EYLÜL SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Cennet Bulundu

Jeremy Berlin

Stefano Unterthiner

29.1.2015

Cennet Bulundu

Doğa korumacılıktan çok kültürüyle tanınan İtalya’nın en eski koruma alanı Gran Paradiso’daki karlı doruklar, Graian Alpleri’nin tepelerindeki sakin gölün sularına yansıyor...

Bir zamanlar kraliyet ailesinin avlanma  alanı olan Gran Paradiso Ulusal Parkı, İtalya’nın yabanıl benliğini koruyor.

Kuzey İtalya’nın arduvaz çatılı Degioz Köyü’nde serin bir yaz sabahı. Espresso makinelerinin vınlayarak çalıştığı, tatlıların şekerli kokusunun havayı sardığı küçük bir kahvede Luigino Jocollè, saçlarına kır düşmüş dört adamla birlikte oturmuş, yöreden havadisler veriyor. Arada kapuçinolarını yudumluyorlar. Konuştukları konu spor ya da siyaset değil.

“Üç yuva!” diyor Jocollè heyecanla. Arkadaşları aralarında mırıldanıp başlarıyla onaylıyorlar onu. “Bir kilometre içerisinde üç yuva! İnanılmaz.”

Sohbet konusu, komşuları! Bir çift sakallı akbaba –ki, en sonuncu bireyin Alpler’de yok olmasının 100 yıl ardından yabanıl doğada yeniden ürüyorlar– iki çift kaya kartalının yakınlarına yerleşmiş. Muhteşem bir türün geri dönüşü ve birbirine yakın yaşayan iki büyük yırtıcının varlığı dünyanın pek çok yerinde büyük sevinç yaratır. Oysa yaban hayatı ve kültürün ölçülü bir denge içinde varlık gösterdiği Gran Paradiso Ulusal Parkı’nda bu, gündelik hayata dair bir konu.

Gran Paradiso, İtalya’nın en eski ulusal parkı. 1922’de kurulan park, devasa ulusal parklarıyla ünlü ABD’deki örneklerle karşılaştırıldığında oldukça küçük. Graian Alpleri’ndeki 71 bin hektarlık bu alan, ülkenin dağlık kuzeybatı köşesindeki Piemonte ve Aosta vadilerine yayılıyor. Ama sınır olduğu Fransa’nın Vanoise Ulusal Parkı ile birlikte ele alındığında, Batı Avrupa’nın koruma altındaki en büyük bölgelerinden birini oluşturuyor.

Stefano Unterthiner

Kışın geç yağan kar Valsavarenche Vadisi’nin kayalık yamaçlarından aşağı şelale gibi dökülüyor. Gran Paradiso’da yıkıcı çığlar çok nadir görülüyor. Ancak 2008 yılında yaşanan bir çığda park içinde yer alan iki köydeki bazı evler tahrip olmuştu.

Stefano Unterthiner

Sonbahar renklerine bürünmüş ormanda bir tilki pusuya yatmış. Tüm tilkiler gibi Gran Paradiso’dakiler de ortama uyum sağlayan, fırsatçı hayvanlar. Balık yakalıyor, tavşan avlıyor ya da piknik artıklarıyla besleniyorlar.

Stefano Unterthiner

Gran Paradiso Dağı, bulut kümesinin ardından yükselirken, sarı gagalı dağ kargası sıcak hava akımlarında ve yükselen havada süzülüyor. Park yüz kadar kuş türüne ev sahipliği yapıyor.

Stefano Unterthiner

Yükseklerde gezinen çengelboynuzlu dağkeçileri ilkbaharda yavruluyor. Hâlihazırda Gran Paradiso’daki sayıları 8 bin civarında.

Stefano Unterthiner

İlkbaharda, erkek dağkeçileri bir metreyi aşkın boynuzlarını kilitleyip hiyerarşiyi belirliyorlar.

Stefano Unterthiner

Aosta Vadisi’ndeki donmuş bir çayırda bir çift tilki ayağa kalkmış, birbirlerine karşılıklı dişlerini gösteriyor. Tilkilere özgü bu selamlaşma biçimi hem dostlara hem de düşmanlara uygulanıyor. Ancak kışın ilk aylarında, çiftleşme mevsiminin başlamasından birkaç hafta önce bu tür tilki danslarına daha sık rastlanıyor.

Stefano Unterthiner

Cogne Vadisi’nde Tribolazione (Keder) Buzulu 4061 metrelik Gran Paradiso Dağı’ndan aşağıya doğru iniyor. Gran Paradiso Ulusal Parkı’ndaki 59 buzul, son Buzul Çağı’ndan bu yana giderek küçülüyor. Küresel ısınma nedeniyle artık hızla eriyorlar.

Stefano Unterthiner

Bembeyaz kar kaplı Valsavarenche Vadisi’nde kuru ağaç ve yalnız bir çengelboynuzlu dağkeçisi. Çengelboynuzlu dağkeçileri yazın taze otla besleniyor. Kışın liken, çalı ve yosun da gıdaları arasına ekleniyor.

Stefano Unterthiner

Rengi normalde kızıl–kahve olan kakım, soğuk havalarda kışlık beyaz postuna bürünüyor.

Stefano Unterthiner

Bir yaz gecesi, yavaş yavaş yaban çiçekleriyle dolu dağlık meralara iniyor. Kalabalık bir kıtanın hareketli bir ülkesinde kurulmuş olan Gran Paradiso’nun el değmemiş coğrafyası pastoral bir vaha.

Torino’dan arabayla bir saatlik bir yolculukla oraya varıyorsunuz ve hedefe ulaştığınızı hemen anlıyorsunuz. Otoyol virajlanarak dimdik yukarılara doğru tırmanıyor. Karlı doruklar, engebeli araziye yayılmış meralar, nehirler ve buzullar tarafından oyulmuş karaçam kaplı vadiler... Sürekli su sesi... Nefis bir çam kokusu, üstelik her yerde... İtalyanların “büyük cennet” adını verdiği park, uygar Avrupa’nın ortasında yeryüzünde bir Cennet Bahçesi gibi yeşeriyor.

Ancak insan eli de değmiş bu coğrafyaya. Ve geriye eskisiyle yenisiyle sayısız parmak izi bırakmış: Neolitik dönemden şekiller kazınmış kayalar, Roma kalıntıları, ortaçağ şatoları, güneş panelleri ve hidrolik barajlar... II. Dünya Savaşı’ndan bu yana birçok insan şehirlerde iş bulmak için bölgeyi terk etmiş. Ama parktaki 13 belediyede halen 8 bin 400 kişi yaşıyor ve bu insanlar bu coğrafyayı 50 memeli türü, yüzün üzerinde kuş türü ve yaklaşık bin çeşit bitki ve çiçekle paylaşıyor. Tabii bir de her yıl gelen yaklaşık 2 milyon turist var. 

Kendisiyle aynı adı taşıyan 4 bin metrelik dağın egemenliğindeki Gran Paradiso, bugün yaban hayatı korumacılığı, bilimsel araştırma ve kültürel korumanın yüksek rakımlı merkezi. Parkın ironik öyküsü 19. yüzyıl sonlarında başlıyor. Öykünün başlamasına neden olan şey mi? Bir dağkeçisi.

Torino Üniversitesi Zooloji profesörü Pietro Passerin d’Entrèves, “Alp dağkeçisi olmasaydı Gran Paradiso da olmazdı,” diyor. Pietro, büyük büyük dedelerinin ta 1270’ten bu yana yaşadığı bölge konusunda doğal olarak uzman bir tarihçi aynı zamanda. Bulutlu bir günde, parkın gayriresmi merkezi Cogne’de bir tabak gnocchi eşliğinde geçmişten söz ediyor.

Dağkeçisinin, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar eti, boynuzu, kanı (cinsel gücü artırdığına inanılıyordu) ve batıl inanç sahiplerinin muska yaptığı kemiği için avlandığını söylüyor. 1821’e gelindiğinde geriye kalan keçi sayısı ancak 50 kadar. Koruyucu önlemlerin başarısızlığa uğramasının ardından, II. Victor Emmanuel 1856’da türü –kendi zevki için– korumak amacıyla bir kraliyet koruma alanı kuruyor. Çünkü, kral avlanmayı seviyor ve bu zarif keçi de onun favori hayvanı... Kısa süre içinde yürüyüş yolları açılıyor, konaklama alanları inşa ediliyor ve bölge köyleri de bu yeni bölgenin içinde kalıyor. Avcılar ve yasadışı avlananlar korucu olarak tutuluyor. Kralın yıllık av partisini organize etmeleri için yöre sakinlerine para ödeniyor.

Ve III. Victor Emmanuel’in tahta geçtiği 1900 yılına gelindiğinde keçi nüfusu, sayıları 2 bini bulacak kadar toparlanmış oluyor. Ancak o dönemde Avrupa artık savaş girdabına yuvarlanmış durumda ve yeni kralın avlanacak zamanı yok. Bu nedenle kral 1920’de av alanını gerçek bir koruma alanına dönüştürerek devlete bağışlıyor. İki yıl sonra da alana ulusal park statüsü veriliyor...

Parkın yaratılması, devlet ile toprak sahipleri arasında anlaşmazlıklar yaşanmasına yol açmış olsa da artık dağkeçisinin yasadışı avı gündem oluşturmuyor. Son 10 yılda raporlara geçen ancak bir avuç olay var. Çünkü günümüzde yerel ekonomi ekoturizme dayanıyor ve çünkü beş vadiye yayılan 71 bin hektarlık alanda 58 korucu devriye geziyor.

Giovanni Bracotto da bu koruculardan biri. Güneşin son bulut kalıntılarını dağıttığı bir sabah eski bir av yolunu izleyerek çamla kaplı Valsavarenche Vadisi’nden kayalık Nivolet Platosu’na doğru tırmanıyor. Hüzünlü bir yüze sahip, irikıyım bir adam Bracotto. Geçitte durarak yamaçlarda ve üst kesimlerdeki meralarda göze çarpan taş ahırların kalıntılarını gösteriyor. “Yüz yıl önce,” diyor, “burada ekonomi tarıma dayalıydı. O zamanlar otlar daha besleyici olduğu için süt daha iyiydi, yaz peyniri de. Ama artık çok şey değişti.”

Korucuların işi de bu değişime dahil. Gündoğumundan günbatımına kadar –her biri farklı bir bölgeye dağılıp– yolları onarıyor, yürüyüş yapanlara yardımcı oluyor ve parkın (küçülmekte olan) 59 adet buzulunu gözlemliyorlar. Ayrıca yaban hayatına da göz kulak oluyorlar.

Küresel konumlandırma sistemi, tablet, teleskop ve termal kamera kullanan Bracotto ve ekibi, dağkeçilerini ve burada yaşayan bir diğer keçi türü olan çengelboynuzlu dağkeçilerini etiketleme, tasma takma ve sayım konusunda parkın bilim insanlarına yardımcı oluyorlar. Geçtiğimiz Eylül’de yaptıkları dağkeçisi sayımı –2 bin 772– yirmi yıllık bir eğilimin doğruluğunu kanıtlıyor. Konu parkın simge hayvanına gelince, Gran Paradiso’da mutlaka bir problem yaşanıyor.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Şubat sayısında veya iPad-iPhone edisyonunda okuyabilirsiniz.


Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Stefano Unterthiner

Kışın geç yağan kar Valsavarenche Vadisi’nin kayalık yamaçlarından aşağı şelale gibi dökülüyor. Gran Paradiso’da yıkıcı çığlar çok nadir görülüyor. Ancak 2008 yılında yaşanan bir çığda park içinde yer alan iki köydeki bazı evler tahrip olmuştu.

Stefano Unterthiner

Sonbahar renklerine bürünmüş ormanda bir tilki pusuya yatmış. Tüm tilkiler gibi Gran Paradiso’dakiler de ortama uyum sağlayan, fırsatçı hayvanlar. Balık yakalıyor, tavşan avlıyor ya da piknik artıklarıyla besleniyorlar.

Stefano Unterthiner

Gran Paradiso Dağı, bulut kümesinin ardından yükselirken, sarı gagalı dağ kargası sıcak hava akımlarında ve yükselen havada süzülüyor. Park yüz kadar kuş türüne ev sahipliği yapıyor.

Stefano Unterthiner

Yükseklerde gezinen çengelboynuzlu dağkeçileri ilkbaharda yavruluyor. Hâlihazırda Gran Paradiso’daki sayıları 8 bin civarında.

Stefano Unterthiner

İlkbaharda, erkek dağkeçileri bir metreyi aşkın boynuzlarını kilitleyip hiyerarşiyi belirliyorlar.

Stefano Unterthiner

Aosta Vadisi’ndeki donmuş bir çayırda bir çift tilki ayağa kalkmış, birbirlerine karşılıklı dişlerini gösteriyor. Tilkilere özgü bu selamlaşma biçimi hem dostlara hem de düşmanlara uygulanıyor. Ancak kışın ilk aylarında, çiftleşme mevsiminin başlamasından birkaç hafta önce bu tür tilki danslarına daha sık rastlanıyor.

Stefano Unterthiner

Cogne Vadisi’nde Tribolazione (Keder) Buzulu 4061 metrelik Gran Paradiso Dağı’ndan aşağıya doğru iniyor. Gran Paradiso Ulusal Parkı’ndaki 59 buzul, son Buzul Çağı’ndan bu yana giderek küçülüyor. Küresel ısınma nedeniyle artık hızla eriyorlar.

Stefano Unterthiner

Bembeyaz kar kaplı Valsavarenche Vadisi’nde kuru ağaç ve yalnız bir çengelboynuzlu dağkeçisi. Çengelboynuzlu dağkeçileri yazın taze otla besleniyor. Kışın liken, çalı ve yosun da gıdaları arasına ekleniyor.

Stefano Unterthiner

Rengi normalde kızıl–kahve olan kakım, soğuk havalarda kışlık beyaz postuna bürünüyor.

Stefano Unterthiner

Bir yaz gecesi, yavaş yavaş yaban çiçekleriyle dolu dağlık meralara iniyor. Kalabalık bir kıtanın hareketli bir ülkesinde kurulmuş olan Gran Paradiso’nun el değmemiş coğrafyası pastoral bir vaha.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA