TEMMUZ SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Mavi Gezegenin Ötesinde

Nadia Drake

Martin Schoeller

28.2.2018

 

Mavi Gezegenin Ötesinde

Samantha Cristoforetti: “Altınızda bir gezegen var ve özellikle de gündüzleri gördüklerinizin çoğu ille de bir insan varlığına işaret etmiyor. Jeolojik zaman çizgisinde bakacak olursanız, narin denebilecek bir varoluşumuz var ve bu gezegende göz açıp kapamak kadar kısa değil de kalıcı bir varoluş göstermek istiyorsak insanlık ailesi olarak birbirimize sıkıca sarılmak zorundayız.”

Dünya’nın uzaydan görülen görkemini tanımlamak kolay değil. Ama bu astronotlar yine de bir deniyor.

İnsanlık tarihinin büyük bölümünde Dünya’ya kozmik bir perspektiften bakmak olanaksızdı. Onun dışına kolay kolay çıkamıyor, üzerinde yükselemiyor veya ondan fazla uzaklaşamıyoruz; yerçekimi ve biyolojik yapımız bize ayak bağı oluyor. Çoğumuz için Dünya, kaçınılmaz olarak birincil önemde. Yaklaşık altmış yıllık insanlı uzay uçuşu geçmişimize rağmen, günümüzde dahi yörüngeye fırlatılıp Güneş’in kavisli ufkun ardından yüzünü gösterişine tanıklık eden çok az insan var. 1961’den bu yana, yalnızca 556 kişi çok az insanın elde edebildiği bu deneyimi yaşadı. Bunların ancak 24’ü, Dünya’nın gözden kayboluşunu ve bir kol saatinin kadranı kadar kalıncaya dek küçülmesini izledi. Ve sadece altısı, Ay’ın karanlık yüzünde tamamen yalnız kaldı ve gezegenimizi büsbütün gözden kaybederek yıldızlarla dolu engin bir denizin sonsuz derinliklerine yelken açtı.

Uzay yolculuğu özü itibarıyla doğamıza aykırı. Sonuçta fizyolojimiz bu gezegenin ötesinde değil, üzerinde yaşamayı başarmak üzere evrimleşmiş. Belki de bu yüzden Dünya’yı uzaydan görme deneyimini tarif etmek astronotlar için zor bir iş.


Mike Massimo: “‘Bir an, yukarıda cennette olsanız gezegeni tam da böyle görürdünüz,’ diye düşündüm. Sonra biraz daha düşününce ‘Hayır,’ dedim. ‘Bu çok daha güzel. Cennet buna benziyor olmalı.’ Ben gezegenimizi bir cennet olarak görüyorum. Burada olduğumuz için çok şanslıyız.”

Uzay seyahatlerinin İtalyan yolcusu Luca Parmitano, uzay uçuşlarının gerçeklerini tam anlamıyla ifade edecek sözcükleri henüz oluşturamadığımızı söylüyor. Modern insan iletişiminin yapıtaşları olan sözcükler, hangi dili seçerseniz seçin (Parmitano beş dil biliyor) ister istemez anlam ve çağrışımlarla sınırlı kalıyor. Yirminci yüzyılın ortalarına kadar, gezegenimizi uzayın tarih kadar eski uzanımı içinde görmenin ne anlama geldiğini ifade etmemiz gerekmedi. “Uzay uçuşu çerçevesinden düşünmüyoruz,” diyor Parmitano.

Dünya’yı uzaydan görmek kişinin dünya görüşünü değiştirebiliyor. Amerikalı astronot Nicole Stott, uzay mekiği Discovery ile iki kez uçmuş ve gördüğü manzarayı betimleyen sanat eserleri yapma dürtüsüyle geri dönmüş. Kanadalı astronot Chris Hadfield, Dünya’nın yörüngesinde olduğu sırada yeryüzündeki insanlarla arasında hiç olmadığı kadar güçlü bir bağ hissettiğini söylüyor.


Karen Nyberg: “İleride hayvan korumacılığı konusunda sesimi daha çok çıkarmak istiyorum. Dünya’nın her bir parçası diğer parçalarla etkileşim içinde. Dünya bir bütün. Ne kadar küçük olursa olsun ekosistemdeki her hayvan önemli. [Gezegeni yukarıdan görmek] bunu fark etmenizi ve böyle devam etmesi için biraz daha etkin davranmak istemenizi sağlıyor. Eğer dünyalıların tümünün Dünya etrafında bir kez dönmesini sağlayabilseydim, işler biraz daha farklı yürürdü.”

1984’te, uzay yürüyüşü yapan ilk Amerikalı kadın unvanını kazanan Kathy Sullivan, Dünya’yı umulmadık bir vahaya çevirmek üzere bir araya gelen karmaşık sistemlere karşı sonsuz bir hayranlık duygusuyla geri dönmüş. “Bu uçuşlarla içimde gerçek heves ve arzu gibi duygular büyüdü… Ama yalnızca bu görüntülerin keyfine varmak ve bu fotoğrafları çekmek için değil, tüm bunlara bir önem kazandırmak için de,” diye konuşuyor. Dünya’nın yukarıdan son derece göz alıcı bir güzelliği olduğunu ve ona bakmaktan asla sıkılmadığını söylüyor. “Bu manzaradan bıkabilecek biriyle yan yana gelmek ister miyim bilmiyorum,” diyor.

Sözcüklerin yetersiz kaldığı durumlarda, gezegenimizin yukarıdan çekilmiş tek bir fotoğrafı milyonlarca insanın bakış açısını değiştirebiliyor. 1968’de, Apollo 8 ekibinin üyeleri Dünya’dan çok uzaklara fırlatılan ve Ay’ın etrafında dolaşan ilk insanlar oldu. Astronot William Anders, Noel gecesinde unutulmaz bir görsele dönüşecek bir fotoğraf çekti: Ay’ın kraterlerle dolu kıraç ufku üzerinde yükselen bereketli Dünya’mız. Günümüzde “Dünya’nın Doğuşu” olarak bilinen bu fotoğraf, gezegenimizin güzelliği ve narinliğine dair farkındalığı artırdı. “2018, çevreci hareketin şekillenmesinde rol oynayan bu ikonik fotoğrafın ellinci yılı. Yüzüncü yılını da görebilmek için rotamızda ne tür değişiklikler yapmak zorundayız?” diye soruyor Amerikalı astronot Leland Melvin. Diğer uzay gezginleriyle birlikte, sağlıklı bir ekoloji ile insan gereksinimleri arasında ne tür bir denge kurabileceğimizi yeniden gözden geçirmek üzere çalışmalar yapıyor. Astronotların deneyimlerinden yararlanan proje, insanların daha sürdürülebilir yaşamlar kurmasına yardımcı olacak.


Gennady Padalka: Rus kozmonot, 1998-2015 arasında toplam 878 günle uzayda geçirilmiş en uzun toplam süre rekoruna sahip. Ona göre bu deneyim, uzay uçuşunun ölümcül ortamında iyice önem kazanan takım çalışması ve arkadaşlık değerleri konusunda bir ders niteliğindeymiş. İnsanlık tarafından önemli ölçüde değişikliğe uğratılsa da, gezegenimizin uzun vadede ayakta kalacağına inanıyor. Ancak bir tür olarak bizler, bu denli bencil ve şiddet dolu eylemlerimizden sağ çıkabilecek miyiz?

Belli ki gezegeni koruma arzusu, Dünya’dan ayrılan herkesin hissettiği bir duygu. Rus kozmonot Gennady Padalka’nın uzayda geçirdiği toplam gün sayısı herkesten daha fazla. Uzay uçuşunun çekiciliği onu 28 yıl boyunca bu mesleğe bağlamış, ama yerçekiminden de güçlü bir şey her defasında yuvaya geri dönmesini sağlamış.

“Biz bu gezegene genetik olarak bağlıyız,” diyor. Elimizdeki bilgilere göre Dünya, bildiğimiz anlamda yaşamı destekleme konusunda eşsiz. Astronomi, son on yılda bize Samanyolu’ndaki milyarlarca gezegenden yalnızca biri olduğumuzu, buna rağmen karmaşık jeoloji, ekoloji ve biyoloji ağımızın bu sıradışı kayayı tam da insana uygun yegâne ulaşılabilir yer hâline getirdiğini gösterdi.

Gerçekten de insanın evi gibisi yok. 

Daha fazlasını National Geographic Türkiye’nin Mart 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA