NİSAN SAYISI BAYİDE!

ABONE OL SATIN AL

Eriyen Buzla Yarış

A. R. Williams

Erika Larsen

31.3.2017

Eriyen Buzla Yarış

Quinhagak köyünde, Emma Frances Echuck ve kızı Valerie, somon kurutma çalışmaları sırasında dinleniyor.

Isınan hava, Alaska’da bir Yerli halkın atalarından kalma buluntuları gün ışığına çıkarıyor.

Alaska’nın güneybatı kıyısındaki Nunalleq arkeolojik alanı, zamanda donmuş korkunç bir an barındırıyor. Kare alandaki çamurlu toprak, Yupik halkının yaşamlarını sürdürüp hayatı onurlandırmak için kullandıkları gündelik eşyalarla dolu. Ve hepsi dört yüzyıl kadar öncesinin o ölümcül saldırı anındaki yerlerinde duruyor.

Bir zamanlar çimle kaplı büyük bir yapının bulunduğu alanın etrafında, insanları dışarı çıkmaya zorlamak için yakılmış ateşin izleri var. Ava, balığa ya da bitki toplamaya çıkmadıkları zamanlarda, olasılıkla tümü birbiriyle akraba 50 kadar insan yaşıyordu burada. Anlaşıldığı kadarıyla aralarından kurtulan olmamıştı. Arkeologlar, kaçmak için duvarın altına tünel kazmaya çalışırken dumandan zehirlenerek ölen birinin, olasılıkla bir kadının, kalıntılarını ortaya çıkardılar. Çamurun içinde hepsi bir arada yüzükoyun halde yatan kadın, çocuk ve yaşlı iskeletleri, yakalanıp öldürülmüş olabileceklerini gösteriyor.

Arkeolojide çoğu zaman olduğu gibi, bu örnekte de geçmişte yaşanan bir trajedi modern bilim için bir nimet haline geliyor. Arkeologlar, sıradan mutfak aletlerinden olağanüstü ahşap tören maskelerine, mors dişi dövme iğnelerine ve rengeyiği dişinden kemere kadar 2 bin 500’den fazla –iyi durumda– buluntu ortaya çıkardı. Sayı ve çeşit çokluğunun yanı sıra, tüm bu objeler 1660’lardan beri toprağın içinde donmuş olarak kaldıkları için inanılmaz derecede iyi korunmuş haldeler.


Nunalleq’in buzu çözülen zemininden yüzlerce yıllık bir "ulu" (kesme aleti) çıktı. Her şeyin sürekli değişim halinde olduğu inancının hâkim olduğu yerel Yupik inancına göre, sapını fok ya da balina olarak algılamak mümkün.

Sepet ve hasır kalıntılarında, desenlerin karmaşık örgüsü bozulmadan duruyor. Çamur ve liften oluşan bir topak parçasını kırıp açtığınızda, içinde korunmuş taze otların yeşil saplarını buluyorsunuz. Saçını yıllardır yaptığı kazılarda ağartmış sakin kişilikli başarkeolog Rick Knecht, “Bu otlar Shakespeare’in yaşadığı dönemde kesilmiş,” diyor hayretler içinde.

İskoçya’da, Aberdeen Üniversitesi’nde görevli Knecht, yerleşim alanındaki felaketle bugünkü Yupiklerin anımsadığı eski öyküler arasında bağlantı olduğu görüşünde. Sözlü gelenek, tarihçilerin Ok ve Yay Savaşları diye adlandırdıkları bir döneme ait anıları yaşatmış. Rus kâşiflerin 1700’lü yıllarda Alaska’ya gelmesinden öncesine rastlayan bu dönemde, Yupik kabileleri kendi aralarında kanlı savaşlar yapmışlardı. Nunalleq, birçok kuşaktan Yupik’i derinden etkileyen bu ürkütücü dönemin ilk arkeolojik kanıtlarını ve ilk kesin tarihini ortaya koyuyor.

Knecht, Nunalleq’in işgal edilmesine yol açan bu saldırıların iklim değişikliğinin sonuçları yüzünden –dünyanın 550 yıl boyunca soğuduğu Küçük Buzul Çağı olarak bilinen dönemde– ortaya çıktığına inanıyor. Alaska’da en soğuk zamanın yaşandığı 1600’ler, yiyecek çalmak için saldırıların düzenlendiği umutsuz bir dönem olmalıydı.


2015 ticari somon sezonu sırasında avlarını tarttırmak için kuyruğa girmiş balıkçılar. Bu tür işler normalde yıllık kazancın büyük bölümüne karşılık geliyor. Ama bu durum sona eriyor olabilir. Geçen yıl alıcı olmadığı için balıkçılar hiç balığa çıkmamış.

“Hızlı bir değişim yaşandığında, gıda kaynaklarının mevsimsel dönüşümü büyük bir kesintiye uğruyor,” diyor Knecht. “Küçük Buzul Çağı’nda –ya da şimdi– olduğu gibi aşırı bir durum yaşandığında, değişimler insanların uyum sağlayamayacağı kadar hızlı oluyor.”

Günümüzde giderek şiddetlenen hava koşulları Nunalleq halkını yok oluşun eşiğine getirmiş. Tundraya vuran sabah ışığı altında mum gibi ışıldayan beyaz çiçekli civanperçemi ve pamuk otu filizlerinin her yanı kapladığı yaz aylarında işler yolunda gidiyor. Ama Bering Denizi’nin, sahili şiddetli fırtınalarla vurduğu kış aylarında durum korkunç bir hal alıyor. Dalgalar iyice büyürse, dar çakıl kumsalı aşarak kazı alanından arta kalanları söküp alıyor.

Kuzey Kutbu her zaman böyle değildi. Şimdilerde, küresel iklim değişikliği dünyanın kutup bölgelerini balyoz gibi dövüyor. Sonuç, tüm Alaska kıyıları boyunca ve ötesinde, az bilinen tarihöncesi kültürlere ait buluntularda –Nunalleq’te olduğu gibi– yaşanan korkutucu kayıp. 1991’de buzulların çekilmesi sonucu İtalya’da bulunan Taş Devri adamı Ötzi, ısınan havanın açığa çıkardığı tarihöncesi kalıntıların en tanınmış örneği. Yaşanan büyük bir erime, İsviçre’de neolitik döneme ait ok ve yaylardan, Norveç’te Viking çağı doğa yürüyüşü malzemelerine ve Sibirya’da İskit göçerlerin gösterişli mezarlarına kadar, yerkürenin kuzey bölgelerinde yaşamış insanlar ve uygarlıkların izlerini ortaya çıkarıyor. Çok sayıda arkeolojik alanın tehlike altında olması, arkeologları donmuş eserlerin kurtarılması konusunda uzmanlaştırıyor. Zor seçimler yapmak zorunda kalıyorlar. Kurtarabilecekleri birkaç şey arasında neler olmalı? Ve neleri kendi kaderine bırakmak zorundalar?


86 yaşındaki Carrie Pleasant’ı (sağdaki) ziyaret eden Sarah Brown, kunduz derisinden parka dikme konusunda bilgi alıyor. Pleasant, on çocuğu için de kürk giysiler yapıyormuş ama bugünün çocukları genellikle hazır giysiler giyiyor. “Her şey o kadar değişiyor ki,” diyor üzüntüyle. (Pleasant yakınlarda vefat etti.)

Alaska kıyılarındaki arkeolojik alanlar art arda gelen iki darbenin tehdidi altında. İlk darbe: Son yarım yüzyıl içinde yaklaşık iki derece yükselen ortalama sıcaklık. Birbiri ardına gelen ılık günler yüzünden permafrost hemen her yerde eriyor.

Arkeologlar 2009’da Nunalleq’i kazmaya başladıklarında, tundra zeminin yarım metre altına indiklerinde donmuş toprağa ulaşıyordu. Oysa artık toprak bir metre derinliğe kadar çözülmüş durumda. Bu da, ustaca yontulmuş rengeyiği boynuzu, yalos, kemik ve mors dişinin, hiç bozulmadan korunmalarını sağlayan derin dondurucudan gün ışığına çıktıkları anlamına geliyor. Eğer kurtarılmazlarsa hemen çürüyüp parçalanmaya başlıyorlar.

Son darbe: Yükselen deniz seviyesi. 1900’den bu yana okyanuslar küresel olarak 20 santimetre yükseldi. Bu durum, permafrostun çözülmesi sonucu yumuşayan toprağın dalgalara karşı direncinin artık yarı yarıya azaldığı Nunalleq gibi kıyılardaki SİT alanlarını doğrudan tehdit ediyor. “Sıkı bir kış fırtınası olursa bütün bu alanı kaybedebiliriz,” diyor Knecht.

Deneyimlerine dayanarak konuşuyor. Kazı başladığından bu yana, denizin durmak bilmeyen hareketi alanın kenarından 10 metrelik bir bölümü koparıp almış. 2010 kazı mevsimini izleyen kış ayları özellikle çok şiddetli geçmiş. Kumsalın altı kilometre yukarısındaki Quinhagak köyünün sakinleri, kıyıya çarpan dev buz parçalarını hâlâ anımsıyor. Knecht ve ekibi geri geldiklerinde kazdıkları tüm alanın yok olduğunu görmüşler.

Bu olayın ardından, Knecht yeni bir aciliyet duygusuyla çalışma temposunu artırmış. Altı haftalık kazı sezonu boyunca, yirmiyi aşkın arkeolog ve gönüllü öğrenci hava iyi de olsa kötü de olsa uzun yaz günlerini dizleri ve elleri üzerinde küçük malalarıyla toprağı özenle sıyırarak geçiriyor.


Quinhagak’taki bir bahçede çamaşır direkleri çevresine yığılı –havanın etkisiyle beyazlamış– balina kemikleri yakınlardaki bir kıyıya vurmuş olmalı. Köyün yaşlıları her yıl onlarca balina yakaladıklarını anımsıyor ama o günler artık geçmişte kaldı. Balıkçılar şimdilerde açık denizden sadece tek bir avla geri dönebiliyor.

Sıcak ve sinekli başlayan ama hemen sonra soğuyup bulutlanan bir Ağustos günü, Tricia Gillam büyük bir ustalıkla yaratılmış yaygın görülen bir buluntu ortaya çıkarıyor.

Yontulmuş ahşap sapı ve kıvrık taş bıçağıyla ulu –Yupik dilinde uluaq– olarak adlandırılan, kadınların kullandığı bir kesme aleti. Arkeologlar sık sık bir bıçak ya da bir sap, arada bir de bütün bir ulu buluyor ama bu örnek herkesin nefesini kesiyor. Sapı zarif bir fok şeklinde. Ama daha sonra anlaşılıyor ki bu, tasarımın sadece yarısı. Yerel yontu ustası John Smith, nesneye daha başka bir açıdan baktığında bir balina biçimi görüyor.

Bu buluntu, “Hiçbir nesne tek ve değişmez değildir çünkü her şey değişim halindedir,” şeklinde özetlenebilecek Yupik dünya görüşünün ana fikrini yansıtıyor. Ulunun sapı hem bir fok hem de değil. Balina ama balina değil. Diğer buluntularda da aynı fikir hâkim: Maske bir mors da olabilir, insan da. Kano veya fok olabilecek küçük ahşap kutu da var.

“Bu devingenlik hayatlarının daimi bir parçası,” diyor Knecht. “Ve iklim değişikliği de bunun bir parçası.”

Doğadaki değişimlere rağmen varlıklarını sürdürecek birileri varsa eğer, çevrelerini ayar ve uyum gerektiren akışkan bir olgu olarak gören bu insanlar olacağını düşünüyor Knecht. Hayvanların ve bitkilerin mevsimlik döngülerini ilk elden biliyorlar ve bunlarda herhangi bir değişim olması durumunda onlar da birlikte değişim geçirecekler.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Nisan 2017 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA