yenilgisini kutlamak için tepenin (Berg) üzerine dikilen demir haçtan (Kreuz) geliyor.

Gerd Ludwig

Tüm toplumsal toleransa rağmen Berlin’de bir keskinlik var. Acılı geçmişin anıları şimdiki zamana sızıyor. Beton Nazi sığınağında sergilenen Boros sanat koleksiyonu, Berlin’in geçmiş ile bugün arasındaki saplantısını vurguluyor. Michael Sailstorfer’in Forest adlı çalışmasında baş aşağı asılmış ağaçlar bir yandan da dönüyor. Awst & Walther’in Latent Measures adlı çalışmasında fırçalanmış metal bir boru, altı odanın beton duvarlarını delerek geçiyor.

Gerd Ludwig

Rosenthaler Caddesi’ndeki internet kafe St. Oberholz’un duvarında “Das Leben ist kein Ponyhof” (Hayat Kolay Değil) yazıyor.

Gerd Ludwig

1968’de Spree Nehri’nden Batı Berlin’e geçmek isterken öldürülen 25 yaşında Dieter Weckeiser’in yüzü Bernauer Caddesi’ndeki anıtta yer alıyor. Burada, kentin bölünmüşlüğünü hatırlatmak için Duvar’ın graffiti kaplı bir bölümü korunmuş. Weckeiser’in o sırada yanında eşi de vardı. 17 kurşun atılmış, her ikisi de ölmüştü.

Gerd Ludwig

İngiliz mimar Norman Foster, 1894’te Almanya parlamento binası olarak kurulan ve II. Dünya Savaşı’nda zarar gören Reichstag’ı 1990’lı yıllarda restorasyondan geçirdi. Ve şeffaflığın sembolü olarak ortasına cam bir kubbe ekledi.

Gerd Ludwig

Almanya Cumhurbaşkanı, resmi başkanlık konutu Schloss Bellevue’nün bahçesinde her yaz bir Bürgerfest (halk festivali) düzenliyor.

Gerd Ludwig

Berlin, Brandenburg Kapısı civarındaki Soykırım Anıtı kentin bir adasını dolduran yekpare gri lahitlerden bir labirent. Ziyaretçiler kendilerini cansız keder vadilerinin içinde buluyor.

“Yunanistan’da yöntem hep bu oldu,” diye açıklıyor Zepou. “Kırsal aile sistemi. Çok insani bir yönü var. Yunanistan’da işler böyle yürüyor; birini tanıyarak. Çünkü hep birilerine ihtiyacınız oluyor ve sorun baş gösterdiğinde bu insanlar sizi kurtarıyor.”

Tüm bu kriz ve yolsuzluklara, büyük vergi kaçakçılıklarına, sağlık sistemini reçete bütçesinin yüzde 35’ine varan oranlarda dolandıran doktorlara dair öykülerin derinlerinde bir yerlerde, kişisel bir ağa, bir kurumun kurallarından veya bürokrasinin adalet dağıtma yetisinden çok insan ilişkilerine olan inancın izleri var. 

“Berlin’de,” diyor şair ve gazeteci Kostas Kanavouris, sohbet etmek için oturduğumuz Atina’daki bir kafede sigara dumanları arasında, “kim olduklarına, nereden geldiklerine ve ne kadar zamandır orada yaşadıklarına bakılmaksızın herkes Berlinli olduğunu düşünüyor. Atina’da ise hiç kimse Atinalı olduğunu düşünmüyor. Aradaki fark bu. Berlin’de herkes oraya ait olduğunu varsayıyor. Atina’da ise insanların aklı, en başından beri ait oldukları köylerinde. Kendilerini evde hissetmedikleri bu kentte nasıl ayakta kalabileceklerini düşünüyorlar.” Kutuplar işte bunlar: Herkese kucak açan otorite kenti ile sokaklarında endişenin kol gezdiği kişisel ilişkiler kenti.

2008 yılında baş gösteren küresel ekonomik krizde kıtanın doğal bölünmüşlüğü ve kuzey ile güney arasındaki derin kültürel farklılıklar kendini göstermeye başladı. Yunanlardan ortalama yüzde 50 yüksek kazancı ve 10 kat büyük gayrisafi yurtiçi hasılası (GSYİH) olan Almanlar doğal olarak lider rolünü alırken, Yunanistan’da yıllardır biriken sorunlar da krizle birlikte su yüzüne çıktı.

Yavaş ancak kaçınılmaz bir süreçte iskambil kâğıdından yapılma kule yıkılmaya başladı. 2009’da Atina hükümeti, yıllık bütçe açığının bir önceki hükümetin bildirdiği gibi GSYİH’nin yüzde 6,7’si değil, yüzde 12,5’i olduğunu açıkladı. Kamu borcu ise 300 milyar euro civarındaydı. Yunanistan’ın kredi sistemi çöktü, Atina’dan çekilen sermayenin çoğu Almanya’nın güvenli bölgelerine aktı. Ardından Atina hükümetine tarihin en büyük yardımı yapıldı: Mayıs 2010’da 110 milyar euro ve Mart 2012’de 130 milyar euro. Ama koşullar ağırdı. Yunan halkı yaşam biçimlerini değiştirmek zorunda kalacaktı. Harcamalar kısılacak, vergiler yükseltilecek, şişirilmiş emeklilik sisteminde kesintiler yapılacak, işleyiş daha yakından denetlenecek –Yunan hükümeti hâlâ kaç kişi çalıştırdığını bilmiyor– ve tüm bunlar Uluslararası Para Fonu, Avrupa Merkez Bankası ve Berlin hakimiyetindeki Avrupa Komisyonu üçlüsünün denetiminde yapılacaktı.

Bunun Yunanistan’a toplumsal bedeli çok ağır oldu. İşsizlik oranı yüzde 27’ye çıktı ve o dönemden bu yana da bu oran yerinden pek oynamadı. Atina’nın 15–24 yaş grubu işsizlik oranı yüzde 62’ye fırladı. Yunan ekonomisi son altı yıl içinde yüzde 30 küçüldü. Atina’nın merkezi ayaklanmalarla paramparça oldu. Göçmenlere karşı şiddet tırmandı. Şimdilik en kötü günler geride kalmış olabilir. Ama Yunanistan’ın başkentine sorunlu ve yorgun bir havanın hakim olmasına pek şaşmamak gerek.

İki kentin de önde gelen entelektüelleriyle konuştuğunuzda derin ve sıkıntılı düşünceler içinde olduklarını görüyorsunuz. Aşırı siyasi hırs, zorbalık, baskı, bölme ve insani başarısızlığın örneklerini dünyanın hiçbir yerinde Berlin’de olduğu kadar belirgin görmek mümkün değil. Sokaklarında yürüdüğünüzde her köşede 19. ve 20. yüzyılların tarihi anımsatılıyor size. Büyük bir güç merkeziydi burası. Alınan dersler kentsel coğrafyada yazılı; Tempelhof’taki yarı boş, büyük Nazi uçak terminalinde, Müze Adası’nda olduğu gibi bırakılmış kurşun delikli duvarlarda, Duvar’dan geri kalan görmezden gelinemeyecek parçalarda... Hakimiyet kurmaya çalışırsan acı çekersin; yok etmeye çalışırsan yok edilirsin; dünyanın merkezi durumuna gelmeye çalışırsan kentini paylaşılmış ve bölünmüş bulursun.

Kentin 1989’dan sonraki birleşimi sırasındaki şekillenmenin en güçlü seslerinden biri olan Alman parlamentosunun eski başkanı ve başkan yardımcısı Wolfgang Thierse kararlı konuşuyor: “Almanlar ve başkentleri hâlâ geçmişin etkisinde ve hâlâ kendilerini önemli bir güç olarak görmüyorlar. Berlin’de, 20. yüzyılın uğursuz tarihi başka bir başkentte hiç olmadığı kadar belirgin. Berlin’de geçmişimizi gizlemek veya geçmişimizden kaçmak değil, onunla yüzleşmek istiyoruz.” 

“Berlin kendini yeniden ve yeniden şekillendiriyor,” diyor şehir senatosu sözcüsü Richard Meng de. “1989’dan sonra Berlin’in kendine bir yol çizmesi 10 yıl aldı.” Ulaşılan formül, Meng’in deyimiyle “her milleti içeri alan ve genç insanlara burada yaşama ve fikir üretme şansı veren açık görüşlü bir kent” oldu. Bu, Berlin’in bir güç gösterisi merkezi olduğuna dair eski anlayışa tamamen aykırıydı. Berlin’in DNA’sının temel ögesi olarak fırsat, otoritenin yerini almıştı.

Ama bir sorun vardı. Berlin’de sanayinin ve büyük işletmelerin olmayışı vergi gelirlerinin yetersiz olduğu –ki halen öyle– anlamına geliyordu. Halihazırda bile Berlin’in 62 milyar euroya yaklaşan bir borcu var ve eğer diğer Alman eyaletlerinden ve federal hükümetten gelen ödenekler olmasa kentin yüzde 20,7 oranında yıllık bütçe açığı olur. Almanya’nın geri kalanı desteklemese Berlin batar. Yıllık bütçe açığı küçülüyor ve yeni işletmeler teşvik ediliyor ama buna rağmen en azından Berlin’de açığı kapatmak için pek fazla aciliyet varmış gibi görünmüyor. Eski belediye başkanının deyimiyle “yoksul ama seksi” bir kent olarak Berlin’in geleceğe bakışına bir çeşit kayıtsızlık hakim.

Berlin’in Avrupa’nın sorunlarla dolu önemli bir güç merkezi olmaktan özgürlük sembolü bir kent olmaya doğru geçirdiği büyük değişim, güneydeki Atina’nın öyküsüyle gölgelendi. Ekonomik krizin doruğa çıktığı 2009–2011 yılları arasında başbakanlık görevini yürüten George Papandreou’nun basın sözcüsü Vassilis Papadimitriou’nun deyişiyle Yunanların 1981 yılında AB’ye katılması “geminin limana yanaşması” gibiydi. Daha önce kuzeyde Sovyet bloğu yüzünden izole durumda bulunan, doğuda Türkiye ile sürdürülemez bir silahlanma yarışı içine girmiş olan umarsız yoksulluktaki Yunanların, “ilk kez kendilerine Avrupa’nın gerçek bir parçası olarak davranıldığını hissettikleri” andı bu.

Avrupa kulübüne üyelik uzun dönemli bir iyimserliği, ödenekleri ve kent açısından büyümeyi de beraberinde getirdi. Tüm bunların doruk noktası ise 2004 Yaz Olimpiyatları’na ev sahipliği yapılması ve tüm dünyaya Yunanistan’ın ne kadar modern ve sofistike bir hale geldiğini gösterecek muhteşem yeni Akropolis Müzesi’nin inşa edilmesi oldu.

Terk edilmiş Elaionas sanayi mahallesindeki bir deneysel tiyatronun yöneticisi olan Elli Papakonstantinou, euro krizini, “Hepimizin paylaştığı bir suçluluk anıydı, başımıza gelen kötü şeylerden hepimizin bir parça sorumlu olduğu duygusuydu,” şeklinde açıklıyor. Özsaygıya ulusal çapta gelen büyük bir darbeydi. Papadimitriou’nun deyişiyle, “Yunanların aslında Avrupa’ya ait olmadıklarına dair en büyük korkularının onaylanmasıydı.” 

Devamını National Geographic Türkiye'nin Mart sayısında veya iPad, iPhone ve Android edisyonlarında okuyabilirsiniz. 

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Gerd Ludwig

Berlin’deki Sony Center, Duvar’ın eskiden kenti ikiye ayırdığı şık Potsdamer Meydanı’nda yükseliyor.

Alex Majoli

Yunan Harp Akademisi öğrencileri Parthenon’u geziyor. Akropolis’in üzerinde yükselen tanrıça Athena’ya adanmış tapınak restorasyon geçiriyor.

Alex Majoli

Neo–Nazi partisi Altın Şafak, Yunan vatandaşlıklarını kanıtlayan Atinalılara soğan ve sebze dağıtıyor. Bu bağışlara “nefretin aşocağı” adı veriliyor.

Alex Majoli

Kriz etkisindeki Atina’da uygar hayatın temelleri sarsılıyor. Bazıları için çöpten yiyecek toplamak bir zorunluluk. Yunan Ortodoks Kilisesi her gün 10 bin kişiye yemek dağıtıyor.

Alex Majoli

Atina merkezindeki bodrum katlarında, bu Bengalliler gibi göçmenler altı–yedi kişi bir odada, Dickens romanlarından çıkma koşullar içinde yaşıyor. Ekonomik ve toplumsal zorluklar şiddete neden oluyor.

Alex Majoli

Nijeryalı bir anne–babadan Yunanistan’da doğan hiphop yıldızı MC Yinka’nın hayranları bir konser sırasında. Kısa bir süre önce antifaşist rapçi arkadaşı Pavlos Fyssas, aşırı sağcı Altın Şafak grubunun bir üyesi tarafından öldürülmüş. “Göçmenlerin pozitif yönlerini, benliklerini göstermemiz lazım,” diyor Yinka. “Bu insanlar buraya kendilerine, ailelerine yaşam kurmak için geldiler. Burada olmalarının nedeni Yunanistan’ın elinden bir şeyler almak değil.”

Alex Majoli

Avrupa Birliği’nin de katkılarıyla inşa edilen ve 2007 yılında tamamlanan ulusal gururun modern sembolü Akropolis Müzesi (soldaki) Yunanistan’ın ikonik anıtı Parthenon’a bakıyor.

Alex Majoli

Diporto Agoras (Pazardaki İki Kapı) tavernasında doğum günü kutlaması yapan bir aile. Mekân, eski Atina samimiyetine adanmış: Sohbet, şarap, tütün, topraktan ve denizden gelen yiyecekler.

Alex Majoli

Bir Altın Şafak üyesi, antifaşist rapçi Pavlos Fyssas’ın öcünü almak için Kasım 2013’te vurularak öldürülen Manolis Kapelonis ve Giorgos Fountoulis’i anıyor.

Alex Majoli

Atina’da, Aeschylus Caddesi’nde polis, gençlerin üzerini arıyor. Krizin başlamasından bu yana bölgede uyuşturucu kullanımı, fuhuş ve HIV enfeksiyonlarında artış yaşanıyor.

Gerd Ludwig

Berlin’in merkezinde ise Atina'nın kasvetle tanışan sokaklarından başka bir vizyon var: “Barbie: Hayallerimin Evi Deneyimi” topuklu pembe ayakkabı biçimli fıskiyesiyle gerçek boyutlarda bir branda ev.

Gerd Ludwig

Slovak Sokak sanatçısı Miloš Kmošek (soldaki), 2013 yazında Brandenburg Kapısı’nda sınır bekçisi olarak rol yapıyor. Bu tür roller daha sonra uygunsuz olduğu gerekçesiyle yasaklandı.

Gerd Ludwig

Kreuzberg’deki yeşillik Viktoriapark’ta yazları yapay bir şelale akıyor. Parkın adı, Napolyon’un 1815’teki yenilgisini kutlamak için tepenin (Berg) üzerine dikilen demir haçtan (Kreuz) geliyor.

Gerd Ludwig

Tüm toplumsal toleransa rağmen Berlin’de bir keskinlik var. Acılı geçmişin anıları şimdiki zamana sızıyor. Beton Nazi sığınağında sergilenen Boros sanat koleksiyonu, Berlin’in geçmiş ile bugün arasındaki saplantısını vurguluyor. Michael Sailstorfer’in Forest adlı çalışmasında baş aşağı asılmış ağaçlar bir yandan da dönüyor. Awst & Walther’in Latent Measures adlı çalışmasında fırçalanmış metal bir boru, altı odanın beton duvarlarını delerek geçiyor.

Gerd Ludwig

Rosenthaler Caddesi’ndeki internet kafe St. Oberholz’un duvarında “Das Leben ist kein Ponyhof” (Hayat Kolay Değil) yazıyor.

Gerd Ludwig

1968’de Spree Nehri’nden Batı Berlin’e geçmek isterken öldürülen 25 yaşında Dieter Weckeiser’in yüzü Bernauer Caddesi’ndeki anıtta yer alıyor. Burada, kentin bölünmüşlüğünü hatırlatmak için Duvar’ın graffiti kaplı bir bölümü korunmuş. Weckeiser’in o sırada yanında eşi de vardı. 17 kurşun atılmış, her ikisi de ölmüştü.

Gerd Ludwig

İngiliz mimar Norman Foster, 1894’te Almanya parlamento binası olarak kurulan ve II. Dünya Savaşı’nda zarar gören Reichstag’ı 1990’lı yıllarda restorasyondan geçirdi. Ve şeffaflığın sembolü olarak ortasına cam bir kubbe ekledi.

Gerd Ludwig

Almanya Cumhurbaşkanı, resmi başkanlık konutu Schloss Bellevue’nün bahçesinde her yaz bir Bürgerfest (halk festivali) düzenliyor.

Gerd Ludwig

Berlin, Brandenburg Kapısı civarındaki Soykırım Anıtı kentin bir adasını dolduran yekpare gri lahitlerden bir labirent. Ziyaretçiler kendilerini cansız keder vadilerinin içinde buluyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA