AĞUSTOS SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Diziler: Türkiye'nin En Sevdiği Alışkanlık

Doç.Dr. Hülya Uğur Tanrıöver

Saner Şen

30.3.2015

Diziler: Türkiye'nin En Sevdiği Alışkanlık

Her şey tek bir televizyon kanalıyla başladı. Yayıncılığın ilk yıllarında, tek kanallı dönemde hayatımızın ufacık bir alanını işgal eden diziler artık trafik de dahil olmak üzere her yerde yanımızda.

Tarihi, coğrafyası, sosyolojisiyle çağın en eğlenceli bağımlılığı mercek altında...

"Bizim hayatımız dizi." 2000 yılı. Fransa’dayım... Türk dizilerindeki kadın imgeleri ve bunların Türkiye ve Fransa’daki göçmen işçiler tarafından YORUMLANMA biçimlerini konu alan doktora tezimin saha çalışmaları için oradayım. Sayısız görüşme yapıyorum bu çalışma kapsamında. Ve girişteki yorum da 40’lı yaşlarında, evli, üç çocuklu, küçük bir konfeksiyon atölyesi sahibi bir erkekten geliyor. Henüz farkında değil ama, uzun yıllardır orada yaşayan türkiye kökenli bu işletmeci ile yaptığımız görüşme sırasında ağzından dökülüveren bu yorum, kısa sürede tüm topluma mal olacak...

Aynı yıl yayımlanan bir gazete röportajında, sahibine atıfla kullandığım bu saptamaya kısa bir Google araştırmasıyla pek çok makale ve metinde rastlayabilirsiniz bugün...

O, Fransa’da yaşayan, tatillerde Türkiye’ye gelen bir insan ve çizdiği profil de, diziler konusunda dile getirilen bazı genel geçer açıklamaların aslında doğru olmadığının bir kanıtı niteliğinde. Neden mi? Bir zamanlar dizileri “kadınların sevdiği tür” olarak niteleyen, hatta içselleşmiş bir cinsiyetçilikle gündüz kuşağı dizilerine “pembe dizi” adı veren veya sinema, sergi, konser gibi etkinliklere katılmayan, kitap okumayan, orta–alt sınıfların sevdiği bir tür olarak niteleyen zihniyetin ciddi bir yanılgı içinde olduğu artık sayısız veriyle apaçık ortada. Evet, dünyanın birçok başka ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de, erkeklerin –çok kitap okuyan ya da film festivallerinin zor bulunan biletleri için uzun saatler kuyrukta bekleyecek kadar sinefillerin dahi– TV dizilerini izlediği bilinen bir gerçek.

Aslında “Bizim hayatımız dizi” iki taraflı okunabilir bir yorum aynı zamanda. Yani bir anlamıyla hayatlarımız dizi, diğer açıdan bakıldığında da diziler hayatımız. Hal böyle olunca hem gündelik hayatımıza, hem de sosyal bilimlerin birçok dalının tam orta yerine yeni bir sosyolojik olgu damgasını vurmuş oluyor: Diziler. Günümüzde Türkiye’de diziler gerçek anlamda bir toplumsal–kültürel fenomen veya antropolog Marcel Mauss’un deyimiyle bir “bütüncül olgu” boyutuna bürünmüş durumda. Mauss bu kavramı tüketim, moda ve iletişim gibi, bir toplumun tüm özelliklerinin ve dinamiklerinin açıklanabileceği durumlar için kullanıyor. Günümüzde diziler de diğer sayılanlar gibi bir “bütüncül olgu” olarak karşımıza çıkıyor.


Köyden şehre göç olgusunu temsil eden Nuri Kantar ve ailesi 1974 yılında milyonların hayatına girdi ve yaklaşık 30 yıl boyunca evlere konuk oldu. 950 bölümüyle Türkiye’de en uzun süre yayında kalan dizi Kaynanalar’dı. [Kaynak : TRT Arşivi]

Bu kadar temel ve tüm toplumu ilgilendiren bir olguyu, farklı yönleriyle incelemeden anlamaya çalışmak nafile bir çaba olur. Öyleyse, ayrıntılara girelim. Dizilerin metinsel özellikleri, izleyicilerin bu özellikleri ve genel olarak dizileri nasıl algıladığı ve nasıl kullandığı, yani gündelik yaşamlarına nasıl eklemledikleri, televizyon ve film endüstrisinin dev bir alt sektörü olarak dizi yapım/yayın gerçekleri gibi faktörlerin tümü bu fenomenin ortaya çıkışında rol oynuyor. 

Televizyonun Türkiye’ye gelişi Batı’dakine oranla çok geç gerçekleşti. Deneme yayınlarını ve birkaç saatlik ilk yayınları saymazsak, Türkiye’nin gerçek anlamda televizyonla tanışması 70’li yıllara rastlıyor. Yapılan çalışmalar, Türkiye’de televizyon yayıncılığının emekleme yıllarından itibaren dramaların (filmler, diziler, televizyon filmleri) çok önemli bir yere sahip olduğuna işaret ediyor.

Özgün ve yerli program yapımının az olduğu ilk yayın yıllarında, TRT’nin satın aldığı yabancı diziler deyim yerindeyse izleyiciyi ekran başına kilitliyor. Hatta toplumsal tarih bağlamında belli zaman dilimlerini Aşk Gemisi yılları veya Dallas yılları olarak adlandıranlar bile var. Görevimiz Tehlike ya da Kaçak dizilerinin yayınlandığı zamanlar ise, –günümüzde bazı maçların veya dizilerin finalinin yayın saatinde olduğu gibi– caddelerin boşaldığı ve herkesin evinde ekran başına geçtiği saatler. (Bu ilgi, TRT’nin önceliği yerli televizyon draması yapımına vermesinde belirgin bir etken oldu.) 


Yerli dizilerle tanışmamız, televizyon yayınlarının 1974 yılından itibaren nitelik ve nicelik olarak gelişme gösterdiği döneme denk geliyor. İlk Türk dizisi Kaynanalar’ın TRT tarafından üretildiği dönemde yine TRT, Yeşilçam’ın ünlü yönetmenlerini Türk edebiyatı kaynaklarını kullanarak televizyona dizi ve film üretmeye davet ediyor. 1975’te Halit Refik’in çektiği ve 33’er dakikalık 6 bölümden oluşan Aşk–ı Memnu bu şekilde vücut buluyor ve yayınlanıyor. 

Ancak yerli dizilerin gerçek anlamda yığınların ilgi odağı olması, 1986 yılında yeni açılan TRT 2 kanalında gösterime giren Perihan Abla dizisiyle başladı denebilir. Perihan Abla’nın toplumla bütünleşmesini ve bunun etkilerini, dizi bitiminde çekimin yapıldığı sokağa bu adın verilmesinde ve Kuzguncuk’un eskiden orta halli bir mahalleyken aniden emlak piyasalarının gözdesi haline gelmesinde görebiliriz. Perihan Abla ile başlayan bu “İstanbul’un eski semtlerini yeniden gözde kılma” ve mahalle kültürünün yeniden yükselmesi furyası sonrasında Samatya, Çengelköy gibi başka semtler de ünlerini pekiştirdi.

Hayatımızı bir su, Perihan Abla’yı ise suya atılan bir taş gibi düşünün. Bu taş suya değdikten sonra gündelik hayatta olanlar o temas noktasından yayılmaya başlayan, giderek genişleyen halkalara benziyor. Diziler hayatımızın orta yerine onyıllar önce düştü ve etkiledikleri alan her geçen gün genişleyerek bugünkü halini aldı. Arap Dünyası’nda Nour adıyla yayınlanan ve efsaneleşen Gümüş dizisinin çekildiği Abut Yalısı aynen bir müze gibi turistlerin ziyaretine açıldı, Kapadokya bölgesi Asmalı Konak sayesinde ticari gelirini artırdı. Yabancı turistlerin gözdesi olan Kapadokya’yı Türkiye’de yaşayanların bu dizi sayesinde keşfettiğini söylemek yanlış olmaz. Turizm şirketleri Pargalı İbrahim’in doğduğu Yunanistan, Parga’ya Muhteşem Yüzyıl turları düzenliyor, Pargalı’nın dizideki ölüm sahnesini izleyenler Fındıklı’da olduğu tahmin edilen kabrini ziyaret edip dualar ediyor.

Saner Şen

Dizilerle birlikte pek çok yan meslek de sokaklarda kendine yer buldu. Roma’da turistlerle fotoğraf çektiren gladyatörlerin muadili, çok da uzak olmayan bir geçmişte İstiklâl Caddesi’nde Muhteşem Yüzyıl esintili kostümlerle dolaşıp, isteyenlerle fotoğraf çektiren insanlardı.

Saner Şen

Huzur Sokağı dizisinin başrol oyuncularından Selin Demiratar çekime hazırlanıyor. Her hafta ekranlarda yerini almak zorunda olan dizilerin oyuncuları gece–gündüz, yaz–kış demeden kimi zaman saatlerce aralıksız çalışabiliyor.

Dinçer Dinç

Türkiye’de en sevilen dizilerden biri de Muhteşem Yüzyıl’dı. Dizinin sona ermesinden sonra kostümlerin, dekorların ve ana karakterlerin balmumu heykellerinin yer aldığı sergi, takipçilerinin ilgi odağı.

Birol Bali

2014–2015 yayın sezonunda Star TV’nin en çok izlenen dizisi Paramparça’da da olduğu gibi birçok dizi, tek bir tema etrafında şekillenmiyor. Hikâyeye katılan her bir öge diziyi zenginleştirerek hitap edilen izleyici kitlesini de genişletiyor.

Saner Şen

Dizi seyretmek kişisel bir etkinlikten çok, sosyal bir etkinlik. Belli bir gün ve saatte bir araya gelmek gibi kendi ritüellerini yaratan bu etkinlik hem aile bireyleriyle hem de arkadaşlarla ortak nokta haline gelen bir paylaşım.

Saner Şen

Dizilerin kamera arkasında geceli–gündüzlü bir çalışma yer alıyor. Her ne kadar başrol oyuncuları dizileri öne çıkarsa da yan roller için de büyük bir emek sarfediliyor. Önce seçmelere katılan adaylar, seçilebilirlerse sadece birkaç dakikalık bir sahne için bile saatlerce prova yapıyor.

Sıla tokası ve Dadı bornozuyla başlayan moda, Hürrem Sultan kaşıklarını ya da Bihter çizmelerini semt pazarlarına taşıdı. Dahası, 2011’de yaptığımız bir saha çalışması sırasında gördüm ki izleyiciler, özellikle de yüksekokul mezunları dizilerin arka jeneriklerinden sponsor firmaları takip ediyorlar. Yapımcı ve üreticiler ise bu durumu deyim yerindeyse kurumlaştırmaya başladı bile. Umutsuz Ev Kadınları’nın elbiselerinin satışa sunulması bunun en bariz kanıtı.

Dizilere duyulan ilgi, özellikle 1990’larda ticari yayıncılığa geçişle arttı ve bu dönemden sonra TV dizisi formatı Türkiye’de genel izleyiciye yönelik yayın yapan ücretsiz kanalların önemli bölümünü “taşıyan” program türüne dönüştü. Yerli dizi yayınlayan yedi kanalda, prime time’da bir haftada yayınlanan dizi sayısı hızla artış gösterdi. 1996 yılında bu alanda ilk çalışmalarımı yapmaya başladığımda haftada yaklaşık 10–12 dizi yayınlanırken, bu rakam yıldan yıla düzenli biçimde arttı; 2008’de 57 diziyle en üst noktaya ulaştı. Ancak izleyen yıllarda belli bir azalma göstererek, 2010’dan bu yana 45–50 ortalamayla devam ediyor. 2015 Mart ayının ikinci haftasında, bu sayı 9 kanalda haftada 46 diziydi. Tabii tekrarları saymazsak. Bu 46 dizinin 41’i haftada bir sıklıkla, diğer 5’i ise her gün ya da haftada birkaç gün yayınlanıyor. Ayrıca yine her gün yayınlanan 2 gündüz kuşağı dizisini de eklersek, aslında ekranlarımızda bir haftada 48 “yeni bölüm” olduğunu görüyoruz.


Son yıllardaki yapım sayısında artış olmaması dizilerin bir duraklama dönemine girdiğini mi düşündürdü? Yanılıyorsunuz. Yayınlandıkları saat açısından diziler eskisinden de çok yer kaplıyor ekranlarda. İlk dönemlerde dizi bölümleri ortalama 60–70 dakikayken, günümüzde, bir önceki bölümün özeti ve reklam aralarıyla birlikte bu süre neredeyse 2 saati buluyor, hatta popüler dizilerde bu süre daha da uzuyor. Süre göz önüne alınarak yapılan bir inceleme genel içerikli yayın yapan ve akışlarında dizilere yer veren kanallarda bu dizilerin ezici bir yayın süresi üstünlüğüne sahip olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de televizyon yayıncılığı açısından dizilerin tahtını, bazı dönemlerde hafifçe sallayan bir başka yapım türü de yarışma programları. Televizyon sosyolojisi alanında başlı başına bir araştırma dalı oluşturan bu yayınlar da, aynen diziler gibi farklı türlere ayrılıyor ve özellikleri doğrultusunda hitap ettikleri izleyici kitleleri de farklılaşıyor. Yetenek yarışmaları, ekstrem sporların yumuşatılmış biçimlerini kapsayan yarışmalar, komedi ögeleri içeren oyun nitelikli yapımlar ve tabii bu türün olmazsa olmazı bilgi yarışmaları. Önceleri hemen hemen tamamı yabancı formatların uyarlaması olan bu yarışmalar alanında artık Türkiye’ye özgü formatlar da var. 

Yarışmalar dizilerle karşılaştırıldığında, aralarındaki en temel fark, en azından büyük bölümünün maliyet açısından daha kârlı olması. Pek çok kanal ekonomik zorluk dönemlerinde bu tür düşük maliyetli içeriklere yöneliyor. Bazen geniş kitlelerin bağrına bastığı bu yarışmalar “Bu yıl dizilerin modası geçti, artık yarışmalar ön planda” algısı yaratıyor. Benzeri bir durum geçtiğimiz yıl da söz konusuydu. Ama bunun bir illüzyon olduğunu belirtmekte yarar var. Halen ekranlarımızda, her hafta 46 dizi gösterilirken, yarışma programı sayısı sadece 8. Üstelik bunlardan 4’ü sadece yarışma, talk show gibi yapımlar yayınlayan tematik bir kanalda yer alıyor.

RTÜK tarafından yayımlanan Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması (2012) verilerine göre en çok televizyon izlenen saatler genellikle dizilerin yer aldığı 18.00–24.00 aralığı. Bu saatlerde trafikte, vapurda veya başka bir yerde olmak dizileri takip etmenin önünde bir engel değil. [Fotoğraf: Saner Şen]

Diziler, aynen sinema filmleri gibi hem medya haberlerinin konusu oluyor, hem de akademik alanda bilimsel çalışmaları besliyor. Araştırmalar, sinemada daha çok gülmeyi tercih eden popüler Türk filmi izleyicilerinin, diziler söz konusu olduğunda, tercihlerini eski Yeşilçam geleneğindeki ağlamaktan yana kullandıklarını gösteriyor. 2011’de yaptığım çalışmada her iki diziden birinin türü dram veya melodramdı. Mart 2015’te ise, tarihi nitelikli veya polisiye birkaç yapımı saymazsak, yerli dizilerin neredeyse tamamı dram türünde. Birkaç yıl öncesine kadar ikinci gözde tür olan komedi dizileri yerlerini artık TV skeçlerine bıraktı.

Biçimsel ve içerik–söylem özellikleri açısından diziler konusunda yapılacak ilk saptama yıllar içindeki gelişimleri doğrultusunda giderek çeşitlendikleri. İlk dönemlerin, daha çok klasik Yeşilçam kalıplarından beslenen yapımlarına karşın, artık oldukça farklı, hatta kimi zaman yenilikçi diyebileceğimiz anlatı, öyküleme, karakter ve teknik nitelikli yapımlar ekranlarda yer buluyor.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Nisan 2015 sayısında veya iPad, iPhone ve Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Saner Şen

Dizilerle birlikte pek çok yan meslek de sokaklarda kendine yer buldu. Roma’da turistlerle fotoğraf çektiren gladyatörlerin muadili, çok da uzak olmayan bir geçmişte İstiklâl Caddesi’nde Muhteşem Yüzyıl esintili kostümlerle dolaşıp, isteyenlerle fotoğraf çektiren insanlardı.

Saner Şen

Huzur Sokağı dizisinin başrol oyuncularından Selin Demiratar çekime hazırlanıyor. Her hafta ekranlarda yerini almak zorunda olan dizilerin oyuncuları gece–gündüz, yaz–kış demeden kimi zaman saatlerce aralıksız çalışabiliyor.

Dinçer Dinç

Türkiye’de en sevilen dizilerden biri de Muhteşem Yüzyıl’dı. Dizinin sona ermesinden sonra kostümlerin, dekorların ve ana karakterlerin balmumu heykellerinin yer aldığı sergi, takipçilerinin ilgi odağı.

Birol Bali

2014–2015 yayın sezonunda Star TV’nin en çok izlenen dizisi Paramparça’da da olduğu gibi birçok dizi, tek bir tema etrafında şekillenmiyor. Hikâyeye katılan her bir öge diziyi zenginleştirerek hitap edilen izleyici kitlesini de genişletiyor.

Saner Şen

Dizi seyretmek kişisel bir etkinlikten çok, sosyal bir etkinlik. Belli bir gün ve saatte bir araya gelmek gibi kendi ritüellerini yaratan bu etkinlik hem aile bireyleriyle hem de arkadaşlarla ortak nokta haline gelen bir paylaşım.

Saner Şen

Dizilerin kamera arkasında geceli–gündüzlü bir çalışma yer alıyor. Her ne kadar başrol oyuncuları dizileri öne çıkarsa da yan roller için de büyük bir emek sarfediliyor. Önce seçmelere katılan adaylar, seçilebilirlerse sadece birkaç dakikalık bir sahne için bile saatlerce prova yapıyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA