MART SAYISI BAYİDE!

ABONE OL SATIN AL

Kuşku Çağı

Joel Achenbach

Richard Barnes

26.2.2015

Kuşku Çağı

NASA’nın Kennedy Uzay Merkezi’ndeki görevli, bir sergide küçük ayarlamalar yapıyor. Geçerli bilim konularındaki kuşkuculuk yeni bir şey değil ama internet uç inançlar için bir nimet oldu. Ay’a ayak basıldığına inanmayanlardan mısınız? İnternete girerseniz sizinle hemfikir olacak çok kişi bulacaksınız.

Bilime karşı şüphecilik tırmanışta. Peki ama mantıklı insanlar neden mantığa kuşkuyla yaklaşıyor? 

Stanley Kubrick’in komedi başyapıtı Dr. Strangelove (Dr. Garipaşk) filminde bir sahne vardır. Kuralları hiçe sayıp Sovyetler Birliği’ne karşı nükleer saldırı emri veren Amerikalı General Jack D. Ripper, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin endişeden başı dönmüş haldeki bölük komutanı Lionel Mandrake’e paranoyak dünya görüşünü anlatır ve neden sadece “damıtılmış su ya da yağmur suyu ve saf hububat alkolü” içtiğini açıklar.

Ripper: Floridasyon diye bir şey duydun mu hiç? Suyun floridasyonu?

Mandrake: Evet, duydum Jack. Evet, evet.

Ripper: Peki, ne olduğunu biliyor musun?

Mandrake: Hayır. Hayır, ne olduğunu bilmiyorum. Hayır.

Ripper: Floridasyonun, şu ana kadar karşı karşıya kaldığımız en canavarca tasarlanmış ve en tehlikeli komünist komplosu olduğunun farkında mısın?

 Filmin gösterime girdiği 1964 yılında floridasyonun sağlık açısından yararları kanıtlanmış ve floridasyon karşıtı komplo teorileri komedilere konu olur hale gelmişti. Bu yaşananların yarım yüzyıl ardından, floridasyonun hâlâ ABD’de korku ve paranoya nedeni olduğunu duymak sizi şaşırtabilir. 2013 yılında, içme suyuna floridasyon uygulanmayan birkaç büyük ABD kentinden biri olan Oregon eyaletindeki Portland sakinleri, yerel yönetimin floridasyon planını engelledi. Uygulamaya karşı çıkanlar, hükümetin içme sularına “kimyasal” katması fikrinden hoşlanmamıştı. Ve floridasyonun insan sağlığına zararlı olduğu iddiasındaydılar.

Aslında florit doğal bir mineral. İçme suyundaki kadar düşük miktarlarda kullanıldığında da diş minesini sertleştirerek çürümeleri engelliyor. Zengin–fakir, dişini özenle fırçalayan ya da fırçalamayan herkes için diş sağlığı açısından ucuz ve sağlıklı bir yol. Bilimin ve tıbbın görüş birliği bu yönde. Dünyanın dört bir yanındaki floridasyon karşıtı aktivistlerle hemfikir bazı Portland sakinlerinin yanıtı ise şu: Biz size inanmıyoruz.

Florit veya aşıların güvenilirliği ya da iklim değişikliği... Her tür bilimsel bilginin organize ve genelde öfkeli bir muhalefetle karşı karşıya kaldığı bir çağda yaşıyoruz. Kendi bilgi kaynaklarıyla ve araştırmaları yorumlama yöntemleriyle silahlanmış kuşkucular, uzmanların görüş birliğine karşı savaş açtılar. Bu tür ihtilaflar artık çok sık yaşanıyor ve insanın aklına, kötü niyetli ajanların –toplumları eleştirel hale getirmek için– suya bir şeyler katmış olabileceği gibi bir fikir bile gelebiliyor. Ve bu eğilime kitaplarda, makalelerde ve akademik konferanslarda o kadar çok yer veriliyor ki, artık bilim kuşkusunun kendisi popüler bir kültür haline gelmiş durumda. NASA’nın gizlenmek zorunda kaldığı fütürist bir Amerika’da geçen Interstellar (Yıldızlararası) filminde, okul kitapları Apollo’nun Ay’a inişinin gerçek olmadığını yazıyor. 

Richard Barnes

1925 yılında, John Scopes’un lisede evrim öğretmekten yargılandığı Tennessee, Dayton’da yaratılış teorisi savunucusu bir kitapçı mallarını sokakta satıyor. Modern biyoloji evrim kavramı olmadan anlam ifade etmiyor ama ABD’deki dini aktivistler yaratılışçılığın biyoloji dersinde alternatif olarak öğretilmesini istemeye devam ediyor. İnançla çatıştığında bilim genellikle kaybeden taraf oluyor.

Richard Barnes

Dünya’nın yuvarlak olduğu eski zamanlardan beri biliniyor –Kolomb Dünya’nın kenarından düşmeyeceğinin farkındaydı– ama alternatif coğrafya Dünya’nın etrafının dolaşılmasının olağan hale gelmesinden sonra dahi varlığını sürdürmeye devam etti. Güney Dakotalı işadamı Orlando Ferguson tarafından çizilmiş 1893 yılına ait bu harita 19. yüzyıl düz Dünya inancının tuhaf bir varyasyonu. Düz Dünyacılar, yeryüzünün merkezinin Kuzey Kutbu olduğuna ve buzdan bir duvarla çevrildiğine; Güneş, Ay ve gezegenlerin yüzeyden birkaç yüz kilometre yukarıda bulunduğuna inanıyordu. Bilim, çoğu kez, doğrudan duyusal deneyimlerimizi evrendeki yerimiz hakkındaki inancımızı sorgulayan teoriler lehine –örneğin Güneş’in, adeta Dünya’nın etrafında dönermişçesine hareketi– görmezden gelmemizi istiyor.

Richard Barnes

Kentucky, Petersburg’daki Yaratılış Müzesi’nde Adem ile Havva, cenneti bir dinozorla paylaşıyor. Genç Dünya yaratılışçıları, yeryüzünün 10 bin yıl önce tam fonksiyonlu yetişkin insanlarla yaratıldığına inanıyor. Bilim ise Dünya’nın 4,6 milyar yaşında olduğunu, tüm canlıların mikroorganizmaların evrim geçirmesi yoluyla oluştuğunu ve ilk modern insanın 200 bin yıl önce, yani dinozorların ortadan kalkmasından 65 milyon yıl sonra ortaya çıktığını savunuyor.

Richard Barnes

Pittsburgh’daki DoğalSonrası Tarih Merkezi’nde sergilenen genetiği değiştirilmiş organizmaların korunmuş örnekleri arasında Freckles da var. Bu keçi, ileride ticari amaçlı lif haline dönüştürülecek örümcek ipeği proteinine sahip süt üretmek üzere yetiştirilmişti. GDO’ların insan sağlığı için kötü olduğuna ilişkin henüz herhangi bir kanıt yok ama halkın duyduğu endişe nedeniyle 64 ülkede ve Amerika’nın üç eyaletinde GDO taşıyan gıdaların etiketlenmesini gerektiren yasalar çıkarıldı.

Richard Barnes

Sandy Kasırgası insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle yaşanmamıştı. Ama Jersey sahillerine verdiği zarar, iklim değişikliğinin de kısmen etkilediği deniz seviyesi yükselişinin sonucuydu. Yale Üniversitesi araştırmacısı Dan Kahan, bu ve cepheleşmeye neden olan diğer bilimsel konulardaki görüş birliğini sorgulayanlar için, “Şüpheci inanç adeta bir üyelik, bir çeşit gruba bağlılık rozeti haline geldi,” diyor.

Richard Barnes

Kina ve Kaia da, Washington’ın Vashon Adası’nda bulunan Cedarsong Doğa Okulu’ndaki kızamık gibi bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanmamış çocuklar arasında. Aşı yaptırmama eğilimi ABD’de büyük artış gösterdi. Kırk altı eyalet dini, 19 eyalet ise felsefi nedenlerle, aşı muafiyetine izin veriyor.

Bu sayılanlar aslında bir yönüyle hiç de şaşırtıcı değil. Bilim ve teknoloji, daha önce hiç olmadığı kadar yaşamımıza girmiş durumda. Çoğumuz için bu yeni dünya harikulade, rahat ve getirisi çok. Ama aynı zamanda daha karmaşık, üstelik bazen de rahatsız edici. Artık kolayca analiz edemediğimiz tehlikelerle karşı karşıya kalıyoruz.

Örneğin, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) içeren gıdaları yemenin güvenli olduğuna inanmamız isteniyor bizden. “Çünkü,” diye belirtiyor uzmanlar, “aksini gösteren bir kanıt olmadığı gibi, genleri laboratuvarda belirli bir şekilde değiştirmenin geleneksel ıslah yoluyla topluca değiştirmekten daha tehlikeli olduğuna inanmak için bir neden de yok.” Ama türler arasında gen nakli fikri bazı insanlara çılgın bilim insanlarını çağrıştırıyor ve Mary Shelley’nin Frankenstein’ı yazmasının iki yüzyıl ardından ortalıkta “Frankengıda” gibi bir şeyler konuşuluyor.

Dünya gerçek ve hayali tehlikelerle dolup taşıyor. Birini diğerinden ayırmaksa pek kolay değil. Örneğin, beden salgılarına doğrudan temas yoluyla bulaşan Ebola virüsünün havadan geçen bir süper salgın olarak mutasyona uğraması konusunda endişe duymalı mıyız? Bilim dünyasındaki görüş birliği, bunun son derece olanaksız olduğu yönünde. Şimdiye kadar insanlara geçiş biçimini tamamen değiştiren herhangi bir virüs gözlemlenmiş değil ve son Ebola türünün diğerlerinden farklı olduğuna dair herhangi bir kanıt da yok. Ancak internet arama motoruna “havadan bulaşan Ebola” yazdığınızda bu virüsün hepimizi öldürmek de dahil olmak üzere neredeyse doğaüstü güçlere sahip olduğu bir distopyaya giriyorsunuz.

Bu kafa karıştırıcı dünyada, neye inanmamız ve buna uygun olarak nasıl hareket etmemiz gerektiğine karar vermemiz gerekiyor. İlke olarak bilimin var oluş nedeni bu. “Bilim bir olgular bütünü değil,” diyor jeofizikçi Marcia McNutt. (Geçmişte ABD Jeolojik Araştırmaları Kurumu’nun liderliğini yapmış olan McNutt günümüzde Science dergisinin genel yayın yönetmeni.) “Bilim, inanmayı seçtiğimiz şeyin doğa yasalarında dayanağı olup olmadığına karar verme yöntemidir.” Ama bu yöntem çoğumuzda içgüdüsel olarak gelişmiyor. Sonuçta, tekrar tekrar sorunlar yaşıyoruz.

Sorunlar doğal olarak çok eskilere kadar gidiyor. Bilimsel yöntem bizi belirgin, çoğunlukla akıllara durgunluk veren ve bazen de kabul edilmesi zor gerçeklere götürüyor. Galileo, 17. yüzyıl başlarında Dünya’nın hem kendi ekseni hem de Güneş etrafında döndüğünü söylediğinde sadece kilisenin doktrinine karşı çıkmakla kalmamış, aynı zamanda da insanlardan sağduyuya aykırı bir şeye inanmalarını istemişti. (Çünkü gerçekten de Güneş, Dünya’nın etrafında dönüyormuş gibi durur, Dünya’nın dönüşünü hissetmezsiniz.) Galileo yargılanmış, bu söylediklerini geri almaya zorlanmıştı. Öte yandan, bundan iki yüzyıl sonra, Charles Darwin aynı talihsizliğe uğramamıştı. Oysa yeryüzündeki tüm canlıların tarihöncesi bir atadan ortaya çıktığı ve insanların maymun, balina ve hatta derin deniz yumuşakçalarıyla akraba olduğu fikri birçok kişi için halen kabul edilmesi çok zor bir şey. On dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan bir diğer söylem, hepimizin soluk olarak dışarı verdiği ve atmosferin binde bir kadarını oluşturan görünmez gaz karbondioksitin Dünya’nın iklimini değiştirebileceği ifadesi de aynı derecede kabul edilmesi zor bir söylem.

Bilimin kurallarını aklen kabul etsek bile, bilinçdışı sezgilerimize tutunuyoruz. Ve bilim insanlarına göre de bunlar bizim naif inançlarımız. Occidental College’dan Andrew Shtulman tarafından gerçekleştirilen yakın tarihli bir araştırmaya göre, insanın deniz canlılarından geldiğini ve Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü doğru ya da yanlış olarak değerlendirmeleri istendiğinde, ileri derecede bilimsel eğitim almış öğrencilerin de beyinsel işleyişinde duraksama oluyor. (Gerçekler sezgilere karşı.) Gerektiği gibi yanıt vererek “doğru” diye işaretleyen öğrenciler dahi bu soruları yanıtlarken, insanların ağaçta yaşayan canlılardan geldiğinin (kabul etmesi kolay gerçek) ya da Ay’ın Dünya’nın etrafında döndüğünün (sezgisel gerçek) doğru olup olmadığına dair sorularla oranlandığında daha yavaş davranıyorlar.

Shtulman’ın araştırması, bilim eğitimimiz arttıkça naif inançlarımızı bastırdığımıza ama tamamen yitirmediğimize işaret ediyor. Beynimizde gizlenmiş duruyorlar ve dünyayı anlamaya çalıştığımız sırada kendilerini belli ediyorlar. Çoğumuzda varlıkları, istatistiklerden çok, kişisel deneyim ve anekdotlara, rivayetlere bel bağlamamızda kendini gösteriyor. Artık pek önerilmese de, yakın bir arkadaşımızın kanser olduğu ortaya çıktığı için prostat spesifik antijen testi yaptırabiliyoruz. Ve bunu yaparken de, testin nadir olarak yaşam kurtardığını, buna karşılık bir sürü gereksiz ameliyata neden olduğunu gösteren zahmetli araştırmalar sonucu elde edilen istatistiksel kanıtlara fazla dikkat etmiyoruz. Ya da tehlikeli atık çöplüğü olan bir kentteki kanser vakalarının ne kadar çok olduğunu duyunca kansere yol açan şeyin kirlilik olduğunu düşünüyoruz. Ancak iki şeyin bir arada bulunması, illa birinin diğerini oluşturduğu anlamına gelmiyor ve olayların toplu gerçekleşmesi de tesadüfi olmadıklarını ifade etmiyor.

Rastlantısallığı sindirmede sorun yaşıyoruz, beyinlerimiz kalıp ve anlam istiyor. Ancak bilim, kendimizi kandırabiliyor olabileceğimiz konusunda bizi uyarıyor. Atık alanı ile kanser arasındaki bağlantıdan emin olmak için, rastlantısal olabilecek rakamlardan çok daha fazla kanser vakası olduğunu gösteren istatistiksel analizlere, kanser olanların atık alanındaki kimyasallara maruz kaldığına ve kimyasalların kansere yol açabileceğine dair kanıtlar gerekiyor.

Bilim insanları açısından dahi bilimsel yöntem zor bir disiplin. Aynen bizler gibi onlar da doğrulama sapması adını verdikleri duruma açıklar. Yani, zaten inandıkları şeyi destekleyen kanıtlara bakma ve görme eğilimindeler. Ancak bizlerden farklı olarak, fikirlerini yayımlamadan önce meslektaşlarının değerlendirmesine başvuruyorlar. Yayımlandıklarında da, eğer yeterince önemli bulunurlarsa, başka bilim insanları bunları yinelemeye çalışıyor ve yaratılış olarak kuşkucu ve rekabetçi oldukları için de işe yaramadığını mutlulukla ilan ediyorlar. Bilimsel sonuçlar geçici, yani gelecekteki bir başka deney veya gözlem tarafından yerle bir edilmeye açık. Bilim insanları çok nadir olarak mutlak bir gerçeklik ya da mutlak bir kesinlikten söz ediyor. Diğer bir ifadeyle, bilginin sınırları içinde belirsizlik kaçınılmaz.

Bazen bilim insanları bilimsel yöntemin ideallerinden uzaklaşıyor. Özellikle biyomedikal araştırma alanında, bulundukları laboratuvar dışında yinelenemeyen sonuçlara yönelik rahatsız edici bir eğilim var. Deneylerin nasıl gerçekleştirildiğine dair daha fazla şeffaflık gerekliliğini harekete geçiren bir eğilim bu. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri Başkanı Francis Collins, araştırmacıların meslektaşlarıyla paylaşmadıkları “gizli tarifler” –özel prosedürler, uyarlanmış yazılım, alışılmadık malzeme– konusunda endişeli. Ancak yine de bütüne olan inancını koruyor.

Collins, “Bilim gerçeği bulur,” diyor. “İlkinde, ya da belki ikincisinde yanlışlık yapabilir ama sonuçta gerçeği bulur.” Bilimin bu geçici olma özelliği de çoğu insanın sorun yaşadığı bir diğer nokta. Bazı iklim değişikliği kuşkucuları açısından, örneğin 1970’lerde birkaç bilim insanının gelecekteki bir Buzul Çağı olasılığı konusunda endişe duymuş olması (o sıralarda makul görünüyordu) günümüzdeki küresel ısınma endişelerine inanmamak için fazlasıyla yeterli.

 Devamını National Geographic Türkiye'nin Mart sayısında veya iPad, iPhone ve Android edisyonlarında okuyabilirsiniz. 

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 1

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

739 GÜN ÖNCE

mantık şöyle diyor insanlar uzaya çıkmak için milyar dolar harcıyor fırlatma rampası falan filan peki aya iniş kolay ama kalkış nasıl oluyor anlamıyorum 2015 yılındayız hd kameralar vs teknoloji çok ilerde ve neden bir kez daha gitmiyorlar


Ghost is Here

Richard Barnes

1925 yılında, John Scopes’un lisede evrim öğretmekten yargılandığı Tennessee, Dayton’da yaratılış teorisi savunucusu bir kitapçı mallarını sokakta satıyor. Modern biyoloji evrim kavramı olmadan anlam ifade etmiyor ama ABD’deki dini aktivistler yaratılışçılığın biyoloji dersinde alternatif olarak öğretilmesini istemeye devam ediyor. İnançla çatıştığında bilim genellikle kaybeden taraf oluyor.

Richard Barnes

Dünya’nın yuvarlak olduğu eski zamanlardan beri biliniyor –Kolomb Dünya’nın kenarından düşmeyeceğinin farkındaydı– ama alternatif coğrafya Dünya’nın etrafının dolaşılmasının olağan hale gelmesinden sonra dahi varlığını sürdürmeye devam etti. Güney Dakotalı işadamı Orlando Ferguson tarafından çizilmiş 1893 yılına ait bu harita 19. yüzyıl düz Dünya inancının tuhaf bir varyasyonu. Düz Dünyacılar, yeryüzünün merkezinin Kuzey Kutbu olduğuna ve buzdan bir duvarla çevrildiğine; Güneş, Ay ve gezegenlerin yüzeyden birkaç yüz kilometre yukarıda bulunduğuna inanıyordu. Bilim, çoğu kez, doğrudan duyusal deneyimlerimizi evrendeki yerimiz hakkındaki inancımızı sorgulayan teoriler lehine –örneğin Güneş’in, adeta Dünya’nın etrafında dönermişçesine hareketi– görmezden gelmemizi istiyor.

Richard Barnes

Kentucky, Petersburg’daki Yaratılış Müzesi’nde Adem ile Havva, cenneti bir dinozorla paylaşıyor. Genç Dünya yaratılışçıları, yeryüzünün 10 bin yıl önce tam fonksiyonlu yetişkin insanlarla yaratıldığına inanıyor. Bilim ise Dünya’nın 4,6 milyar yaşında olduğunu, tüm canlıların mikroorganizmaların evrim geçirmesi yoluyla oluştuğunu ve ilk modern insanın 200 bin yıl önce, yani dinozorların ortadan kalkmasından 65 milyon yıl sonra ortaya çıktığını savunuyor.

Richard Barnes

Pittsburgh’daki DoğalSonrası Tarih Merkezi’nde sergilenen genetiği değiştirilmiş organizmaların korunmuş örnekleri arasında Freckles da var. Bu keçi, ileride ticari amaçlı lif haline dönüştürülecek örümcek ipeği proteinine sahip süt üretmek üzere yetiştirilmişti. GDO’ların insan sağlığı için kötü olduğuna ilişkin henüz herhangi bir kanıt yok ama halkın duyduğu endişe nedeniyle 64 ülkede ve Amerika’nın üç eyaletinde GDO taşıyan gıdaların etiketlenmesini gerektiren yasalar çıkarıldı.

Richard Barnes

Sandy Kasırgası insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle yaşanmamıştı. Ama Jersey sahillerine verdiği zarar, iklim değişikliğinin de kısmen etkilediği deniz seviyesi yükselişinin sonucuydu. Yale Üniversitesi araştırmacısı Dan Kahan, bu ve cepheleşmeye neden olan diğer bilimsel konulardaki görüş birliğini sorgulayanlar için, “Şüpheci inanç adeta bir üyelik, bir çeşit gruba bağlılık rozeti haline geldi,” diyor.

Richard Barnes

Kina ve Kaia da, Washington’ın Vashon Adası’nda bulunan Cedarsong Doğa Okulu’ndaki kızamık gibi bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanmamış çocuklar arasında. Aşı yaptırmama eğilimi ABD’de büyük artış gösterdi. Kırk altı eyalet dini, 19 eyalet ise felsefi nedenlerle, aşı muafiyetine izin veriyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA