AĞUSTOS SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

İlk Amerikalılar

Glenn Hodges

Paul Nicklen

31.12.2014

İlk Amerikalılar

Meksika’daki bir sualtı mağarasında bulunan ve genç bir kadına ait olan bu kafatası –dişlerin dökülmemesi için baş aşağı pozisyonda tutuluyor– Yeni Dünya’nın ilk sakinlerine kimlik kazandırıyor.

Meksika'da bulunan bir kafatası, insanların Amerika'ya nasıl geldiği sorusuna yeni bir ışık tutuyor.

İlk Amerikalılara ait ilk yüz, günümüzden 12–13 bin yıl öncesinde, Yucatán’da bir mağarada düşüp ölen bir genç kızın yüzü... Bu, genç kız açısından yaşamını yitirmesine yol açan talihsiz bir olay, ama bilim dünyası açısından büyük bir şanstı. Genç kızın keşif öyküsü, 2007 yılında Alberto Nava liderliğindeki Meksikalı dalış ekibinin yaptığı ilginç bir buluşla başladı. Buldukları şey, Hoyo Negro (siyah çukur anlamına geliyor) adını verdikleri devasa bir sualtı mağarasıydı. Ekibin ışıkları derin çukurun tabanını aydınlattı ve tarihöncesinden kalma kemiklerden oluşan bir yığın böylece gün ışığına çıktı. Üstelik kemik yığınlarından biri neredeyse bütün olarak değerlendirilebilecek bir insan iskeletine aitti.

Nava, Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü’nü keşif konusunda bilgilendirdi; enstitü, mağara ve içindekileri araştırmak üzere arkeolog ve araştırmacılardan oluşan çokuluslu bir ekip kurdu. Yunan mitolojisinin su perilerinden esinlenerek Naia adı verilen iskeletin Amerika kıtasında o döneme dek bulunan en yaşlı iskeletlerden biri olduğu anlaşıldı. Bir diğer özelliği de iskeletin, bir yüzün tamamlanmasına olanak verecek kadar bütünlüğünü korumuş olmasıydı. Hatta genetikçiler, iskeletten DNA örneği çıkarmayı bile başardı.

Ancak ortada bir soru var: Eğer Amerikalılar son Buzul Çağı’nın sonlarına doğru Amerika kıtasına göç eden Asyalı öncülerin torunlarıysa, neden eski çağlardaki atalarına benzemiyorlar? Mağarada bulunan kalıntılar işte bu açıdan çok önemli, çünkü Amerika kıtasının ilk insanları konusunda halen süregelen bir gizemin açıklığa kavuşturulmasına katkı sağlayabilirler.

Anlaşılan o ki, ilk Amerikalılar oldukça sert bir gruptu. Paleo–Amerikalıların iskelet kalıntıları incelendiğinde, erkeklerin yarıdan fazlasında şiddetten kaynaklanan yaralanmalar olduğu görülüyor. 10’da 4’ünün de kafatasında kırıklar var. Söz konusu yaralanmalar, av kazaları sonucu oluşmuş gibi durmuyor ya da bir saldırgandan kaçarken alınan darbe ve benzeri belirgin savaş izleri taşımıyor. Aksine bu erkeklerin birbirleriyle dövüştüğünü gösteriyor. Üstelik de sık sık ve şiddet yüklü bir biçimde...

Paul Nicklen

Hoyo Negro sualtı mağarasında bulunan hayvan kemikleri arasında fil benzeri Gomphotheriidae kemikleri de var.

Timothy Archibald (Fotoğraf), James Chatters (Canlandırma)

Kemikleri keşfeden dalgıçlar buldukları genç kadına Naia adını verdiler. Yeniden yapılandırılan yüzü, ilk Amerikalıların izleyen dönemlerdeki Amerika Yerlilerine benzemediğini ortaya koyuyor ama genetik kanıtlar atalarının ortak olduğuna işaret ediyor.

Jon Foster

Naia'nın bulunduğu mağara, kızın kısa yaşamı boyunca genelde kuruymuş. Genç kız, belki de mağaranın karanlık geçitlerini keşfetmeye çalışırken düşüp ölmüştü.

David Coventry

Orta Teksas’taki 15 bin 500 yıllık bir kamp yerinde bulunan taş aletler, ilk Amerikalıların kıtaya, tahminlerden en az 2 bin 500 yıl daha erken geldiğine dair güçlü kanıtlar sağladı. Silisli şist, katmanlara ayrılma özelliği nedeniyle alet yapımı için gerekli bir kayaydı.

Erika Larsen

Kabile reisleri, “Anzick çocuğu”nun 12 bin 600 yıllık kemiklerini yeniden gömmek üzere Montana’da toplanmış. Bu küçük erkek çocuğunun DNA’sı, günümüz Amerika Yerlilerinin, kıtaya gelen ilk Amerikalıların torunları olduğunu doğruladı.

David Coventry

Oregon’daki bir mağaralar kompleksinde, Doğu Asya’da bulunanlara benzer mızrak uçlarının yanı sıra kızıl vaşak veya kır kurduna (sol altta) ve insana (sağ üstte) ait fosilleşmiş dışkılar da ortaya çıkarıldı. Dışkılar yaklaşık 12 bin yıllık.

Spencer Lowell

İlk Amerikalılar kayıklarla mı gelmişlerdi? Bir meslektaşıyla Kaliforniya’nın Santa Cruz Adası’nı incelerken görülen arkeolog Jon Erlandson (soldaki), Asyalı göçmenlerin Pasifik kıyıları boyunca kıyı şeridini izlemiş olabileceklerini düşünüyor.

Paul Nicklen

En az 26 Buzul Çağı hayvanının kemikleri, dalgıçların Naia’nın kalıntılarını bulduğu sualtı mağarasına dağılmış.

Öte yandan kadınlarda bu tür yaralanma izleri yok. Ama onlar da yapı olarak erkeklerden çok daha küçükler ve yetersiz beslenme ve aile içi şiddet izleri taşıyorlar.

Hoyo Negro araştırma ekibinin liderlerinden arkeolog Jim Chatters açısından bu özellikler, ilk Amerikalıların, “Kuzey Yarıküre vahşi tipi” olarak tanımladığı insanlar olduklarının kanıtı: Fazlasıyla maskülen erkekler ve ufak tefek itaatkâr kadınlardan oluşan korkusuz ve agresif insanlar... Chatters işte bu nedenle ilk Amerikalıların yüz biçimlerinin daha sonraki dönem Amerika Yerlilerinden o kadar farklı olduğunu düşünüyor. Bunlar risk alan öncülerdi, en sert erkekler tüm ganimetleri topluyor ve kadınlar için yapılan kavgaları kazanıyordu. Sonuç olarak, güçlü özellikleri ve yapıları, daha sonraki yerleşik nüfuslarda görülen yumuşak ve domestik özelliklere baskın gelmişti.

Chatters’ın vahşi tip hipotezi spekülatif olabilir ama ekibinin Hoyo Negro’da buldukları hiç de öyle değil. Naia, ilk Amerikalılara özgü yüz yapısının yanı sıra modern dönem Amerika Yerlilerinde görülen genetik izlere de sahip. Yani iki grubun farklı dış görünüşlerinin nedeni (bazı antropologların düşündüğü gibi) Asya’dan daha sonra gelen grupların ilk nüfusların yerine geçmiş olması değil, ilk Amerikalıların buraya geldikten sonra değişmiş olması. Chatters’ın çalışması, son yirmi yılda yepyeni yönlere doğru açılım yapan bir araştırmanın ilginç gelişmelerinden sadece biri. Yeni arkeolojik buluntular, değişik hipotezler ve genetik veriler kıtanın ilk sakinlerinin kimler olduğu ve Batı Yarıküre’ye nasıl geldikleri sorularına yepyeni bir ışık tutuyor. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen net olan tek şey, ilk Amerikalıların öyküsünün hâlâ bir gizemden ibaret olduğu...

Oysa yirminci yüzyılın uzun bir dönemi boyunca bu gizemin az çok çözüldüğü düşünülmüştü. 1908 yılında, New Mexico, Folsom’da yaşayan bir kovboy, bölgede 10 bin yıl önce varlık gösteren soyu tükenmiş dev bir bizon alttürüne ait kalıntılar buldu. Daha sonra müze araştırmacıları, kemikler arasında mızrak uçları olduğunu keşfetti. Ve bu da insanların Kuzey Amerika’da tahmin edilenden çok daha eski dönemlerde varlık gösterdiğini kanıtlıyordu. Kısa bir süre sonra da, New Mexico, Clovis’te 13 bin yıl öncesinden kalma mızrak uçları bulundu. “Clovis uçları” olarak adlandırılan bu parçalar, Kuzey Amerika’da tarihöncesi çağlarda yaşamış avcıların hayvan öldürdüğü onlarca yerde daha birbiri ardına ortaya çıkarıldı.

Asya ile Kuzey Amerika’nın son Buzul Çağı sırasında Beringia adı verilen geniş bir kara parçasıyla birbirine bağlı bulunduğu ve ilk Amerikalıların büyük hayvan peşindeki gezgin avcılar olduğu varsayıldığında, mamut gibi av hayvanlarının peşinden Asya’dan çıkıp Beringia’dan geçtikleri, daha sonra da iki devasa Kanada buzul örtüsü arasında buldukları bir koridordan güneye indikleri sonucuna varmak çok kolaydı. Clovis avcılarından önceki dönemlerde insan varlığına dair ikna edici bir kanıt da olmamasından hareketle, yeni bir anlayış ortaya çıkmıştı: Clovis avcıları ilk Amerikalılardı. Ve olay kapanmıştı...

Ama her şey 1997’de, uzman arkeologlardan oluşan bir ekibin Şili’nin güneyindeki Monte Verde kazı alanını ziyaret etmesiyle değişecekti. Vanderbilt Üniversitesi’nden Tom Dillehay, burada 14 bin yıl öncesinde insan varlığına dair kanıtlar keşfettiğini öne sürüyordu. Ki bu tarih, Clovis avcılarının Kuzey Amerika’ya gelişinin bin yıl öncesiydi. Clovis öncesine ait tüm iddialar için geçerli olduğu gibi bu iddia da tartışmalıydı, hatta Dillehay sahte buluntular yaratmakla ve veri uydurmakla suçlanmıştı. Ancak uzmanlardan oluşan bir ekip incelemelerin ardından kanıtların sağlam olduğu sonucuna vardı ve gerek Güney gerekse Kuzey Amerika insanlarına dair öykü ansızın belirsizliğe büründü.

Kanada’daki buzul örtüsünün karadan geçişe olanak verecek kadar geri çekilmesinden önceki bir dönemde Şili’ye kadar nasıl ulaşmışlardı? Buzul Çağı’nın ilk dönemlerinde, iç koridor henüz buzulla örtülmeden önce mi gelmişlerdi? Yoksa 50 bin yıl önce Avustralya’ya giden insanların yaptığı gibi kayıklarla yolculuk yaparak Pasifik kıyılarından mı buraya ulaşmışlardı?

Birdenbire yeni sorular gündeme gelmişti. Yanıtlanması gereken sorular yeni araştırmaları gerekli kılmıştı ve sonuç olarak konu yeniden canlılık kazanmıştı.

Monte Verde’nin 18 yıl önce bomba etkisi yaratmasından bu yana söz konusu soruların hiçbiri çözüme kavuşmuş değil. Ancak temel soru, yani ilk gelenlerin Clovisler olup olmadığı sorusu Kuzey Amerika’daki kazı alanlarından gelen, Clovis öncesi yaşama dair iddialarla tekrar tekrar yanıtlanmış oldu. Bazıları yıllardır bilinen ve araştırılan bu yerler, Monte Verde’nin kabul görmesinin ardından farklı bir güvenilirlik kazanmıştı. Ancak yeni buluntular da vardı.

Özellikle de Teksas’taki Debra L. Friedkin arkeolojik alanı, Batı Yarıküre’de insan varlığının kanıtlandığı ilk yer olabilirdi.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Ocak 2015 sayısında veya iPhone ve iPad Ocak 2015 edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Paul Nicklen

Hoyo Negro sualtı mağarasında bulunan hayvan kemikleri arasında fil benzeri Gomphotheriidae kemikleri de var.

Timothy Archibald (Fotoğraf), James Chatters (Canlandırma)

Kemikleri keşfeden dalgıçlar buldukları genç kadına Naia adını verdiler. Yeniden yapılandırılan yüzü, ilk Amerikalıların izleyen dönemlerdeki Amerika Yerlilerine benzemediğini ortaya koyuyor ama genetik kanıtlar atalarının ortak olduğuna işaret ediyor.

Jon Foster

Naia'nın bulunduğu mağara, kızın kısa yaşamı boyunca genelde kuruymuş. Genç kız, belki de mağaranın karanlık geçitlerini keşfetmeye çalışırken düşüp ölmüştü.

David Coventry

Orta Teksas’taki 15 bin 500 yıllık bir kamp yerinde bulunan taş aletler, ilk Amerikalıların kıtaya, tahminlerden en az 2 bin 500 yıl daha erken geldiğine dair güçlü kanıtlar sağladı. Silisli şist, katmanlara ayrılma özelliği nedeniyle alet yapımı için gerekli bir kayaydı.

Erika Larsen

Kabile reisleri, “Anzick çocuğu”nun 12 bin 600 yıllık kemiklerini yeniden gömmek üzere Montana’da toplanmış. Bu küçük erkek çocuğunun DNA’sı, günümüz Amerika Yerlilerinin, kıtaya gelen ilk Amerikalıların torunları olduğunu doğruladı.

David Coventry

Oregon’daki bir mağaralar kompleksinde, Doğu Asya’da bulunanlara benzer mızrak uçlarının yanı sıra kızıl vaşak veya kır kurduna (sol altta) ve insana (sağ üstte) ait fosilleşmiş dışkılar da ortaya çıkarıldı. Dışkılar yaklaşık 12 bin yıllık.

Spencer Lowell

İlk Amerikalılar kayıklarla mı gelmişlerdi? Bir meslektaşıyla Kaliforniya’nın Santa Cruz Adası’nı incelerken görülen arkeolog Jon Erlandson (soldaki), Asyalı göçmenlerin Pasifik kıyıları boyunca kıyı şeridini izlemiş olabileceklerini düşünüyor.

Paul Nicklen

En az 26 Buzul Çağı hayvanının kemikleri, dalgıçların Naia’nın kalıntılarını bulduğu sualtı mağarasına dağılmış.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA