EYLÜL SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Biri Sizi Gözetliyor

Robert Draper

Toby Smith

31.1.2018

 

Biri Sizi Gözetliyor

İki güvenlik kamerası operatörü, Islington’ın kumanda odasındaki ekranların önünde ilçenin kapsamlı kamera ağından gelen görüntüleri izliyor. Londra’daki yaygın videolu gözetim, 2005 yılında teröristlerce gerçekleştirilen ve 52 kişinin ölümüne neden olan bombalama olayının çözüme kavuşturulmasına yardımcı olmuştu.

Uydular, güvenlik kameraları ve akıllı telefonlar her dakikamızı kayıt altına alıyor. Teknoloji ve giderek artan güvenlik talebimiz hepimizi gözetim altına soktu. Peki ya özel hayat? Artık anılarda mı kalacak?

Londra’nın kuzeyi; Islington ilçesi. Bir cumartesi sabahı, saat 10.30 civarı. Mopetli iki adam Upper Sokağı’ndaki alışveriş koridorunda son hız ilerliyor. Kaskları, eldivenleri ve ceketleriyle insandan çok video oyunlarındaki çılgın tiplere benziyorlar. Trafikte ilerleyen araçların arasından, iki katlı otobüslerin etrafından kamikaze süratiyle geçiyorlar. Yakınlaşmaları sürücüleri irkiltiyor. Motosikletlerini şaha kaldırıyor, kalabalık cadde boyunca hız yaparak sekiz çiziyorlar. Sanki eğlenceden daha fazlasının peşindelermiş gibi bir izlenim veriyorlar.

Üç–dört dakika sonra birden, evlerin bulunduğu sakin ve ağaçlık bir sokağa sapıyorlar. Kaldırıma çıkıp kontağı kapatıyorlar. Motorlarından iniyor ve başlarında kasklarıyla uzun bir muhabbete koyuluyorlar. Bu konuşmanın konusunu yalnızca onlar biliyor. Ancak olasılıkla bilmedikleri bir şey var: İki kilometre kadar ötede, penceresiz bir odada oturan iki adam onları izliyor.

“Tekrar yola koyuldular,” diyor Sal, Eric’e.

Islington kapalı devre güvenlik kamerası kumanda odasındaki uzun masada birbirlerinden üç metre arayla oturuyorlar. Havadan sudan konuşmalar yapmıyorlar. İki motorcu yeniden yola koyulunca, Sal bilgisayarının klavyesine bir şeyler yazarak 10. Kamera’dan gelen görüntüleri ekranında açıyor. İşte motorlular yeniden görüntüde; Upper Sokağı’nda uçarcasına ilerliyorlar. Sal’ın görüntüsünden çıktıklarında, Eric hemen 163. Kamera’da saptıyor onları. Bir kumanda koluyla zum yaparak mopedin arka kısmına plaka okunaklı hâle gelene kadar yakınlaşıyor. Sal, “Upper Sokağı’nda motosikletlerini şaha kaldıran iki şüpheliyi” telsizle karakola haber veriyor.

Önlerinde 16 monitörden oluşan dev bir ekran var. Islington’ın 180 kapalı devre güvenlik kamerasından canlı görüntüler aktarıyor. Görüntülü kanıtlara bakılırsa o cumartesi sabahı oldukça sakin geçiyor. (Oysa ki hafta başında genç bir adam evinde bıçaklanarak öldürülmüş, bir diğer adam da “intihar köprüsü” olarak adlandırılan Archway Caddesi’ndeki üstgeçitten atlayarak intihar etmişti.) Günün ilerleyen saatlerinde, Finsbury Parkı’ndaki kameralar bir festivale katılan 35 bin kişi üzerinde saatler boyunca gezinerek yankesicileri, sarhoş olup kavga çıkaranları, çeşitli küçük suçların faillerini arayacak.

Şu anda Islington’daki yegâne aksiyon bu iki motosikletli. Sal ile Eric –Sal 15, Eric ise 4 yıldır bu işte çalışıyor– peşinde oldukları kişileri bir kameradan diğerine tekdüze bir rasyonellik içinde izliyor olsalar da, tansiyonlarının yükseldiğini neredeyse görebiliyorum. Ekrandaki görüntülerin Islington’ı bir yıldır etkisi altına alan çetenin iki üyesine ait olduğuna inanıyorlar. Yayaların telefonlarını kapıp, sonra da karaborsada satıyorlarmış. 233 bin kişinin yaşadığı ilçede bir hafta içinde bu türden yaklaşık 50 vaka yaşanıyormuş.


Yeryüzünü izlemek: Planet’ta uzman uzay aracı teknisyeni olarak çalışan Dino Bertolino, San Francisco merkezli şirketin Dove adını verdiği, fotoğraf makinesi donanımlı uydulardan birini taşıyor. Planet, saniyede iki fotoğraf çeken ayakkabı kutusu boyutundaki bu uydulardan yörüngeye 150’den fazla sayıda fırlatmış. Bu filo sayesinde şirket, hava koşullarının uygun olduğu durumlarda Dünya’nın tüm kara parçalarını tek bir günde fotoğraflayabiliyor. [Fotoğraf: Craig Cutler]

Oysa bu konuda deneyimi olmayan bir kişiye, motorluları suç işlerken yakalama olasılığının konuyla hiç ilgisi yokmuş gibi geliyor. Ben daha çok, her gittikleri yerde izlendiklerinden habersiz bu iki kişinin sıradan gösterisine kapılıyorum. Belki suçlular. Belki de sosyopatlar. Bizim yaptığımız gözetim bu konuları açıklığa kavuşturmuyor. Kesin olan tek şey şu ki, biz onları görüyoruz ama onlar bizi göremiyorlar. Bir avcının dürbünlü tüfeğinin hedefindeki geyik misali, savunmasızlıklarına dair hiçbir belirti göstermiyorlar. Bu anlamda tamamen korunmasızlar.

Aynı günün akşamı birkaç kilometre uzaklıkta, Güneybatı Londra’nın Vauxhall metro istasyonunun bulunduğu cadde üzerinde duran bir karavandayım. Hemen yanımda Haz adıyla bilinen hoşsohbet genç bir adam oturuyor. Önümüzdeki kapalı devre ekranlarda, bu civardaki iki gece kulübüne çevrilmiş 10 güvenlik kamerasından gelen görüntüler var.

Haz her ay birkaç hafta sonunu burada geçiriyor. Fire ve Lightbox adlı gece kulüpleri, müşterilerinin uyuşturucu alışverişleri yüzünden başlarının yasalarla belaya girmesinden çekindikleri için mobil güvenlik kamerası operatörü eski polis Gordon Tyerman’a ve elemanı Haz’a kalabalıklara göz kulak olma işini vermişler. Kulüp müşterilerinden bazıları arada sırada kameralardan birini fark ediyor ve Haz’ın görüş açısına havaya kalkmış bir orta parmak veya çıplak göğüsler giriyor. Bunun dışında kulüplere girip çıkan kadınlı erkekli binlerce genç, Haz için hiçbir şeyden haberi olmayan birer eğlence kaynağı.

“Şimdiye kadar yaptığım en iyi, en zevkli iş,” diyor Haz. “Önceden kestirmek olanaksız. Her şey sakin giderken birdenbire bir kavga çıkıveriyor.”

Haz on saat hiç ara vermeksizin gözleri müşterilere dikilmiş olarak karavanda oturuyor. Eğer bir uyuşturucu satışı veya kavga görürse telsizle kulübün güvenliğine haber veriyor. Uyuşturucu satıcılarının –çoraplarındaki kabarıklıklar ve artistik el değiştirme yöntemleriyle– güvenlik görevlilerinin varlığına rağmen ne kadar çekincesiz davrandıklarına hayret ediyor. “Onlara ‘nasıl bu kadar aptal olabilirsiniz?’ diye soruyoruz,” diye gülüyor. “Bunu bir cesaret sınavı olarak görüyorlar.”

Bu gece uyuşturucu satışı yok, kavga yok; yalnızca sarhoş gençlerin yaptığı sıradan saçmalıklar var. Kol kola girmiş hâlde caddenin ortasında sendeleyerek yürüyorlar. Birbirlerini itip kakıyorlar. Kaldırımlara kusuyorlar. Birdenbire yalnız kalınca gözyaşlarına boğuluyorlar. Bu iş sayesinde “paha biçilmez bir deneyim” kazandığını söyleyen Haz, aslında Vauxhall’da normal iş saatleri dışında çalışan, hiç kimsenin görmediği bir antropoloğun deneyimini ediniyor.

“Güvenlik kameralarında gördüğünüz bazı şeyler var ki,” diye şaşkınlığını dile getiriyor, “bunlar yetişkin davranışı olamaz dedirtiyor. Kim olduklarını unutmaya meyilliler.”

Gerçekten de kendilerini mi unutmaya meyilli oluyorlar, yoksa sadece kendilerini izleyen birinin olabileceğini mi düşünmüyorlar?


Gökyüzünü izlemek: İspanya merkezli Deimos Sky Survey’in üç teleskopu, civardaki göktaşlarını ve uydulara zarar verebilecek insan yapımı uzay atıklarını gözlemlediği sırada gökyüzünden bir uçak geçiyor. Cihazlar, uzay mühendisi Noelia Sánchez Ortiz ile gökbilimci ve gözlemevinin başkanı Jaime Nomen tarafından denetleniyor. [Fotoğraf: Luca Locatelli]

Avrupa’da otoriter rejimlerin hortladığı 1949’da, İngiliz yazar George Orwell’in distopik başyapıtı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ürkütücü bir uyarıyla piyasaya çıkmıştı: “Büyük Birader sizi izliyor.” Bu kavram ne kadar rahatsız edici olursa olsun, o yıllarda “izlemek” oldukça sınırlı bir işti. Aynı yıl, bir Amerikan şirketi ilk ticari kapalı devre güvenlik kamerası sistemini satışa çıkarmıştı. İki yıl ardından 1951’de, Kodak, halkın büyük hayranlığını kazanan Brownie seyyar kamerasını piyasaya sürmüştü.

Günümüzde internette yılda 2,5 trilyonu aşkın görsel paylaşılıyor ve bunun dışında bir de insanların kendilerine sakladığı milyarlarca fotoğraf ve video var. Bir telekomünikasyon şirketinin tahminlerine göre, 2020’ye gelindiğinde, fotoğraf çekebilen telefonu olan kişilerin sayısı 6,1 milyara ulaşacak. Bu arada her yıl tahmini 106 milyon yeni güvenlik kamerası satılıyor. Dünya üzerinde müşterilerine gözlerini dikmiş 3 milyon bankamatik var. Otomatik plaka okuma cihazı olarak bilinen on binlerce kamera, hız yapan sürücüleri ve park yasaklarını delenleri yakalamak, ve kimi zaman da –İngiltere’de olduğu gibi– suç işledikleri tahmin edilen şüphelilerin geliş gidişlerini izlemek amacıyla otoyolları gözlüyor. Sayıları tam olarak bilinmese de giderek artan beden kamerası kullanıcıları arasında artık yalnızca polisler değil, hastane çalışanları gibi güvenlik güçleri dışında kişiler de var. Kişisel izleme cihazları –kazaları kaydetmeye yönelik kullanılan araç panosu kamerası ile bisikletli kask kamerası, paket hırsızlarını yakalamak için objektifli kapı zilleri– giderek yaygınlaşıyor ve kent sakinlerinin gündelik savunma araçları arasında yer almaya başlıyor. Sayılarını bilmenin daha da zor olduğu ve çok daha rahatsız edici bir başka konu ise, hiçbir şeyden haberi olmayan yurttaşların yüz tanıma teknolojisiyle çekilen ve kontrolümüz dışında güvenlik güçleri ve özel sektör veritabanlarında depolanan milyarlarca fotoğraf.

Bunlar yalnızca görebildiğimiz “izleme” cihazları. Şu an gökyüzü drone’larla dolu. Bunların 2,5 milyonu 2016’da ABD’deki hobiciler ve işyerleri tarafından satın alındı. ABD hükümeti tarafından Yemen’deki teröristleri bombalamak, Meksika’dan ülkeye yasadışı göçmen girişini engellemek, Teksas’taki kasırga nedenli su taşkınlarını gözlemlemek ve Kuzey Dakota’da sığır hırsızlarını yakalamak için kullanılan insansız hava araçlarından oluşan donanım ise bu rakama dahil değil. Aralarında Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore’nin yer aldığı başka ülkeler tarafından kullanılan binlerce uçar casus cihazı da dikkate almıyor bu rakam.

Gök kubbenin ötesinden de izleniyoruz bir yandan. 1700’ü aşkın uydu gezegenimizi gözlüyor. Bazıları 500 kilometrelik mesafeden manda sürülerini ya da bir orman yangınının aşamalarını ayırt edebiliyor. Uzay boşluğunda bir kameranın deklanşörü işliyor ve işyerimizin bulunduğu bölgenin ayrıntılı bir görüntüsü hiç tanımadığımız birinin eline geçiyor. Bu arada asla göremeyeceğimiz objektifler tarafından günde belki de onlarca kez rahatsız edici derecede yakın plan fotoğrafımız çekiliyor ve asla öğrenemeyeceğimiz amaçlar için veritabanlarında depolanıyor. Akıllı telefonlarımız, internet araştırmalarımız ve sosyal medya hesaplarımız sırlarımızı ele veriyor. Privacy International yetkili müdürü Gus Hosein’e göre, “1800’lerde polis, aklınızdan neler geçtiğini öğrenmek istediğinde size işkence yapmak zorunda kalıyordu. Şimdi tüm bunları cihazlarınızdan elde ediyor.”


Atmosferi izlemek: ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait olan bu mini drone’lar (aslen aerodinamik devre kartları) havadan grup hâlinde atılmak üzere tasarlanmış. Kasırga gözlemi, sınır boylarında tuzak teli kurma, çiftçilere tarlaya tohum serpmede rehberlik etme gibi çeşitli işler için kullanılabiliyorlar. [Fotoğraf: Mark Thiessen]

Bu da –bir diğer İngiliz fütürist Aldous Huxley’nin kitabının adından alınma bir deyişle– bizim cesur yeni dünyamız. Onun gelişini görüyor olmamız ancak bir züğürt tesellisi, çünkü Carnegie Mellon Üniversitesi enformasyon teknolojisi profesörü Alessandro Acquisti’nin söylediğine göre, “özel hayatın korunmasında oynanan kedi–fare oyununda, verilerin konu aldığı kişi her zaman eli zayıf taraf oluyor”. Bu oyunu kabul etmek zorunda olmak moral bozucu bir durum. Ancak kişinin özel yaşamını aktif olarak korumaya çalışması daha da cesaret kırıcı olabilir. Teksas Üniversitesi Amerikan Araştırmaları profesörü Randolph Lewis, Under Surveillance: Being Watched in Modern America (Gözetim Altında: Modern Amerika’da İzlenmek) adlı yeni kitabında şöyle yazıyor: “Gözetleme, onun alttan alta etkisini hissedenler için aşırı yorucu oluyor: Sürekli tacizi, her yerde karşılaşılan gizemi ve bitmez tükenmez devinim, satın alma, olasılık çizelgeleriyle boğucu bir özellik kazanıyor.”

“Özel hayat arzusu,” diyor Acquisti, “tüm kültürlerde ve tüm zamanlarda insanlarda var olan evrensel bir özellik. Antik Roma ve Yunan’da, İncil’de, Kuran’da kanıtları var. Endişe verici olan şey, eğer hepimiz kişisel düzeyde özel hayat kaybından mağdur duruma düşüyorsak, toplum bir bütün olarak onun değerini ancak geri gelmeyecek biçimde kaybettiği zaman anlayacak.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Şubat 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA