NİSAN SAYISI BAYİDE!

ABONE OL SATIN AL

Terörden Kaçmak ve Sığınmak

Paul Salopek

John Stanmeyer

30.3.2015

Terörden Kaçmak ve Sığınmak

Suriye’nin Kobani kentindeki evleri saldırıya maruz kalan etnik Kürtler, Türkiye sınırında dikenli tellere dayanmış.

Cennetten Çıkış Yürüyüşü'ne devam eden Paul Salopek, Anadolu'daki mülteci kamplarından geçti.

Savaş mültecisi olduğunuzda ne yaparsınız?

Yürürsünüz.

Evet, hayatınızı kurtarmak için –örneğin, teröristler köyünüze saldırıyorsa– önce ilk bulduğunuz araçla hızla oradan uzaklaşırsınız. Kendi arabanızla. Ya da komşunuzun kamyonetiyle. Veya çalıntı bir otobüsle. Belki de bir traktörün arkasına takılmış römorkla. Ama er ya da geç bir sınıra ulaşırsınız. Ve işte burada yürümek zorunda kalırsınız. Neden mi? Çünkü üniformaları içindeki adamlar belgelerinizi görmek ister. Bir dakika, belgen yok mu? (Unuttun mu? Kaçış telaşı içinde yapabildiğin yegâne şey son anda çocuğunun eline yapışmak mı oldu? Ya da sadece yiyecek ve para almayı mı becerebildin?) Fark etmez. Çıkarsınız arabadan. Orada durursunuz. Beklersiniz. Belgeniz olsun ya da olmasın bir mülteci olarak hayatınız gerçekten tam o anda başlar. Yürüyerek. Güçten yoksun halde.

Eylül sonlarında Mürşitpınar sınır kapısı yakınları... On binlerce Suriyeli mülteci, nadasa bırakılmış biber tarlalarından geçerek akın akın geliyor. Etnik Kürtler. IŞİD’in kurşunlarından, bıçaklarından kaçıyorlar. Çoğu, arabalar, minibüsler ve kamyonetler içinde; dünyanın sürekli tarım yapılan en eski topraklarında ince, beyaz bir toz kaldırarak geliyorlar. Sınır böylesine karmaşık bir kervanın geçişine izin vermiyor. Ve sınırda terk edilmiş araçlardan oluşan bir park yeri giderek büyüyor. Sonra bir gün siyahlar içindeki IŞİD militanları gelip arabaları alıyor...

Böyle başlıyor. Bir adım atıyorsunuz. Bir yaşamdan çıkıp bir diğerine giriyorsunuz. Sınırdaki kesilmiş bir tel örgüden geçip vatansızlığa, savunmasızlığa, bağımlılığa ve görünmezliğe adım atıyorsunuz. Mülteci oluyorsunuz.

John Stanmeyer

Beş yaşındaki Ahmed, ailesiyle birlikte sağ salim Türkiye’ye ulaşmasının ardından ağlıyor. 150 bin kadar Kürt üç günlük zorlu bir yolculuğun ardından, birkaç sınır noktasından giriş yapmıştı.

John Stanmeyer

Paul Salopek, Doğu Anadolu’daki yürüyüşü sırasında eşeğiyle birlikte “Karakuş” kraliyet mezarının yanından geçiyor. İÖ birinci yüzyılda inşa edilmiş bu mezar, bölgede kurulmuş çok sayıda devletten birine, Kommagene Krallığı’na ait. Suriyeliler 110 kilometre güneyde sınıra akın etmeye başladıklarında, yazar Paul Salopek ve fotoğrafçı John Stanmeyer haber yapmak üzere sınıra gitmişti.

John Stanmeyer

Türk ordusunun sınırdaki teli kesmesinin üzerinden saatler geçtikten sonra dahi Kobani’den gelen mülteciler sınırı geçmeye devam ediyor. Sadece üzerlerindeki giysileri var. Ve aceleyle hazırlanmış birkaç çanta.

John Stanmeyer

Kum fırtınası, toprağı ve Suriye dışına uzanan göç sırasında ezilen bitki kalıntılarını havalandırıyor. Türkiye’ye giriş yapan mültecileri karşılamak için bekleyen akrabalar, arkadaşlar ve yardımsever yabancılar girdabın içinde kalmış.

John Stanmeyer

Kilis 2 kampında, yaya yetişkinler ve bisikletli çocuklar tarafından kullanılan geniş bir yolun kenarında dizilmiş yeni konteyner evler. Türkiye, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana mülteciler için 22 yaşam alanı kurdu.

John Stanmeyer

Arkeologlar, güneydoğudaki Oylum Höyük kazı alanında binlerce yıllık altüst oluşları araştırıyor. Burası bir zamanlar bereketli çiftliklerin bulunduğu ve önemli ticaret yollarının geçtiği bir bölgeydi. Kazı başkanı Atilla Engin, “Tekrar tekrar çatışmalara, istilalara ve göçe maruz kalmasının nedeni bu,” diyor.

John Stanmeyer

Beş kişilik Helva ailesi, Kilis 1 kampında altı metrelik bir konteyneri paylaşıyor. Yemek pişirmek için mutfak gereçleri, herkese bir yatak ve televizyonlu bir oturma odaları var.

John Stanmeyer

Gaziantep ve civarında yerleşik 350 bin Suriyeli için yaşam kolay değil. Kadınlar ve çocuklar bedava ekmek kuponu dağıtan bir fırın işçisinin etrafını sarmış.

John Stanmeyer

Kolay bulunmayan zorlu ev arayışı, uyuyan çocukların ailesini bir çiftliğe taşımış. Altı kişinin yaşadığı tek odanın kirası ayda 350 lira.

John Stanmeyer

Tarihi şehir merkezinde 11 yaşındaki Adnan yeni yapılmış bakır bardak ve çaydanlıkları kimyasallardan arındırmak için çıplak elleriyle suda duruluyor. Üzerinde beyaz atlet olan erkek kardeşi Halil ile birlikte, Gaziantep’teki mülteci çocukların çoğu gibi ailelerine destek olmak için yasadışı çalışıyorlar.

John Stanmeyer

Şehirdekilere kıyasla kamplardaki çocukların (Nizip 1’deki bu ikinci sınıf öğrencileri gibi) günlerini okulda geçime olasılıkları daha yüksek.

John Stanmeyer

Belirsizlik, Türkiye’ye kaçan Suriyeliler üzerinde bir fırtına bulutu gibi asılı duruyor. Memleketlerindeki çatışmalar –ve gün gelip de geri dönüp dönemeyecekleri– konusundaki belirsizlikler yıllarca sürebilir.

“Şehri iki kere yakmışlar,” diyor Atilla Engin, Güneydoğu Anadolu’daki Oylum Höyük’ün tepesinde dikilirken. “Kim yakmış, neden yakmış bilmiyoruz. O zamanlar pek çok savaş oluyordu.”

Engin, Cumhuriyet Üniversitesi arkeologlarından. Yükseklisans öğrencilerinin yönetiminde çalışan köylüler tarafından höyüğün tepesinde kazılan çukurun içine bakıyor. Derinliği 10 metre. Zaman katlı, yamulmuş bir pastayı andıran bu höyük 37 metre yüksekliği, 460 metre uzunluğuyla, Türkiye’deki en büyük örneklerden birini oluşturuyor. Yerleşime dair en eski kanıtlar, günümüzden 5 bin–5 bin 500 yıl kadar öncesine uzanıyor. Ama onun üzerinde –inşa edilmiş, terk edilmiş ve o zamandan bu yana unutulmuş– insanoğluna ait en az dokuz çağın kalıntısı yatıyor. Kalkolitik Çağ duvar işçiliği. Tunç Çağı çiviyazısı tabletleri. Hellenistik devir madeni paraları. Roma ve Bizans tuğla sanatı.

Küçük Asya’nın genelde savaş halindeki kalbinden sayısız imparatorluk gelip geçti. Engin’in odaklandığı yer, surlarla çevrili bir Tunç Çağı yerleşimi. Olasılıkla, Hitit kayıtlarında ve Demir Çağı papirüslerinde bahsi geçen Ullis (ya da Ulisum/İllis) adlı güçlü şehir–devleti. Engin’in ekibinin bu kayıp şehre ulaşmak için kazdığı yer katmanları, altüst oluşların çizdiği yükselip alçalan bir grafik gibi. Toprak, kül ve molozdan düzensiz tabakalar. Binlerce yıllık kasılma, gevşeme, inşa, yıkım.

“Bazı şeyler hiç değişmiyor,” diyor Engin. Yüzünde bin yıllarla düşünen bir insanın yorgun gülümsemesi var. “Dış güçler hâlâ bu bölge için, Mezopotamya için savaş veriyor. Burası Afrika, Asya ve Avrupa’nın buluştuğu yer. Ortadoğu’nun merkezi. Dünyaya açılan kapı.”

Giderek genişleyen kazı alanını fotoğraflamak için kullandığı merdivenden, Suriye sınırında, Kilis yakınlarındaki mülteci kampını neredeyse görebiliyor. Suriye’deki içsavaş dehşetinden kaçan 14 bin kadar kişi, 2,5 yıldır endişe içinde –ve bunalmış halde– bu kampta yaşıyor. Onların dışında 90 bin Suriyeli daha kente akın ederek nüfusunu iki katına çıkarmış ve kiraların artmasına neden olmuş. (Bir önceki hafta Suriyeli karşıtı bir grup, mültecilere saldırarak arabalarına zarar vermiş.)

Muhammed Magelk, 11 bin kişinin yaşadığı çorak Nizip 1 kampında yarattığı vahanın bakımını yapıyor. “Çadırımın önünde oturduğumda, İdlib’deki evimin bahçesini hatırlıyorum,” diyor. Burada geçirdiği iki yıl içinde evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş.


Türkiye’de Suriye’den kaçıp gelmiş 1,6 milyon civarında savaş mültecisi var. Sekiz milyon kişi –hatta daha fazlası da– Suriye içinde yerinden edildi ya da Lübnan ve Ürdün gibi hassas ara duraklarda kıt kanaat geçinilen bir yaşam biçiminin zorluklarına göğüs geriyor. İçsavaş komşu Irak’a da sıçradı ve IŞİD militanları burada da iki milyon sivili daha yerinden etti. Toplamda, olasılıkla 12 milyon civarında insan Ortadoğu genelinde dolaşıyor. 1980’lerde yaşanan Sovyet–Afgan savaşı sırasında ve sonrasında derinleşen mülteci krizinde olduğu gibi, bunun da bölgedeki siyasi etkisi karmaşık ve uzun soluklu olacak. “Bu durum artık sadece Türkiye ve Suriye ile ilgili olmaktan çıktı,” diyor Kilis kampında konuştuğum Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) sözcüsü Selin Ünal.

“Bu, tüm dünyayı etkileyecek bir sorun. Burada tarih yazılıyor.”

Afrika’dan çıkan ilk insan diasporasının izinden, türümüzün yolun sonuna geldiği Güney Amerika’nın ucuna kadar uzanan yedi yıllık Cennetten Çıkış Yürüyüşü kapsamında geldim Oylum’a. Ve Ortadoğu’dan geçen yolumun üzerinde Suriye’deki çokyönlü savaş yüzünden batık bir geminin enkazı gibi dört bir yana yayılmış çaresiz durumdaki erkekler ve kadınlarla karşılaştım. Ürdün’de gündeliği 25 liraya domates topluyorlar. Türkiye’de köşe başlarında bozuk para dileniyorlar. Anadolu bozkırlarında tentelerin altında yaşarken buluyorum bazılarını. Bakımsız çocukları, hareketlerimi yargılayıcı sert gözlerle izliyor.

Oylum Höyük, Bereketli Hilal’in, modernitenin beşiği ılıman iklimli antik Doğu Akdeniz bölgesinin (Levant) kalbinden bir yumruk gibi fırlıyor. Bu bölge insanların ilk yerleştiği, şehirler kurduğu, sabit ev fikrini yarattığı yer. Oysa aylardır toplu bir evsizlik panoramasıyla karşı karşıyayım. Surları 3800 yıl önce istilacılar tarafından aşılarak yakılan Oylum Höyük’ün öncü kentlilerinin başına ne geldiğini soruyorum Engin’e. Emin değil. “Tekrar kırsala döndüler,” diyor. Avucunu çukurun dayanıksız duvarına yaslıyor. “Şehirleri unuttular. Yoksullaştılar.”

Şüphesiz bazıları da yeniden bir araya geldiler. Hatta belki de fatihlerini fethettiler. Zorunlu göç imparatorluk yaratır.

Birleşmiş Milletler'in hesaplarmalarına göre, 2013’ün sonuna gelindiğinde tüm dünyada savaş, şiddet ve zulüm nedeniyle yerlerinden edilmiş insanların sayısı 51 milyonu aşmıştı. Ve bunların yarıdan fazlası da kadın ve çocuktu. Türkiye’deki Suriyeli mülteciler arasında da kadın ve çocukların oranı yüzde 75’e çıkıyor... Erkekler savaşmak ya da mallarını korumak için geride kalıyor. Kadınlar ve çocuklar yoksul gezginler durumuna geliyor. Gazeteciler bu kadınların, kentlerin varoşlarında, kalabalık kamplarda, karpuz tarlalarında kurulan plastik çardaklarda veya genelevlerde son bulan kaderini nadiren haber yapıyor. Kederleri televizyona uygun değil. Ancak birkaç dramatik olay patlak veriyor. Beşar Esad ve sayısız ayaklanmacının uğruna mücadele edeceği bayrak ya da cephe hattı yok. Suriye’nin kadınları, savaşlarını tek başlarına, suskunluk içinde, yabancı topraklarda veriyor.

Türk yardım kuruluşu Hayata Destek’in sosyal görevlisi Elif Gündüzyeli, “Açığa çıkmayan büyük bir sorun,” diyor. “Bu kadınların savunmasızlığı toplumu değiştiriyor.”



Yalnız başına gelen Suriyeli kadın dalgası, poligami gibi yasaklanmış İslami gelenekleri laik Türkiye’de yeniden canlandırıyor. Ürdün’de mülteci aileler kızlarını 13 yaşında evlendiriyor; onları bu sayede kamplardan, sokaklardan ve yoksulluktan uzak tutmayı ümit ediyorlar.

“Sizi koruyan kimse yok,” diyor Şanlıurfa’da sıkışıp kalmış Suriyeli genç Mona (gerçek adı değil). “Sürekli taciz ediliyorsunuz. Üç adam beni bir arabaya atmaya çalıştı. Kolumu yakaladılar. Çığlık attım. Yol kenarındaki insanlar hiçbir şey yapmadılar. Hiçbir şey. Buradan gitmek istiyorum. Bana yardım edebilir misiniz? Nereye gidebilirim?”

Devamını National Geographic Türkiye'nin Nisan 2015 sayısında veya iPad, iPhone ve Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

John Stanmeyer

Beş yaşındaki Ahmed, ailesiyle birlikte sağ salim Türkiye’ye ulaşmasının ardından ağlıyor. 150 bin kadar Kürt üç günlük zorlu bir yolculuğun ardından, birkaç sınır noktasından giriş yapmıştı.

John Stanmeyer

Paul Salopek, Doğu Anadolu’daki yürüyüşü sırasında eşeğiyle birlikte “Karakuş” kraliyet mezarının yanından geçiyor. İÖ birinci yüzyılda inşa edilmiş bu mezar, bölgede kurulmuş çok sayıda devletten birine, Kommagene Krallığı’na ait. Suriyeliler 110 kilometre güneyde sınıra akın etmeye başladıklarında, yazar Paul Salopek ve fotoğrafçı John Stanmeyer haber yapmak üzere sınıra gitmişti.

John Stanmeyer

Türk ordusunun sınırdaki teli kesmesinin üzerinden saatler geçtikten sonra dahi Kobani’den gelen mülteciler sınırı geçmeye devam ediyor. Sadece üzerlerindeki giysileri var. Ve aceleyle hazırlanmış birkaç çanta.

John Stanmeyer

Kum fırtınası, toprağı ve Suriye dışına uzanan göç sırasında ezilen bitki kalıntılarını havalandırıyor. Türkiye’ye giriş yapan mültecileri karşılamak için bekleyen akrabalar, arkadaşlar ve yardımsever yabancılar girdabın içinde kalmış.

John Stanmeyer

Kilis 2 kampında, yaya yetişkinler ve bisikletli çocuklar tarafından kullanılan geniş bir yolun kenarında dizilmiş yeni konteyner evler. Türkiye, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana mülteciler için 22 yaşam alanı kurdu.

John Stanmeyer

Arkeologlar, güneydoğudaki Oylum Höyük kazı alanında binlerce yıllık altüst oluşları araştırıyor. Burası bir zamanlar bereketli çiftliklerin bulunduğu ve önemli ticaret yollarının geçtiği bir bölgeydi. Kazı başkanı Atilla Engin, “Tekrar tekrar çatışmalara, istilalara ve göçe maruz kalmasının nedeni bu,” diyor.

John Stanmeyer

Beş kişilik Helva ailesi, Kilis 1 kampında altı metrelik bir konteyneri paylaşıyor. Yemek pişirmek için mutfak gereçleri, herkese bir yatak ve televizyonlu bir oturma odaları var.

John Stanmeyer

Gaziantep ve civarında yerleşik 350 bin Suriyeli için yaşam kolay değil. Kadınlar ve çocuklar bedava ekmek kuponu dağıtan bir fırın işçisinin etrafını sarmış.

John Stanmeyer

Kolay bulunmayan zorlu ev arayışı, uyuyan çocukların ailesini bir çiftliğe taşımış. Altı kişinin yaşadığı tek odanın kirası ayda 350 lira.

John Stanmeyer

Tarihi şehir merkezinde 11 yaşındaki Adnan yeni yapılmış bakır bardak ve çaydanlıkları kimyasallardan arındırmak için çıplak elleriyle suda duruluyor. Üzerinde beyaz atlet olan erkek kardeşi Halil ile birlikte, Gaziantep’teki mülteci çocukların çoğu gibi ailelerine destek olmak için yasadışı çalışıyorlar.

John Stanmeyer

Şehirdekilere kıyasla kamplardaki çocukların (Nizip 1’deki bu ikinci sınıf öğrencileri gibi) günlerini okulda geçime olasılıkları daha yüksek.

John Stanmeyer

Belirsizlik, Türkiye’ye kaçan Suriyeliler üzerinde bir fırtına bulutu gibi asılı duruyor. Memleketlerindeki çatışmalar –ve gün gelip de geri dönüp dönemeyecekleri– konusundaki belirsizlikler yıllarca sürebilir.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA