ARALIK SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Ateşe Atlayanlar

Mark Jenkins

Mark Thiessen

30.4.2019

 

Ateşe Atlayanlar

Malzeme çantasına kamera yerleştirilmiş olan Matt Oakleaf, ekibin geri kalanının ardından, için için yanan tundra ormanının yakınlarındaki iniş sahasına iniyor. Atlayışçılar yaklaşık 50 kilogram malzemeyi yüklenerek birkaç dakika içinde uçağa binebiliyor. Görevleri, yangınları kontrolden çıkmadan önce söndürmek.

Alaska’da, kırsalda çıkan yangınlarla mücadele eden özel itfaiye birlikleri zamana karşı tehlikeli bir yarışa giriyor ve paraşütle alevlerin ortasına atlıyor.

Alaska’da yaz mevsimi. Saat 21.47’de çağrı geldiğinde güneş hâlâ tepede.

Sirenler çalıyor ve sekiz itfaiyeci aceleyle koşturuyor. “Smokejumpers”, yani “Dumana Atlayanlar” adı verilen paraşütlü itfaiyeciler botları, koyu yeşil pantolonları ve parlak sarı gömlekleriyle hızla Kevlar tulumlarına bürünüveriyor.

Telsizden “İlk ekip girsin!” komutu yükseliyor. Atlama sırası için hazırlanan listenin en başındakiler Itchy, Bloemker, O’Brien, Dibert, Swisher, Koby, Swan, Karp ve Cramer. Bütün akşam, Fort Wainwright’taki üslerinde operasyon masasının etrafında birbirleriyle şakalaşıp dalga geçiyor, biraz gerginlik biraz da heyecanla kırsalın derinliklerindeki bir orman yangınına müdahale etmek üzere uçaktan atlama sırasının kendilerine gelmesini bekliyordu bu adamlar.

Şimdi giyinip uçağa binmek için tam olarak iki dakikaları var. Çok alışık oldukları bir rutin bu: Elleri çevik hareketlerle vücutlarında geziyor, dizlik ve kaval koruyucularını takıyor, tulumlarının fermuarlarını çekiyor ve kuşamlarını bağlıyorlar. Tulumların içinde önceden yerleştirmiş malzemeler var –bir taraftaki yan cebe güneş paneli ve yağmurluk koyulmuş. Diğer taraftaki cepteyse enerji barları, 45 metrelik bir ip, bir de ağaç tepesine inmeleri durumunda yere inmelerini sağlacak bir iniş aleti var. Oldukça büyük olan arka cebe de bir çadır ve paraşüt torbası yerleştirilmiş.

Diğer atlayıcılar da hızla bu adamların etrafında toplanıyor, ana ve yedek paraşütlerini takmalarına yardım ediyor. Sonra hepsi; dalların arasına inerken yüzlerini korumak için kafeslenmiş bir maskesi bulunan atlayış kasklarını ve –birer litre su, deri eldivenler, sert şapka, önleyici yakma için fişekler, bıçak, pusula, telsiz ve alevlerden korunmak için son çare olarak özel bir alüminyum çuvalın bulunduğu– kişisel malzeme çantalarını alıyor.

Siren sesinden iki dakika sonra, neredeyse ellişer kilogramlık ekipman ve malzemelerini yüklenmiş hâlde piste doğru ilerliyorlar. Bu tam teçhizatlı kılıkları göze tuhaf ve abartılı görünse de, aslında dünyanın en ücra ve çetin ormanlarındaki yangınlarla mücadele etmek ve sağ kalmak için itfaiyecilerin ihtiyacı olan ve zaman içinde test edilmiş temel gereksinimlerden oluşan, dikkatle seçilmiş birer kit taşıyorlar.


Bir Fire Boss uçağı su boşaltarak, Haziran 2016 tarihinde Brooks Sıradağları’nda çıkan 320 Numaralı Yangın’a karadan müdahale eden ekibe yardımcı oluyor. Bu yangın için hemen yakınlardan, Iniakuk Gölü’nden su alan bu tek motorlu uçaklarda, sadece birkaç dakikada bir 3 bin litre su doldurup boşaltabilen büyük dubalar bulunuyor.

Çift motorlu Dornier 228 kargo uçağı gürültüyle çalıştığı sırada, adamlar haki renkli şişkin elbiseleriyle tek sıra hâlinde yan kapıdan güçbela giriyor, kendileriyle birlikte uçaktan atılacak olan, paletlere yüklenmiş itfaiye ekipmanlarıyla dolu uçakta yerlerini alıyorlar. Uçak havalanıyor ve telsizden yangının koordinatları veriliyor. Yolculuk süresi: 1 saat 28 dakika.

Konuşmaya olanak bırakmayacak kadar gürültü var; her biri maskelerinin ardında düşünceleriyle baş başa kalmış, sessizce oturuyor. Nereye gittiklerini, orada ne kadar kalacaklarını bilmiyorlar. Yangının ne kadar büyük olduğunu ya da rüzgârların ne kadar tehlike yaratacağını da. Bütün bildikleri, doğanın en acımasız ve öngörülemez güçlerinden biriyle savaşmaya gittikleri.

Beş dakika sonra, gözcü Bill Cramer elini kaldırarak “emniyet kontrolü” için işaret veriyor. Adamların her biri atlayış partnerlerinin donanımını son kez kapsamlı bir kontrolden geçiriyor.

Kuzey Kutup Dairesi üzerinde, Brooks Sıradağları’nın güney ucunda uçarken koyu yeşil orman örtüsünün ortasına düşen yıldırımın neden olduğu dumanı görüyorlar. Cramer atlayış kapısını açıyor ve dışarı sarkarak durumu değerlendiriyor. “Yangın No 320, 15 akre [6 hektar], yüzde 70 etkili, kara ladinler ve altlarındaki likenler yanıyor, 1,5 mil [2,4 kilometre] batıda, Iniakuk Gölü’nün kuzey ve batı kıyılarında 11 yapı var.”

Pilot 450 metrede daireler çiziyor. Cramer atlayış noktasını belirliyor ve krepon kâğıdından üç rulo atıyor dışarıya. Parlak renkli –sarı, mavi ve turuncu– üç şerit gökyüzünde açılıyor ve Cramer’ın rüzgârın hızını ve yönünü belirlemesini sağlıyor.

“Kapıya gelin,” diye bağırıyor Cramer. Atlayış listesinin ilk sırasında olan, Itchy lâkaplı 49 yaşındaki Jeff McPhetridge ayağını uçaktan dışarı sarkıtıyor. Cramer, “Hazır ol!” diye bağırıyor ve bir an sonra omzuna vuruyor. McPhetridge kendini uçaktan atıveriyor. Ardından üç atlayışçı daha gidiyor. İkinci turda kalan dört adam da boşluğa atlıyor. Kırmızı, beyaz ve mavi renkli paraşütleri alevlerin sardığı ormanın üzerinde bir kamp ateşinden yükselen sıcak havada süzülen minik güveler gibi dönüp dururken, her biri rüzgârda kanatlarına ustalıkla yön veriyor.

Mark Thiessen

Ekipten Mike McMillan’ın fotoğrafladığı bir diğer ekip üyesi, yangının ucuna –bir grup kulübenin yanında başladığı yere– yakın bir yere inmeye çalışıyor. Dalgalar hâlinde, dik yükselen duman, McMillan’ın söylediğine göre hızla yayılan “doyumsuz” alevlerin, “dur durak bilmeyen” bir yangının habercisi.

Mark Thiessen

Paraşütlü itfaiyeciler, ellerindeki şaplaklarla (uçlarında sert kauçuk dilimlerinin bulunduğu esnek sopalar) tutuşan kara yosunu ve çayır yumağı otlarını, altlarında kalan ve eriyen don tabakasının ıslattığı yosunlarla buluşturacak biçimde dövüyor.

Dumana atlayanlar, birer birer dumana uçuyor.

Gökten düşen bu sekiz adamın mesleğinin kökleri, Ağustos 1937’de Yellowstone Ulusal Parkı’nın biraz doğusunda bir ağaca düşen yıldırımda yatıyor. Yıldırımın başlattığı alevler ormana yayılarak 15 itfaiyecinin yaşamına ve 700 hektar ormana mâl olan elim bir olaya, Blackwater Yangını’na neden olmuştu. ABD Orman İdaresi’nin yaptığı incelemede, böylesi trajedilerin önüne geçmenin yegâne yolunun, itfaiyecilerin iç kesimlerdeki yangınlara henüz büyümeden müdahale etmeleri olduğu sonucuna varılmıştı.

Orman İdaresi ücra bölgelere paraşütle küçük ekipler ulaştırma yönteminin uygulanabilirliğini test etmeye 1930’larda başlamıştı. 12 Temmuz 1940’ta Nez Perce Ulusal Ormanı’ndaki (Idaho) Marten Creek Yangını’nda ilk kez bir paraşütlü itfaiye birimi görevlendirildi. İzleyen onyıllar içinde Orman İdaresi tarafından Alaska ve Hawaii dışındaki 48 ABD eyaletinde yedi paraşütlü itfaiye üssü kurulurken, Arazi Yönetim Bürosu tarafından Alaska’daki de dahil olmak üzere iki üs oluşturuldu. Günümüzde, görevini sürdüren 450 kadar paraşütlü itfaiyeci kırsal alanda çıkan yangınlara müdahale ederken bu üslerden hareket ediyor.

Emekli atlayışçı ve Ulusal Paraşütlü İtfaiye Derneği’nin başkan yardımcısı Chuck Sheley, “Bir yangına henüz binlerce akrelik [yüzlerce hektar] bir alanda değil de oturma odanız kadarken itfaiyecileri ulaştırabilirseniz para, orman, can ve mal kaybının önlenebildiği, daha o ilk yıllarda kanıtlanmış oldu,” diyor. “Aynı prensip günümüzde hâlâ geçerli.”

Zamanla, Alaska ve Hawaii dışındaki o 48 eyalette kentleşme önceleri ücra olan bölgelere yayıldığı için, paraşütlü itfaiyecilerin gerekli olup olmadığı tartışılmaya başlandı. Günümüzde yangınların yüzde 90’ı bir yoldan en fazla 1 kilometre uzakta başlıyor ve çoğuna kara araçlarıyla ulaşılabiliyor. Ancak Alaska’nın iç kesimlerinde (Türkiye’nin yüzölçümünü aşan büyüklükte bir bölge) çoğu araziye yalnızca havadan erişim sağlanabiliyor. Ücra yerlerdeki çoğu yangın kendi hâline bırakılıyor, ama can ve mal kaybı tehlikesi yaratıyorsa, doğrudan müdahale edenler yine paraşütlü itfaiyeciler oluyor.


Vaka şefi Ty Humphrey, yangının yakınlarına havadan kargo paleti bırakan pilotla haberleşiyor. Ekip, paraşütü yükün üzerine indiği ağaçtan kurtarıyor.

Alaska’daki paraşütlü itfaiyeci eğitimi, dünyada bu alandaki en zor eğitim. Her yıl 200’ü bulabilen başvuru arasından acemi eğitimine yaklaşık 10 kişi seçiliyor yalnızca. En iddialı adaylar kırsal alandaki yangınlara müdahalede 5 ilâ 10 yıllık deneyime sahip olmalarının yanında 60 mekik, 35 şınav, 10 barfiks çekip yaklaşık 2,5 kilometre koşuyu 9 dakika 30 saniyenin altında ya da yaklaşık 5 kilometre koşuyu 22 dakika 30 saniyenin altında tamamlayarak, 50 kilogram yükü 55 dakikadan kısa sürede beş kilometre taşıyabiliyor. Paraşütlü itfaiyecilik yapan her erkek ya da kadın, görevine devam edebilmek için her yıl buna benzer bir testi geçmek zorunda. (Günümüzde Alaska’daki 64 paraşütlü itfaiyecinin tümü erkek, ama geçmiş yıllarda bu işi yapan yedi kadın olmuş.)

Eskiden acemi eğitmenliği yapan Robert Yeager, “Baskı altında çalışabilen kişileri seçiyoruz yalnızca,” diyor. “Sinirlerine, kaygılarına ve adrenaline hâkim olabilen, ölüm–kalım savaşına girmeye istekli olan kişileri.”

Beş haftalık eğitime kabul edilenler yangına müdahale etmeyi zaten biliyorlar ama ileri paraşüt tekniklerini öğrenmeleri gerekiyor –rüzgâr, arazi, paraşütün durumu ve iniş yeri gibi durmadan değişen sayısız değişkeni hızla ve doğru ölçüp bunlara göre ayarlama yapmayı. Acemiler en az 20 kez alıştırma atlayışı yapıyor ve bunlar videoya çekilerek değerlendiriliyor. Eğitime girenlerin yüzde kırkı eleniyor.

Paraşütlü itfaiyeciler, 320 Numaralı Yangın olarak adlandırdıkları alevlerden en fazla 50 metre öteye iniyor ve darbenin etkisini hafifletmek için yuvarlanıyor. Birkaç dakikada paraşütlerini topluyorlar. İtfaiye ekipmanlarını –yani testere, kürek, şaplak ve Pulaski aletlerini (hem balta hem kazma olarak kullanılabilen bir alet)– taşıyan paletler iniş sahasına düşüyor. Rüzgâr dönmeden kutuları açmak için çok az zamanları var.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Mayıs 2019 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Mark Thiessen

Ekipten Mike McMillan’ın fotoğrafladığı bir diğer ekip üyesi, yangının ucuna –bir grup kulübenin yanında başladığı yere– yakın bir yere inmeye çalışıyor. Dalgalar hâlinde, dik yükselen duman, McMillan’ın söylediğine göre hızla yayılan “doyumsuz” alevlerin, “dur durak bilmeyen” bir yangının habercisi.

Mark Thiessen

Paraşütlü itfaiyeciler, ellerindeki şaplaklarla (uçlarında sert kauçuk dilimlerinin bulunduğu esnek sopalar) tutuşan kara yosunu ve çayır yumağı otlarını, altlarında kalan ve eriyen don tabakasının ıslattığı yosunlarla buluşturacak biçimde dövüyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA