TEMMUZ SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Işıltılı Yaşam

Olivia Judson

David Liittschwager

27.2.2015

Işıltılı Yaşam

ABD, Tennessee’de bir yaz gecesinde parıltılar saçarak hızla uçan ateşböcekleri olası eşlerini ayartmak için muhteşem bir ışık gösterisi içinde...

Yeryüzünün en bol bulunan ışık kaynakları arasında canlıların kendisi de var.

Saat 22.00. Monterey Körfezi Akvaryum Araştırma Enstitüsü’nün araştırma gemisi Western Flyer’ın karanlık odasındayım. Küçücük odaya birkaç kişi sıkışmış haldeyiz. Işıklar sönük, içerisi sıcak ve havasız. Kaliforniya sahilinin 80 kilometre açıklarında seyrettiğimiz için de zemin sürekli sallantı halinde. Midem bulanıyor. Ama umrumda değil. Masanın üzerindeki küçük bir kapta henüz yakalanmış bir hayvan var. Ktenofor adıyla bilinen bir deniz canlısı. Beş santimetre uzunluğunda, yanlardaki bombeleriyle jelatinimsi, saydam bir çana benziyor. Ve dokunulduğunda ışık saçıyor. 

Dikkat! Işık yayan canlı uzmanlarından Steven Haddock hayvanı cam bir çubukla dürtmeye hazırlanıyor. Hepimiz öne eğiliyor ve görmek için birbirimizi iteliyoruz. İşte. Kapta bir anlığına ktenoforun hayalet gibi bir görüntüsü beliriyor. Mavimsi ışıktan görüntü dönerek yavaş yavaş yok olurken hayvan adeta eriyormuş gibi görünüyor.

Muhteşem. Uçucu. Ve bir yandan da gizemli. Bu ktenofor türü, denizin derinliklerinde yaşıyor; dolayısıyla bırakın ışığını, kendisini bile ancak birkaç kişi görmüştür.

Işık çıkarma yeteneği –biyolüminesans– hem sıradan, hem büyüleyici. Büyüleyiciliğinin nedeni ışıklı, cezbedici güzelliği. Sıradanlığının nedeni ise aslında pek çok canlının bu özelliğe sahip olması. Karadaki en tanıdık örnekler, sıcak yaz gecelerinde ışık saçarak eş bulmaya çalışan ateşböcekleri. Ayrıca ateşböceği larvası, bir tür salyangoz, bazı kırkayaklar ve –hayır, halüsinasyon görmüyorsunuz– bazı mantarlar gibi karada yaşayan başka ışıklı canlılar da var.

Ama asıl ışık gösterisi okyanuslarda yaşanıyor. Burada, şaşırtıcı çeşitlilikte canlı, ışık üretiyor. Okyanusların ateşböcekleri misali, eş bulmak için ışıldayan bacaklı susam görünümündeki minik ostrakodlar örneğin. Ya da adını kamçı gibi iki uzantısından ve yaptığı dönme hareketinden alan toz tanesi boyutundaki dinoflagellatlar. (Yunancada dinos dönmek anlamına geliyor.) Dinoflagellatlar suyun kıpırdanışıyla ışık yayıyor. Karanlık bir gecede yüzerken ya da kürek çekerken gördüğünüz o ışık parıltılarını ve ışıktan yolları ortaya çıkaranlar işte bu küçük canlılar.

 

David Liittschwager

Karanlıkta parlayan 90’dan fazla mantar türü arasında Brezilya “hindistancevizi çiçeği” mantarları da var. Işık, mantar sporlarını yayan böcekleri çekiyor olabilir.

David Liittschwager

Ateşböceği mürekkepbalığının saçtığı ışık, hayvanı akvaryumda görünür kılıyor ama denizde yukarıdan gelen ışığa karışmasını sağlayarak ona bir görünmezlik perdesi oluşturuyor.

David Liittschwager

Ateşböceği mürekkepbalığının aydınlıkta görünüşü.

David Liittschwager

Uzun pozlamayla çekilmiş fotoğrafta, üç Brezilya taklaböceğinin ışığı arkalarında uzantılar oluşturuyor. Eş çekmek ve olasılıkla da potansiyel yırtıcıları korkutup kaçırmak için ışık yayıyorlar.

David Liittschwager

Puerto Riko'ya ait küçük Vieques Adası, "bahía bioluminiscente" yani "biyo-körfezi" ile ünlü. Burası suyun hareketlenmesiyle ışık saçan toz taneciği boyutundaki sayısız dinoflagellata ev sahipliği yapıyor.

David Liittschwager

Taç denizanası derin denizlerin daimi karanlığında yaşıyor ve bir başka hayvan dokunduğu zaman ışıklanıyor.

David Liittschwager

Rahatsız edilmediği zaman taç denizanasının vücudu şeffaf.

David Liittschwager

Farelere ve başka yırtıcılara neyle karşı karşıya olduklarını göstermek için karanlıkta parlayan bir kırkayak. Uyarısını göz ardı eden hayvanlar ağız dolusu siyanüre maruz kalıyor.

David Liittschwager

Işık ve yok oluş kuleleri. Termit toprak yığınlarında yaşayan taklaböceği larvaları geceleri ışıklanıyor. Ve ışığa çekilen canlılar yem oluyor.

Işık üreten canlılar arasında balık, denizanası, karides, mürekkepbalığı, yukarıda sözü edilen ktenofor, birkaç tür halkalı solucan ve denizhıyarı da var. Ayrıca, ışıklı sifonoforlar; perde gibi aşağı doğru salınan uzun, sivri uçlu duyargaları olan sicim gibi, sinsi yırtıcılar. Ve tabii, zarif bir cam yapı iskelesi üzerine inşa edilmiş koloniler halinde yaşayan ameboid yaratıklardan ışıklı radiolarialar. Parıldayan bakterileri de unutmamak gerek. Işık ürettiği bilinen tüm organizma gruplarının beşte dördünden çoğu denizlerde yaşıyor. Peki neden deniz? Western Flyer’da yolculuk etmemin nedeni de bu sorunun yanıtını öğrenmek. 

Açık arayla dünyanın en büyük doğal ortamı olan denizler, yerkürenin onda yedisini aşkın bir alanı kaplıyor. Ortalama derinlik 3 bin 600 metre civarında. Yabancı ve –insan açısından– yaşanması zor doğaları nedeniyle, zengin balıkçılık sahası, mercan resifi ya da derin deniz bacaları gibi popüler araştırma noktaları olmayan dev alanlar başta olmak üzere görece keşfedilmemiş durumdalar.

Keşif gezisinin başkanı Haddock’u özellikle bu alanlar ilgilendiriyor. “Başkalarının araştırmadığı yerleri araştırmak istiyorum,” diyor bana. Daha önceki keşif gezilerinde meslektaşlarıyla birlikte birkaç ışıklı türü bulup tanımlamışlar. Bu örneklerin en ünlüleri ise “yeşil bombacılar”; saldırıya maruz kaldıklarında parlak yeşil ışık torbaları, yani “bomba” atan derin deniz halkalı solucanları.

Haddock ve meslektaşları okyanusun derin bölgelerini keşfetmek için ROV (uzaktan kumandalı araç) kullanıyor. Yavaş hareket eden hayvanları yakalayıp canlı olarak yüzeye çıkarma becerisine sahip olan bu aracın güçlü metal çerçevesi video kameralar, ışıklar, sensörler ve kabloların yanı sıra bir çift robot kol, her iki ucunda da kapakları olan şeffaf plastikten kovalar ve bildiğimiz mutfak spatulasıyla donatılmış. Mutfak spatulası!

“Bu ne için?” diye soruyorum spatulayı işaret ederek.

“Deniz tabanını kazmak için,” diyor Haddock.

Saat 07.00. ROV suya indirilmek üzere. Başlarına baret takmış görevliler etrafta telaşla dolaşarak son kontrolleri yapıyor. Sonra dev bir metal kol ROV’u kaldırıyor. Biraz önce durduğu yerde zemin açılıyor ve birkaç metre aşağıda kare biçimli bir okyanus parçası ortaya çıkıyor. Metal kol ROV’u suya indiriyor, bir dakika sonra araç dalgaların arasında gözden yitip gidiyor.

Bir yaşam alanı olarak okyanusların bazı tuhaf yanları var. Her şeyden önce, büyük bölümünde saklanacak yer yok. Bu da demek oluyor ki burada görünmezlik değerli. İkinci tuhaf şey de derinlere inildikçe güneş ışığının yok olması. İlk önce kırmızı ışık soğuruluyor. Ardından tayfın sarı ve yeşil kısımları yok olunca geriye sadece mavi kalıyor. 200 metreye inildiğinde okyanus sürekli bir alacakaranlık haline dönüşüyor, 600 metreye inildiğinde mavi de yok oluyor. Yani okyanusların büyük bölümü zifiri karanlık. Üstelik gece–gündüz. Ve bu sayılan faktörlerin tümü bir araya gelince, ışık bir silah ya da bir örtü olarak benzersiz bir işlevsellik üstleniyor.

Görünmezlik sorununu ele alalım. Okyanusun üst katmanlarında –ışığın ulaştığı bölümlerde– suyla bir şekilde kaynaşmayı beceremeyen herhangi bir canlı, aşağılarda yüzüp gözlerini yukarı dikmiş olanlar başta olmak üzere, yırtıcılar tarafından fark edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamak için okyanusun ortasında tüple daldığınızı düşünün. Yukarıda, denizin gökyüzüyle birleştiği yer gümüş rengi. Aşağıda su daha koyu bir mavi. Diğer tüm yönler de bulanık bir yeşilimsi gri. Okyanus tabanı, her ne kadar siz göremeseniz de, 3 bin metreyi aşkın baş döndürücü derinliklerde. Peki ama bir dakika, o aşağıdaki gölge de ne? Köpekbalığı mı? İşte o an ne kadar savunmasız olduğunuzu anlıyorsunuz. Gümüş yüzeyde koyu renk büyük bir siluet olarak aşağıda yüzen aç hayvanların görüş alanı içindesiniz.

Birçok canlı bu sorunu o bölgeye gitmeyerek çözüyor. Gündüzleri ışıklı kuşaktan uzak duruyor ve ancak geceleri yüzeye doğru çıkıyorlar. Çok sayıda canlı da çözümü, hayaletimsi bir saydamlığa evrimleşmekte buluyor. Dalış yaptığınızda ilk göze çarpan şey –denizanasından yüzer salyangozlara kadar uzanan geniş bir listede– karşınıza çıkan tüm canlıların saydam olması. Bir başka yaklaşımda bazı balıklar –sardalyalar örneğin– gövdelerinin yan kısımlarındaki gümüşi renkle biçimlerini görünmez kılıyor. (Gümüş renk ayna işlevi görüp suyu yansıtarak, hayvana denizin renklerine karışma olanağı veriyor.)

Bazı hayvanlar ise –Sergestes similis karidesi, kimi balıklar ve birçok mürekkepbalığı– ışık kullanıyor.

Nasıl mı? Yukarıdan gelen ışığa uyum sağlamak için bedenlerini ışıklandırarak. Bu da hayvanlara biçimlerini maskeleme olanağı veriyor, bir tür görünmezlik perdesiyle onları kuşatıyor. Bu perde istenildiği zaman açılıp kapanıyor, hatta karartma ayarı bile var. Örneğin S. similis, etrafındaki suyun parlaklığına bağlı olarak yaydığı ışık miktarını ayarlıyor. Eğer yukarıdan bir bulut geçip bir anlığına ışığı engellerse karides de ışığını buna göre kısıyor.

 Devamını National Geographic Türkiye'nin Mart sayısında veya iPad, iPhone ve Android edisyonlarında okuyabilirsiniz. 

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

David Liittschwager

Karanlıkta parlayan 90’dan fazla mantar türü arasında Brezilya “hindistancevizi çiçeği” mantarları da var. Işık, mantar sporlarını yayan böcekleri çekiyor olabilir.

David Liittschwager

Ateşböceği mürekkepbalığının saçtığı ışık, hayvanı akvaryumda görünür kılıyor ama denizde yukarıdan gelen ışığa karışmasını sağlayarak ona bir görünmezlik perdesi oluşturuyor.

David Liittschwager

Ateşböceği mürekkepbalığının aydınlıkta görünüşü.

David Liittschwager

Uzun pozlamayla çekilmiş fotoğrafta, üç Brezilya taklaböceğinin ışığı arkalarında uzantılar oluşturuyor. Eş çekmek ve olasılıkla da potansiyel yırtıcıları korkutup kaçırmak için ışık yayıyorlar.

David Liittschwager

Puerto Riko'ya ait küçük Vieques Adası, "bahía bioluminiscente" yani "biyo-körfezi" ile ünlü. Burası suyun hareketlenmesiyle ışık saçan toz taneciği boyutundaki sayısız dinoflagellata ev sahipliği yapıyor.

David Liittschwager

Taç denizanası derin denizlerin daimi karanlığında yaşıyor ve bir başka hayvan dokunduğu zaman ışıklanıyor.

David Liittschwager

Rahatsız edilmediği zaman taç denizanasının vücudu şeffaf.

David Liittschwager

Farelere ve başka yırtıcılara neyle karşı karşıya olduklarını göstermek için karanlıkta parlayan bir kırkayak. Uyarısını göz ardı eden hayvanlar ağız dolusu siyanüre maruz kalıyor.

David Liittschwager

Işık ve yok oluş kuleleri. Termit toprak yığınlarında yaşayan taklaböceği larvaları geceleri ışıklanıyor. Ve ışığa çekilen canlılar yem oluyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA