TEMMUZ SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Her Beden Kendine Özgü

Fran Smith

Craig Cutler

28.12.2018

 

Her Beden Kendine Özgü

Kalp, akciğer, karaciğer,böbrek veya beyin hücrelerinin kopyalandığı bu çip, kişiselleştirilmiş tedavi konusunda çığır açıyor.

Sağlıkta yeni bir dönem başlıyor: Hassas tıp. Sağlığımızı anbean gözleyecek; kansere, kalp hastalıklarına ve diğer hastalıklara yakalanma riskimizi önceden tahmin edecek –ve her birimiz için özel tedaviler geliştirecek.

Üçüncü evre meme kanserini zorlu bir kemoterapi tedavisi ve iki memesinin alınmasıyla yenen Teresa McKeown’un hastalığı, 12 yıl sonra daha da saldırgan bir geri dönüş yapmıştı. Bu kez kemoterapi etkili olmuyordu. Hareket edemeyecek kadar hastaydı ve günlerini salonundaki koltuğunda oturarak geçiriyordu. Kocası ve üç yetişkin çocuğu için dört ayrı günlük tutuyor; tüm gücünü toplayarak, içinde yer almayı beklemediği bir gelecek üzerine düşüncelerini yazıyordu.

Bağırsaklarındaki tümörler yemek yemesini olanaksız kıldığı için 44,5 kilograma düşmüştü. McKeown öfkelenen ya da paniğe kapılan biri değildi ama tıkanmayı çözümlemek için yapılacak ameliyattan önce hiç yapmadığı bir şey yaparak duygularını dile getirmişti. Büyük kızına, “Eğer sonum iyi olmayacaksa ya da bu ameliyattan sonra komplikasyon yaşanacaksa acı çekmeden hızlıca göçüp gitmek için dua ediyorum,” diye yakındığını anlatıyor. “Daha ne kadar acıya dayanabilirim bilmiyorum.”

Umutsuz ve kararlı hasta, ameliyatı gerçekleştirecek cerrah Jason Sicklick’e kendisine biraz daha zaman kazandırabilecek herhangi bir deneysel tedavi yöntemi olup olmadığı sormuştu. Tesadüf o ki cerrah, hassas ya da kişiye özel tıp olarak adlandırılan yeni bir yaklaşım üzerine yapılan öncül araştırmanın ortak yürütücüsüydü.


Judy Perkins, meme kanserinden kurtaran tümör infiltre eden lenfositler (TIL) olarak bilinen beyaz kan hücreleriyle çevrilmiş. İlk tanı koyulduğunda Perkins’in sol memesi alınmış ama kanser geri dönmüş. Kemoterapi, hormon tedavisi ve hedefe yönelik tedavilere rağmen göğsünde yeni bir tümör oluşmuş. Kanser yayılınca birkaç aylık ömrü kaldığı söylenmiş kendisine. Ama Steven Rosenberg tarafından Ulusal Kanser Enstitüsü’nde yapılan deneysel bir tedavide, Perkins’in bedenine “ordu” dediği kendi TIL’lerinden 82 milyar adet aşılanmış.

Gen araştırmaları ve veri analizlerinde yaşanan gelişmelere dayanan bu yaklaşım, kanser tedavisinde dönüştürücü olasılıklar sunmasının yanı sıra, tıbbın geleneksel uygulama yöntemini de altüst edebilecek özellikte. Hassas tıp, insanları genel hastalık kategorileri altında gruplandırmak yerine, kişinin özgün biyokimyasal yapısına uygun önlem, tanı ve tedavi yöntemleri geliştirmeyi hedefliyor.

McKeown, Kaliforniya Üniversitesi’ne (San Diego) bağlı sürdürülen kişiye özel kanser araştırması I–PREDICT’e katılmış. Buradaki araştırmacılar belirli bir tedaviye bel bağlamıyor. Bunun yerine, hastanın kanser hücrelerindeki DNA’yı analiz ediyorlar. Özel algoritmalar kullanan bir bilgisayar, binlerce gen varyasyonu, yüzlerce kanser ilacı ve milyonlarca ilaç kombinasyonunu tarayarak tümörün anormal yapısını en iyi hedef alacak tedaviyi buluyor. Bu da yeni bir bağışıklık tedavisi, geleneksel kemoterapi, hormon tedavisi ya da özellikle kanser için onaylanmış olmayan bir ilaç olabiliyor.


Cristina Iossa, prematüre doğan oğlu Alessandro’ya, Modena’daki Üniversite Hastanesi’nin (İtalya) yenidoğan yoğun bakım ünitesinde şarkı söylüyor. Şimdilerde yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde anne–babalara daha sık rastlanıyor. “Annenin çocuğuna seslenişi tüm zamanların en ilkel hassas tıbbı, çünkü başka hiç kimseye değil yalnızca ona sesleniyor,” diye konuşuyor Valle d’Aosta ve Cenevre üniversitelerinde araştırmacı olarak çalışan Manuela Filippa. Biliminsanlarının teorisine göre, anne sesi yenidoğanların beynini uyararak, sesi en iyi biçimde yorumlayacak ve dili anlayacak biçimde gelişmesini sağlıyor.

“Çok basit bir ilke,” diyor, Moores Kişiselleştirilmiş Kanser Tedavi Merkezi’nin yöneticiliğini yapan onkolog Razelle Kurzrock. “Bedenin neresinde olduğuna ya da başka 100 kişide ne tür bir kanser görüldüğüne göre değil, tümörün yapısına göre doğru ilaçlar seçiliyor. Her şey önümde oturan hastaya ilişkin oluyor,” diyor.

McKeown’un tümörleri çeşitli mutasyonlar içeriyormuş. “Bu tür hastalar, çaresiz kalıp üzüldüğümüz hastalar grubundaydı,” diyor Kurzrock. Ancak yine bu hastalar, kontrol noktası inhibitörleri olarak bilinen yeni bir tür bağışıklık tedavisi için en iyi adaylar arasında yer alıyor. İlaçlar, tümörlerin ürettiği proteinlerin bağışıklık hücrelerine tutunmasını engelleyip onları etkisiz hâle getiriyor ve bu da hastanın kanserle savaşma yetisini artırıyor. Ne kadar fazla mutasyon varsa, yeniden aktive olan bağışıklık hücrelerinin önünde saldırıp yok edeceği o kadar fazla hedef oluyor.

I–PREDICT, McKeown’u meme değil de ilerlemiş melanom, böbrek ve bazı akciğer kanserleri için kullanılmak üzere üretim izni verilen nivolumab kontrol noktası inhibitörü ile eşleştirmiş. Damardan iki kez ilaç enjekte edilmesinin ardından kanındaki tümör belirleyiciler yüzde 75’in üzerinde düşüş göstermiş. Enjeksiyonların devam ettiği dört ayın ardından testlerde herhangi bir kanser bulgusuna rastlanmamış.

Deneye başlamasının bir buçuk yıl ardından sıcak bir yaz günü McKeown (57) Kaliforniya, Valley Center’daki bahçesini gezdirirken, “Çok müteşekkirim,” diyor. “Kişiselleştirilmiş tıp anlayışını çok seviyorum. Mutasyona neyin yol açtığını saptayıp, vücudun geneli anlamında yıkıcı kemoterapinin aksine yalnızca onu hedef almalarını seviyorum. O noktaya daha hızlı ulaşamaz mıyız?”


Portekiz, Lizbon’daki Champalimaud Vakfı’nın cerrahları, da Vinci Xi robotunun mikro aletleriyle bir hastanın kanserli tümörünü çıkarıyor. Kanser hücrelerinin bazıları zebrabalığı larvasına aşılanacak ve etkisini test etmek için hastanın kemoterapi uygulamasına tabi tutulacak.

Hassas tıp, genel önerilerde bulunan ve yararlı olduğu kişi sayısı zarar verdiklerini aşsa da size faydası olmayabilecek tedaviler de önerebilen geleneksel tıbbı değiştiriyor. Bu, her birimizin farklı moleküler özellikleri olduğunu ve bunların sağlığımız üzerinde büyük etki yaptığını kabul eden bir yaklaşım.

Dünyanın her yerinde araştırmacılar on yıl önce hayal dahi edilemeyecek hassas yöntemler icat ediyor: süper hızlı DNA dizileme, doku mühendisliği, hücresel programlama, gen düzenleme ve daha fazlası. Bilim ve teknoloji, hastalığın ortaya çıkmasından yıllar önce kanser, kalp ve sayısız farklı rahatsızlık riskinizi tahmin etmeyi olanaklı hâle getirecek. Bu çalışma aynı zamanda embriyoların genlerine müdahale ederek –bakış açınıza göre heyecan verici ya da endişe verici olabilir– kalıtsal hastalıkları ortadan kaldırma olasılığı da sunuyor.

Daha hızlı yaşanan bir gelişmede ise araştırmalar, en inatçı kanserlere karşı özelleştirilmiş tedaviye doğru giden yola ışık tutuyor. Geçen ilkbaharda ABD Ulusal Kanser Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, metastaz yapmış meme kanseri hastası Judy Perkins’in tümörlerine kendi bağışıklık sistemi hücreleriyle saldırılarak yapılan deneysel tedavinin ardından hastanın dramatik kurtuluş öyküsünü açıkladılar. Bağışıklık tedavisinin öncüsü Steven Rosenberg’ün liderliğinde çalışan ekip, mutasyonları analiz etmek için hastanın tümör DNA’sını diziledi. Ayrıca tümörü infiltre eden ve lenfosit adı verilen bağışıklık hücrelerinden örnekler alıp hangilerinin tümörün genetik kusurlarını saptadığına da baktılar. Başarılı lenfositlerden milyarlarcasını üreten biliminsanları, kontrol noktası engelleyicisi pembrolizumab ile birlikte bunları Perkins’e damardan enjekte etti. İki yıl sonra, Floridalı emekli mühendis Perkins’te kansere dair hiçbir iz kalmamıştı.


UK Biobank’ta –80°C’ye kadar soğutulan dondurucu tepsilerinde 500 bini aşkın kişiden toplanan kan, idrar ve salya örnekleri depolanmış. Biliminsanlarının genetik varyantlar ve hastalık arasındaki ilişkiyi bulmakta kullandığı örnekler bir robot tarafından durduğu yerden alınıyor. Bazı katılımcılara uygulanan MRI’dan alınan üçboyutlu görseller (üstte), deri altındaki subkutan yağı mavi, organların çevresindeki viseral yağı kırmızı olarak gösteriyor. Viseral yağ hastalıklarla ilişkilendiriliyor.

Tek bir başarı öyküsü elbette tıbbi bir devrim yaşandığı anlamına gelmiyor. Rosenberg’ün deneyine katılan hastaların ikisi ölmüş. “Ben küçük bir umut ışığıyım,” diyor Perkins. “Bağışıklık sistemini dizginlemek için çok daha fazla umut ışığına ihtiyacımız var.” Ezber bozan şey, bu tedavi değil de bu tedavinin hassas tıbbın gücü konusunda ortaya koydukları olabilir. Kişide kanseri tetikleyen mutasyonlar, aynı zamanda onu yok eden şey de olabilir.

Otuz yıl önce biliminsanları, genetik kodumuzu çözüp DNA’mızdaki 3,2 milyar bileşen çiftini dizilemenin olanaksız olduğuna inanıyordu. “Sanki hikâye anlatıyormuşsunuz gibi bir şeydi,” diyor Kurzrock. “Yaygın inanç böyle bir şeyin asla gerçekleşmeyeceği yönündeydi. Asla! Oysa 2003’te artık ‘asla’ diye bir şey yoktu.”

İnsan Genomu Projesi’nin tek bir genomu dizilemesi 13 yıl sürmüş, kabaca bir milyar dolara mal olmuş ve altı farklı ülkeden biliminsanı bu projede çalışmıştı. Günümüzde dizilemenin maliyeti bin dolar civarında. Son teknoloji makineler sonuçları bir günde veriyor. Sofistike moleküler analizlerle birlikte kullanılan teknoloji, her bir insan bedenini özgün kılan olağanüstü biyokimyasal varyasyonlara ışık tutuyor.

Biliminsanlarının bu farklılıklar konusunda yaptığı keşifler arttıkça, geleneksel tıp da o oranda kabataslak kalıyor. Herkes için aynı ilaç tarzı reçeteleri ele alalım. Statin veya kortikosteroid gibi popüler ilaçları alanların çoğu bunların yararını görüyor. Ama genom bilimi, birçok kişiye yarar sağlamadıklarını da ortaya koyuyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi, özel gen varyasyonlarına sahip insanlarda yaygın olarak reçetelendiriliş şekliyle işe yaramayabilecek yüz kadar ilaç belirledi.

Devamını National Geographic Türkiye Ocak 2019 Özel Tıp Sayısı’nda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA