EKİM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Katil Peşinde

David Quammen

Pete Muller

29.6.2015

Katil Peşinde

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki küçük bir köyde yaşayan avcı, hayvan avlarken takacağı maskeyi ayarlıyor. Virüslü orman hayvanlarının etinin tüketimi Ebola’nın insanlara geçme yollarından biri.

Ebola yok olmadı. Sadece saklanıyor. Bilim insanları ise katil tekrar saldırıya geçmeden önce onu durdurmanın peşinde.

Hiç kimse, Aralık 2013’te Batı Afrika ülkelerinden Gine’deki Méliandou Köyü’nde bir erkek çocuğu hastalandığında, bunun üç ülkeyi mahvedecek, dünyanın dört bir yanında endişe, korku ve tartışmalara yol açacak korkunç bir salgının başlangıcı olduğunu tahmin etmemişti.

Ve yine hiç kimse, birkaç gün içinde yaşamını yitiren bu çocuğun binlerce ölünün ilki olacağını da düşünmemişti. Adı Emile Ouamouno’ydu. Hastalık belirtileri şiddetliydi –yüksek ateş, siyah dışkı, kusma. Ancak bu sayılanlar sıtma dahil diğer bazı hastalıkların da belirtisi olabilirdi. (Acı gerçek şu ki, Afrika köylerinde nedeni belirsiz ateş ve ishalli hastalıklar sonucu ölüm, çocukların başına çok sık gelen bir şey.) Ancak bu örnekte kısa süre sonra çocuğun ablası da yaşamını yitirdi. Onu annesi, büyükannesi, köy ebesi ve bir hemşire izledi. Bulaşıcı hastalık, Méliandou’dan Gine’nin güneyindeki diğer köylere yayıldı. Ve tüm bunlar, Gine ile dünyanın diğer ülkeleri arasındaki elektronik posta trafiğinde Ebola kelimesinin dikkat çekmeye başlamasından üç ay önce yaşandı. Gerek Gine’nin başkenti Konakri’deki halk sağlığı yetkilileri gerekse yurtdışından gelen virüs hastalıkları takipçileri Emile Ouamouno öldüğü sırada Méliandou’da değildi. Orada olsalardı ve bunun Ebola salgınının ilk vakası olduğunu anlasalardı, büyük bir bilinmeze zamanında dikkat çekebilirlerdi: Bu çocuk nasıl hastalanmıştı? Ne yapmıştı, neye dokunmuştu, ne yemişti? Ebola virüsü bedenindeyse, oraya nereden gelmişti?

Ebola virüsünün, ilk ortaya çıktığı 40 yıl kadar öncesinden bu yana en şaşırtıcı yönlerinden biri de bazen yıllar boyunca ortadan yok olması. 1976 yılında dönemin Zaire’sinde (günümüzde Kongo Demokratik Cumhuriyeti) yaşanan salgın ve yine aynı dönemde Sudan’ın güneyinde (günümüzde Güney Sudan) yakın akraba bir virüsün yol açtığı salgından bu yana, büyük–küçük tüm Ebola salgınları düzensiz aralıklarla oluştu. On yedi yıllık bir dönem boyunca (1977–1994) Ebola virüsü enfeksiyonundan tek bir insan dahi ölmedi. Ebola, insanlar arasında göze batmadan dolaşıp hafif baş ağrısı ve burun akıntısına yol açan kendi halinde bir mikrop değil. Eğer o 17 yıl boyunca insan popülasyonlarında dolaşıyor olsaydı mutlaka haberimiz olurdu.

Sierra Leone'nin başkenti Freetown yakınlarındaki Hastings Ebola Tedavi Merkezi'nin duvarına tırmanmaya çalışan hezeyan içindeki adam görevliler tarafından yerden kaldırılıyor. Hasta, on iki saat sonra yaşamını yitirdi ve sayıları 10 bini aşan kurbanlar arasına katıldı.

Bir canlının içinde olmadığı sürece virüsün uzun süre hayatta kalması ya da çoğalması olanaksız. Yani bir konakçıya ihtiyacı var. Bedeni, virüsün yaşam döngüsü için gerekli ortam olarak işlev gören ve hücre aygıtı içinde virüsün üremesine olanak veren bir tür hayvan, bitki, mantar ya da mikrop olabilir bu konakçı. Bazı zararlı virüsler hayvanlarda yaşıyor ve ancak arada sırada insanlara geçerek bilim insanlarının zoonoz olarak tanımladığı hastalıklara yol açıyor. Ebola da bir zoonoz. Üstelik kötü ve şaşırtıcı bir türü. İnsan kurbanlarının çoğunu kısa sürede öldürüyor, bazılarını da ölümün kıyısına sürüklüyor, sonra da ortadan yok oluyor. Peki ama salgına yol açmadığı dönemlerde sessiz sedasız nerede saklanıyor?

Şempanzelerde ve gorillerde saklanmadığı açık; saha araştırmaları Ebola’nın genelde onları da öldürdüğünü gösteriyor. İnsanlarda Ebola salgınları görüldüğü sıralarda eşzamanlı olarak şempanzeler ve goriller arasında da toplu ölümler yaşandı ve bazılarının ölülerinde yapılan testler virüs açısından pozitif çıktı. Nitekim, maymun ölülerini yiyecek olarak toplamak da insanların kendilerine Ebola bulaştırma yollarından biri. Yani Afrika maymunlarının Ebola’yı barındırıyor olma olasılığı çok zayıf. Çünkü onları da yıkıp geçiyor. Bu durumda başka bir yerde saklanıyor olmalı.

Zoonoz virüsün genelde hiçbir semptoma yol açmaksızın uzun süre bedeninde yaşadığı canlıya rezervuar konakçı adı veriliyor. Maymunlar sarı humma virüsü için rezervuar konakçı işlevi görüyor. Pteropus cinsinden Asya meyve yarasaları, 1998–1999 yıllarında Malezya’da yaşanan salgında 100’ün üzerinde insanın yaşamını yitirmesine neden olan Nipah virüsünün rezervuarı. Meyve yarasaları Avustralya’da Hendra virüsünün de konakçısı. Yarasalardan atlara geçen bu virüs de yıkıcı sonuçlar doğuruyor, sonra da at bakıcılarına ve veterinerlere bulaşarak ölümlere yol açıyor. Virüsün rezervuar konakçısından bir başka canlıya atladığı bu geçiş olayına taşınma adı veriliyor.

Pete Muller

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Orientale bölgesine bağlı küçük bir köydeki orman hayvanı avcıları maymun ve şempanze avlarken giydikleri geleneksel av maskelerini yapmak için bir ağacın dış kabuğunu soyuyor.

Pete Muller

Dikiş dikmek genelde kadınların işi ama buradaki orman hayvanı avcıları ağaç kabuğundan kamuflaj giysilerini kendileri kesip dikiyorlar. Sonra da ağaç reçinesi ile üzerine benekler çiziyorlar.

Pete Muller

Maymunların yaşadığı bölgeye gün doğmadan önce ulaşmak isteyen avcılar erkenden yola koyulmuş.

Pete Muller

Kamuflaj giysileri içindeki iki avcı Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin kuzeydoğu kesimindeki bir ormanda maymun kovalıyor. Avlanmanın temel nedeni her zaman yiyecek arayışı değil. Orman hayvanlarının etini satmak günlük harcamaların yanı sıra eğitim ve sağlık için de kaynak yaratıyor.

Pete Muller

Yalala Therese, yası tutulmak üzere cesedi eve getirilmiş ağabeyinin yanında uzanıyor. Ağabeyi Ebola’dan ölmemiş. Ama ölüm nedeni bu olsaydı böylesine yakın bir temas –ki bu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde olduğu kadar Batı Afrika’da da yaygın bir gelenek– enfeksiyon tehlikesine yol açardı.

Pete Muller

Ebola salgınları, fotoğrafta görülen Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki köy gibi, birbirine kötü yollar ve patikalarla bağlanan izole köylerde ortaya çıkıyor genellikle. Batı Afrika’da 2014 yılında yaşanan salgınsa farklıydı ve hızla şehirlere yayılmıştı.

Pete Muller

Freetown'da, Ebola kuşkusuyla karantina altına alınmış çocuklar iple çekilmiş sınıra aldırmayıp komşu kadın ve bebeğiyle selamlaşıyorlar.

Pete Muller

Freetown’daki çift, görevliler bir günlük bebeklerinin cesedini götürürken yas tutuyor. Çocuk olasılıkla faklı nedenlerden ölmüştü ama yetkililerin emriyle en çok etkilenen bölgelerdeki tüm ölümler Ebola vakası olarak ele alınıyordu.

Pete Muller

Freetown'da yaslı kalabalığa sıkı güvenlik önlemleri uygulayan resmi ekip tarafından gömülecek kişi için kısaca dua etme olanağı verilmiş.

Pete Muller

Freetown King Tom Mezarlığı’ndaki mezar kazıcılar uzun ve korkunç bir günün ardından mola vermiş. Salgının doruğa ulaştığı Kasım 2014’te mezarlıkta günde ortalama 50 kişi gömülüyordu.

Pete Muller

Freetown yakınlarındaki Hastings merkezinde haftalarca kalan Molai Kamara kendisini bir anda dünyada yapayalnız bulmuş. Doktorlar, tüm ailesini Ebola salgınında yitirdiğini söylüyor. Molai virüsten arınmış olmasına rağmen hâlâ yaralarından dolayı acı içinde.

Pete Muller

Uzmanlar, Angola serbest kuyruklu yarasasının Ebola rezervuarı olup olmadığını merak ediyor. Bunun nedeni ilk hasta Emile Ouamouno adlı çocuğun, Gine’de, Méliandou Köyü’nde yarasaların yuvalandığı bir ağaçta oynamış olabileceği.

Pete Muller

Emile’in babası yaşamını yitiren aile bireylerinin fotoğraflarını gösteriyor.

Pete Muller

Méliandou’daki şifacı, bir kızın içinden şeytan çıkarmaya hazırlanıyor. Yaygın inanç, Ebola da dahil (küçük kızda virüs yok) birçok hastalığın büyücülük ve kötü ruhlar yüzünden ortaya çıktığı yönünde. Bazı geleneksel uygulamalar sırasında yaşanan temas virüsün yayılmasında rol oynuyor.

Pete Muller

Leendertz, küçük bir yarasa türü olan Angola serbest kuyruklu yarasasının Fildişi Kıyısı köylerinden birindeki evin çatısında bulunan yuvalanma alanını inceliyor.

Pete Muller

Köy evinin tavan arasında yuvalanmış Angola serbest kuyruklu yarasaları beslenmek için günbatımında dışarı çıkıyor. Pencerelerden birini kullanan Leendertz, kendi imalatı plastik kanaldan geçip fıçıda toplanmalarını sağlıyor ve kan örneği alma olanağı elde ediyor.

Pete Muller

Yüksek lisans öğrencileri Leonce Kouadio ve Ariane Düx böcekçil bir yarasadan kan örneği alırken iğneyi kendilerine batırmamaya, Ebola ve başka hastalıklara maruz kalma potansiyeli yaratmamaya çalışıyorlar.

Pete Muller

Ebola’nın saklandığı yeri bulma arayışındaki Fabian Leendertz, Angola serbest kuyruklu yarasasından kan ve doku örneği alıyor.


Ebola’nın rezervuar konakçısına gelince... Siz de kaynağın burada da meyve yarasası olduğunu duyanlar arasındaysanız eğer, saptırılarak gerçekmiş gibi ortaya sürülen bir varsayıma kulak vermişsiniz demektir. Neden mi? Çünkü, bazı korkusuz bilim insanlarının tüm çabalarına rağmen, Ebola virüsünün izi doğadaki kaynağına kadar henüz sürülemedi.

“İnsanlara bulaşmadığı zaman nerede?” diye soruyor Karl M. Johnson, bir süre önce yaptığımız görüşmede. Johnson tanınmış bir virolog, Ebola araştırmasında bir öncü, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ndeki (CDC) Viral Özel Patojen Şubesi eski başkanı. Ve aynı zamanda da, 1976’da Zaire’de yaşanan o ilk salgında uluslararası müdahale ekibinin başkanlığını üstlenen isim. Ayrıca bir CDC laboratuvarında virüsü izole eden, bilim dünyası açısından yeni olduğunu ortaya çıkaran ve Zaire’deki bir nehre –Ebola Nehri– atfen adını koyan ekibin de başkanı.

Johnson daha o zamanlar virüsün doğadaki saklanma yerinin neresi olabileceğini merak etmiş. Ancak Ebola salgınları sırasında insani yardım konusundaki aciliyet, viral ekoloji araştırmalarını güçleştiriyor ve sevimsiz kılıyor. Afrikalı bir köylüyseniz eğer, sevdikleriniz ceset torbalarına koyulup götürülürken beyaz tulumlara bürünmüş yabancıların metodik olarak küçük memeli hayvanları kesip biçtiklerini görmek istemezsiniz. Özetle, Johnson, ilk salgının 39 yıl ardından, hakkında ufak tefek şeyler öğrenmiş olsak da, rezervuar konakçının kimliğinin “halen büyük bir soru işareti olmayı sürdürdüğünü” söylüyor.



Yarasa Sağanağı

Berlin Robert Koch Enstitüsü’ne bağlı olarak çalışan, özellikle Batı Afrika’da olmak üzere doğadaki öldürücü zoonozları inceleyen Fabian Leendertz, Gine’nin güneyindeki toplu ölümlerin Ebola’ya bağlı olduğu söylentisi yayılmaya başlayınca, Nisan 2014’te, bir araştırma ekibiyle birlikte bölgeye gitti. Hastalık ekoloğu ve veteriner Leendertz, şempanzeler ve diğer bazı hayvanlarda görülen salgınları araştırmak amacıyla 15 yıldır çalışmalar yaptığı Taï Ulusal Parkı’ndan (Fildişi Kıyısı) hareket etti ve karayoluyla Gine’ye ulaştı. Beraberinde teçhizat ve insan dolu üç büyük araç ve iki de soru vardı. Şempanzeler ya da diğer yabanıl hayvanlar arasında toplu ölümler olmuş ve ete aç insanlar hayvanların enfeksiyonlu ölü bedenlerinden mikrop kapma riskine mi maruz kalmıştı? Ya da ne olduğu bilinmeyen Ebola rezervuar konakçısının ilk insan kurbanla doğrudan teması mı olmuştu? Leendertz o sırada henüz Emile Ouamouno’yu duymamıştı. Yetkililerle ve yöre sakinleriyle konuşan, iki orman koruma alanında yürüyerek planlı araştırmalar yapan ekip, şempanzeler veya diğer büyük memeliler arasında sıradışı ölümler olduğuna dair ne bir tanıklık ne de fiziksel kanıt bulmuştu. Ardından dikkatlerini Méliandou’ya çevirmiş ve köy sakinlerinden, içi yarasa dolu bir ağaç kovuğuyla ilgili ilginç öyküyü duymuşlardı.

Bu ağaçta yuvalananlar, alacakaranlıkta meyve yemek için, gece kargaları misali görkemle uçuşan büyük yaratıklar değildi. Bunlar, hızlı uçan, ekolokasyon yapan ve böcek yiyen o küçük yarasalardandı. Yöre sakinleri tarafından lolibelo olarak adlandırılıyorlardı. Fare kadar boldular ve kokuyorlardı. Arka bacaklarını aşan uzunlukta hareketli bir kuyrukları vardı. Köylülere fotoğraflar gösterip hayvanı tarif ettiren Leendertz’in ekibi, büyük olasılıkla Angola serbest kuyruklu yarasasından (Mops condylurus) söz ediyor olabileceklerini belirlemişti. Köy yakınlarındaki bir patikanın kenarında dikilen içi boş bir kovuğa dönüşmüş büyük ağaçta sürü halinde yuvalanmışlardı. Ancak birkaç hafta önce ağaç, olasılıkla bal toplamaya çalışıldığı sırada, yanmıştı. İnsanların aklında “yarasa sağanağı” olarak kalacak kadar çok yarasa çıkmıştı yanan ağaçtan. İçi boş ağaçla ilgili bir şey daha söylemişlerdi köylüler Leendertz’in ekibine. Çocuklar –Emile Ouamouno da büyük olasılıkla aralarındaydı– bu ağaç kovuğu içinde oynamış, bazen yarasa da yakalamışlardı. Ve hatta şişe geçirerek ızgara yapıp yedikleri de olmuştu.

2014 salgını Méliandou gibi köylerden Freetown'daki Kroo Bay vb. kentsel alanlara yayıldı. Kalabalık, yoksulluk ve yetersiz sağlık hizmetleri bulaşmayı kolaylaştırdı, korku ve öfkeyi artırdı.

Çevre örneklerinden DNA elde etme konusunda uzman bir meslektaşına başvuran Leendertz, yuva belledikleri ağacın altında bu yarasa türünü tanımlayacak yeterli bilgi bulabileceğini öğrenmişti. “Elime bir kaşık ve yanıma da tüplerimi alıp, toprak örneği toplamak üzere etrafta koşturmaya başladım,” diyor Leendertz.

Ve böylece bir canlı daha –bu kez meyve yarasası değil, böcekçil bir yarasa– Ebola rezervuar konakçısı aday listesine girmiş oldu. 

Devamını National Geographic Türkiye'nin Temmuz sayısında veya iPad/iPhone/Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Pete Muller

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Orientale bölgesine bağlı küçük bir köydeki orman hayvanı avcıları maymun ve şempanze avlarken giydikleri geleneksel av maskelerini yapmak için bir ağacın dış kabuğunu soyuyor.

Pete Muller

Dikiş dikmek genelde kadınların işi ama buradaki orman hayvanı avcıları ağaç kabuğundan kamuflaj giysilerini kendileri kesip dikiyorlar. Sonra da ağaç reçinesi ile üzerine benekler çiziyorlar.

Pete Muller

Maymunların yaşadığı bölgeye gün doğmadan önce ulaşmak isteyen avcılar erkenden yola koyulmuş.

Pete Muller

Kamuflaj giysileri içindeki iki avcı Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin kuzeydoğu kesimindeki bir ormanda maymun kovalıyor. Avlanmanın temel nedeni her zaman yiyecek arayışı değil. Orman hayvanlarının etini satmak günlük harcamaların yanı sıra eğitim ve sağlık için de kaynak yaratıyor.

Pete Muller

Yalala Therese, yası tutulmak üzere cesedi eve getirilmiş ağabeyinin yanında uzanıyor. Ağabeyi Ebola’dan ölmemiş. Ama ölüm nedeni bu olsaydı böylesine yakın bir temas –ki bu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde olduğu kadar Batı Afrika’da da yaygın bir gelenek– enfeksiyon tehlikesine yol açardı.

Pete Muller

Ebola salgınları, fotoğrafta görülen Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki köy gibi, birbirine kötü yollar ve patikalarla bağlanan izole köylerde ortaya çıkıyor genellikle. Batı Afrika’da 2014 yılında yaşanan salgınsa farklıydı ve hızla şehirlere yayılmıştı.

Pete Muller

Freetown'da, Ebola kuşkusuyla karantina altına alınmış çocuklar iple çekilmiş sınıra aldırmayıp komşu kadın ve bebeğiyle selamlaşıyorlar.

Pete Muller

Freetown’daki çift, görevliler bir günlük bebeklerinin cesedini götürürken yas tutuyor. Çocuk olasılıkla faklı nedenlerden ölmüştü ama yetkililerin emriyle en çok etkilenen bölgelerdeki tüm ölümler Ebola vakası olarak ele alınıyordu.

Pete Muller

Freetown'da yaslı kalabalığa sıkı güvenlik önlemleri uygulayan resmi ekip tarafından gömülecek kişi için kısaca dua etme olanağı verilmiş.

Pete Muller

Freetown King Tom Mezarlığı’ndaki mezar kazıcılar uzun ve korkunç bir günün ardından mola vermiş. Salgının doruğa ulaştığı Kasım 2014’te mezarlıkta günde ortalama 50 kişi gömülüyordu.

Pete Muller

Freetown yakınlarındaki Hastings merkezinde haftalarca kalan Molai Kamara kendisini bir anda dünyada yapayalnız bulmuş. Doktorlar, tüm ailesini Ebola salgınında yitirdiğini söylüyor. Molai virüsten arınmış olmasına rağmen hâlâ yaralarından dolayı acı içinde.

Pete Muller

Uzmanlar, Angola serbest kuyruklu yarasasının Ebola rezervuarı olup olmadığını merak ediyor. Bunun nedeni ilk hasta Emile Ouamouno adlı çocuğun, Gine’de, Méliandou Köyü’nde yarasaların yuvalandığı bir ağaçta oynamış olabileceği.

Pete Muller

Emile’in babası yaşamını yitiren aile bireylerinin fotoğraflarını gösteriyor.

Pete Muller

Méliandou’daki şifacı, bir kızın içinden şeytan çıkarmaya hazırlanıyor. Yaygın inanç, Ebola da dahil (küçük kızda virüs yok) birçok hastalığın büyücülük ve kötü ruhlar yüzünden ortaya çıktığı yönünde. Bazı geleneksel uygulamalar sırasında yaşanan temas virüsün yayılmasında rol oynuyor.

Pete Muller

Leendertz, küçük bir yarasa türü olan Angola serbest kuyruklu yarasasının Fildişi Kıyısı köylerinden birindeki evin çatısında bulunan yuvalanma alanını inceliyor.

Pete Muller

Köy evinin tavan arasında yuvalanmış Angola serbest kuyruklu yarasaları beslenmek için günbatımında dışarı çıkıyor. Pencerelerden birini kullanan Leendertz, kendi imalatı plastik kanaldan geçip fıçıda toplanmalarını sağlıyor ve kan örneği alma olanağı elde ediyor.

Pete Muller

Yüksek lisans öğrencileri Leonce Kouadio ve Ariane Düx böcekçil bir yarasadan kan örneği alırken iğneyi kendilerine batırmamaya, Ebola ve başka hastalıklara maruz kalma potansiyeli yaratmamaya çalışıyorlar.

Pete Muller

Ebola’nın saklandığı yeri bulma arayışındaki Fabian Leendertz, Angola serbest kuyruklu yarasasından kan ve doku örneği alıyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA