MAYIS SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Türkiye, Suriyeliler ve Gelecek

Prof.Dr. Mehmet Okyayuz

Dinçer Dinç

30.3.2015

Türkiye, Suriyeliler ve Gelecek

İstanbul, Bağcılar’daki, savaştan kaçmış Suriyeli çocuklara eğitim veren Kademoon Okulu, Suriye Eğitim Hizmetleri ve İstişare Derneği’ne bağlı. Okulun adı “Geliyoruz” anlamına geliyor ve Suriyelilerin yurtlarına dönme arzularına işaret ediyor. Suriye müfredatına göre eğitim yapılan okulda okutulan kitaplar Türkiye’de basılıyor, ancak Suriye’dekilerden farklı olarak Beşar Esad hükümetine ait bilgi ve fotoğraflar kitapta yer almıyor.

Geçmişte göç veren bir ülke olan Türkiye, yeni siyasi konjonktürde artık göç alan ülke konumunda.

İstanbul, Bağcılar'da bir bina. Dışarıdan bakıldığında bitişiğindeki binalardan farksız. İçeriye girdiğinizde ise buranın bir okul olduğunu anlıyorsunuz. İçerideki çocuklar floresan ışığın altında 2014–2015 eğitim–öğretim yılının sıradan bir gününü yaşıyor. Tek bir farkla. Onlar vatanını, yuvasını, sevdiklerini, komşularını, belki ailesinin birkaç ferdini geride bırakıp savaştan kaçmak zorunda kalmış Suriyeli çocuklar.

Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) verilerine göre, Nisan 2011’den beri Suriye’den kaçıp Türkiye’ye sığınan kayıtlı mülteci sayısı Aralık 2014 itibariyle 1,6 milyondu. BMMYK’nın daha önce yapmış olduğu projeksiyonlara göre bu rakam 2015 yılının sonuna kadar 1,7 milyona ulaşacaktı. Ne var ki, Suriye’de muhalefet ve iktidar arasında başlayan çelişmenin sonucunda yerlerinden edilen insanlara IŞİD teröründen kaçanlar da eklenince (sadece Suriye’nin Kobani kentinden Ekim 2014’ten beri 200 binden fazla insan Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı) bu rakama nerdeyse şimdiden ulaşıldı. Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Halit Çevik, Şubat 2015 itibariyle Türkiye’de 1,6 milyon Suriyelinin yaşadığını vurguladı ve BM Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Guterres’in ifadesine göre Türkiye “dünyada en fazla Suriyeliyi barındıran ülke konumuna” geldi.

Türkiye’nin komşu ülkelerinde bulunan 3,8 milyon kayıtlı Suriyeli de göz önünde bulundurulduğunda, bu krizin insani boyutu çok daha net ortaya çıkıyor. Bu insanların 2 milyona yakını Guterres’in deyimiyle “kayıp nesil” olma riski altında olan 18 yaşın altındaki çocuklardan oluşuyor.

Bireylerin iradeleri ve istekleri dışında meydana gelen bu insan hareketleri tarihin her döneminde karşımıza çıkıyor, ancak bu denli büyük boyutlara ulaşmalarının belki de bir ilk olduğu söylenebilir. Her biri farklı geçmişlere, hikâyelere, dramlara sahip olan bu insanların küçük olmayan bir kesimi özel korumaya muhtaç olan 11 yaşın altındaki çocuklardan oluşuyor. Bu “hassas” grup başta olmak üzere savaştan kaçanların Türkiye’nin toplumsal dinamiklerini ve demografik yapısını gelecekte büyük ölçüde şekillendireceği öngörülüyor. Çünkü tarih, ülkelerinden koparılmış bu insanların uzun yıllar sığındıkları ülkelerde kalma eğiliminde olduklarına işaret ediyor. Bu süreçte birçok çocuğun da dünyaya gözünü açtığını hesaplara eklemek gerek. Güncel tahminlere göre 100 binden fazla çocuk Suriye dışında dünyaya geldi.

Bu çocukların Suriye yasalarına göre “vatansız” olmalarını önlemek için sığındıkları ülke vatandaşlıklarına alınmaları ihtimal dahilinde. Ancak bu durumda toplumsal “uyum” zemininin hazırlanması bir zorunluluk halini alıyor.


Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde Suriyelilerin istihdam, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi en genel hatlarıyla düzenlenmeye çalışılsa da, topluma entegrasyonları için bunun ötesinde adımlar atılması gerekiyor. Böyle bir entegrasyonun yaşamsal önemini, 60’lı yıllarda Batı Avrupa ülkelerine doğru gerçekleşen emek göçü sürecinden alınan derslerle öğrendik. Çünkü emek göçünün başlamasından 50 yılı aşkın süre sonra bile bugün hâlâ bir arada yaşamanın zorluklarından bahsediliyor. Başta Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün hizmet birimlerinden Uyum ve İletişim Dairesi Başkanlığı olmak üzere kamu kuruluşları bu durumu saptayıp topluma entegrasyon çalışmalarını hızla sürdürüyor. Elbette bu alanda çalışmalarını sürdüren daha birçok kamu kuruluşu ve STK mevcut. Tüm bu kurumlar istihdam, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim ve psiko–sosyal destek gibi alanlarda çalışmalar yürütüyor.

Bu faaliyetlerin de gösterdiği gibi, mülteci konusuna ilişkin kafa yoran ya da bu alanda çalışan herkes aslında bu insanların bir kesiminin Türkiye’de kalacağı varsayımından hareket ediyor. İnsanlar yıllarca kendi ülkelerinin dışında yaşamak zorunda kalırken, zaman içerisinde sığındıkları ülkenin bir parçası oluyorlar. Her ne kadar çerçeve koşulları farklı olsa da Batı Avrupa’ya yaşanan emek göçünde de benzer bir durumla karşı karşıya kalınmadı mı? Aile birleşimleri oldu, çocuklar dünyaya geldi, o çocuklar o ülkelerin dillerini öğrendiler, orada okula ve üniversiteye gittiler ve yine orada evlenip çocuk sahibi oldular. Türkiye’de Suriyeliler için de bu durumun gerçekleşmesi kaçınılmaz, özellikle kendi ülke ve bölgelerindeki çatışmalar devam ederken...

Türkiye’de bulunan Suriyeliler geçici koruma statüsüne tabiler. Bu statü, ülkelerine geri dönebilecekleri an sona eriyor aslında. Bahsi geçen kalıcılık varsayımı ise temellerini birçok ülke örneğinde gözlemlenebilen toplumsal dinamiklerden alıyor. Siyasi istemler/hedefler ile bu dinamikler arasında kategorik bir uyuşmazlık var. Daha açık konuşmak gerekirse, toplumsal dinamikler siyasi–bürokratik yöntemlerle düzenlenemeyeceği gibi çoğu kez kendi gerçeklerini yaratırlar. Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) ile International Medical Corps (IMC) ortaklığında ve BMMYK’nın desteği ile 2 Haziran 2014 tarihinde Gaziantep’te açılan Suriyeli Mültecilere Çok Yönlü Destek Merkezi’nin ilk araştırması kalıcılık sorunsalını da kapsıyordu. Buna göre, ankete katılan Suriyelilerin aşağı yukarı %30’u Türkiye’de kalabileceklerini ifade etmişlerdi.

Kademoon Okulu'nun Bağcılar binasında yaklaşık 600, Esenler binasında ise yaklaşık 1200 öğrenci eğitim görüyor. Üç yıl önce eğitim vermeye başlayan okulda beşinci sınıftan sonra kız ve erkek öğrenciler ayrı sınıflarda eğitimlerine devam ediyor.


Haziran 2014’ten günümüze dek geçen zaman dilimi içerisinde siyasi aktörlerin görüşleri de kalıcılık yönünde değişim gösterdi. Örneğin, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, ilk başta tek başına bu krizi yöneten AFAD ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı’nın bütçe sunumlarına ilişkin sorularını yanıtlarken, “Suriyeliler misafir midir?” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Maalesef ilk anda bu konuya ‘Gelecekler ve birkaç ay sonra gidecekler’ diye bakılıyordu. Ama 3,5 senelik bu içsavaştan sonra kalıcı oldukları görülüyor. Suriyelilerle ilgili Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Sağlık Bakanlığı’nın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın bulunduğu koordinasyon toplantısında artık ‘Bu insanlar kalıcı. Onun için sorunlarını kalıcı olarak nasıl çözeriz?’ diye düşünülüyor.”

Suriye’deki olumsuz konjonktür o zamandan bu yana daha da kötü bir noktaya ulaştı. Türkiye, Suriye’deki krizin Irak’ın kuzeyini de etkisi altına almasıyla birlikte, bu göç dalgalarına karşı hazırlıklı olmak durumunda. Zorda olan bu insanların yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi bir yana, Türkiye’de bulunan tüm bireylerin bir arada yaşamalarını sağlamak ve bunun için orta ve uzun vadeli çözümler üretmek zorundayız.

Suriyelilerin bir kesiminin kalıcı olması, 80’li ve 90’lı yıllarda göç veren bir ülke olan Türkiye’nin göç alan bir ülke konumuna geldiğinin en belirgin işareti. Göç politikalarının siyasi ve hukuki çerçevesi ve buna dayalı uygulamalar bu gerçeğin ışığında inşa edilmeli. Avrupa Birliği ülkelerinde insan hareketleri meselesi çoktan siyasi ve ideolojik bir hal almış, yabancı düşmanlığı çok farklı boyutlarda yeniden görünür olmuş ve Avrupa bunun sonucunda koordineli göç politikalarına dayalı olarak göçmenleri/sığınmacıları Türkiye gibi ülkelerde “tutmaya” çalışıp sınırlarını mültecilere kapatırken, Türkiye’ye insan hakları açısından düşen görev hayati bir önem taşıyor.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA