EKİM SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Uzayda Yeni Çağ: Sırada Ne Var?

Sam Howe Verhovek

Dan Winters

26.6.2019

 

Uzayda Yeni Çağ: Sırada Ne Var?

1966 ve 1967’de beş yörünge kâşifi Ay’ı fotoğraflayarak, Apollo görevlerinin iniş noktalarının belirlenmesine yardımcı oldu.

Onlarca yıldır yerimizde sayıyor gibi görünebiliriz. Oysa ki keşif ve kâr yarışını birleştiren yepyeni bir uzay yolculuğu çağı başlamak üzere…

İnsanoğlu 50 yıl önce bu ay ilk kez Ay’a ayak bastı ve bu, tarihin en hayret verici anlarından biriydi. Başka bir dünyaya yapılan bu ziyaretin insanlığın en büyük bilimsel başarılarından biri olması, ya da bu yapılanın iki küresel süper güç arasındaki destansı yarışın doruk noktasını temsil etmesi… Her ikisi de doğru olsa da neden, bunlardan biri değildi. Söz konusu gelişmenin ardından The New York Times ön sayfasında Archibald MacLeish’in bir şiirine yer verirken, “Amerika’nın en güvenilir adamı” olan haber spikeri Walter Cronkite de, 500 yıl sonrasında dahi insanların, Ay’a inişi “tüm zamanların en önemli başarısı” olarak göreceklerini söyleyecekti.

Ancak asıl önemli olan, yarışın sona ermiş olması, hatta bir zamanlar hayal bile edilemeyecek bir dönüm noktasının aşılmış olması değildi. Bu başarı yalnızca bir başlangıçtı. İnsanlığın ufuklarına, keşfedebileceği ve hatta yaşayabileceği yerlere bakışında yepyeni bir çağın başlangıcı. Karada hareket eden bir tür olarak yola çıkmış, denizciliği keşfettikten sonra gezegenin tamamına erişim sağlamış, motor gücüyle uçuş bizi göklere çıkardığında atmosferi fethetmiştik ve artık geleceğimizde yepyeni, engin bir âlemin gezginleri olmak gibi bir seçenek belirmişti. Uzay yolcularıydık –ve bu ufuk açıcı zafer aracılığıyla, tanınmış bilimciler ile yazar Isaac Asimov’un “gezegensel şovenizm” olarak adlandırdıkları tutumumuzu geride bırakırken, çok geçmeden gezegenlerarası bir tür hâline gelecektik. “Dünyalılar” terimi artık kimliğimizi tanımlamakta yetersiz kalacaktı.

Tüm bunlar, Apollo 11’in Ay modülü Eagle 20 Temmuz 1969’da Ay yüzeyine iniş yaptığında hissedilen tüm o coşku ve merak içinde, yaygın olarak beklenen olaylardı. En büyük yolculuklar tek bir adımla başlar. Bir kişi için küçük bir adım, tüm insanlık için devasa bir sıçrayış.

ABD Ulusal Uzay ve Havacılık Dairesi başkanı Thomas O. Paine, çok geçmeden Mars’ı hedeflemeye başlamıştı; üstelik, yalnızca gelecekteki bir hedef olarak değil, National Geographic’te açıklanan ayrıntılı yol haritasıyla birlikte. Kalkış: 3 Ekim 1983. Nükleer roketlerle fırlatılacak 75 metre uzunluğunda iki uzay aracına bölüştürülmüş 12 mürettebat. Mars yörüngesine giriş: 9 Haziran 1984. Mars yüzeyinin 80 günlük keşfi. Dünya yörüngesine dönüş: 25 Mayıs 1985.

Ay’a ulaşma eyleminin kendisi bir şekilde insanı yüceltmiş, uzayın daha derinlerine gidebileceğimize dair bir güven hissi oluşturmuştu. Apollo 11’in kumanda modülünün pilotu Michael Collins, “Nereye gitsek, insanlar, ‘Bunu siz başardınız,’ demek yerine, ‘Başardık!’ diyorlardı,” diye anlattı o günleri. “İnsanlık, insan ırkı, biz insanlar başarmıştık bunu.”


Bir teknisyen, Boeing tarafından geliştirilen ve Uluslararası Uzay İstasyonu’na beş yolcutaşıyabilen CST–100 Starliner kapsülünün bileşenlerini yerleştiriyor. Su yüzeyi yerine toprağa iniş yapmak üzere tasarlanan roketin, inişi yavaşlatmak için paraşütleri ve hava yastıkları bulunuyor. Aynı kapsül 10 kez kullanılabilecek. Boeing bu yılın sonlarında mürettebatlı bir test uçuşu planlıyor.

Gündoğumuna hâlâ birkaç saat var; otobüsümüz Güney Kazakistan’ın ırak bozkırlarında kilometreleri kat eder ve yalnız bir patika boyunca ilerlerken, farlar, kimi kez bir anlığına da olsa, kenarları kırık mozaik fayansları ya da devasa boyutlarda solgun bir duvar resmini aydınlatıyor. Bu stilize edilmiş sanat eserleri, kızgın yazlar ve kara kışların tahribatını gösteriyor. Kocaman, paslanmış, terk edilmiş binaları süslüyor ve artık var olmayan bir ülkenin, Sovyetler Birliği’nin uzay programının onlarca yıl önceki görkemine selam duruyorlar.

Sonunda, Soğuk Savaş’ın enkazlarını içeren bu “Alacakaranlık Kuşağı” manzarasında kilometreler kat ettikten sonra, otobüs aniden bir geçitten sapıyor ve harap ama terk edilmemiş olduğu açıkça belli olan devasa bir yapının önüne yanaşıyor. Kamuflajlar içindeki tam teçhizatlı Rus ve Kazak güvenlik görevlileri, projektör ışıklarıyla baştan aşağı aydınlatılmış bu alanın tamamını kuşatmışa benziyor. Bu bir hangar ve içinde pırıl pırıl, yepyeni bir roketli uzay aracı var.

Baykonur Uzay Üssü’ndeyim. Çünkü, Ay’a inişin 50. yıldönümüne bu kadar az bir süre kalmışken, gezegen üzerinde bir insanın uzaya fırlatılmasını izleyebileceğim yegâne yer burası. Bu insanların uçup gidebileceği tek yer, Dünya’nın yaklaşık 400 kilometre üzerindeki Uluslararası Uzay İstasyonu ve bu uzaklık da Ay ile aramızdaki mesafenin yalnızca binde birine denk düşüyor.

Son sekiz yıldır, yani NASA’nın uzay mekiğini emekliye ayırmasından bu yana, uzay istasyonuna Amerikalı bir astronot gönderebilmenin yegâne yolu, gidiş–geliş yolunda bir koltuk sahibi olabilmek için kabaca 82 milyon dolar karşılığında, Rusların Roscosmos olarak bilinen aracına otostop çekmekten geçiyor.

Ay’a inişin elli yıl sonrasında, uzaydaki konumumuz işte bu ve burada “biz” derken insanları kastediyoruz. Ki bu da özünde hiçbir şey demek –en azından 1969 yılının büyük beklentilerini bir ölçüt olarak alırsak. Bugüne kadar Ay’a on iki kişi (hepsi Amerikalı, hepsi erkek) ayak bastı; tamamı 1972 öncesindeydi ve Dünya yörüngesindeki uzay istasyonları dışında hiçbir insan evrenin başka bir yerine ayak basmadı.

Ama yaptıklarımızı farklı bir ölçekle değerlendirirsek, uzayda olağanüstü şeyler yaptığımızı söyleyebiliriz aslında.

Güneş Sistemi’mizdeki diğer tüm gezegenleri keşfetmek için insansız sondalar gönderdik ve bunun sonucunda şaşılacak fotoğraflar ve hazine değerinde veriler elde ettik. Güneş Sistemi’ni kelimenin tam anlamıyla uçarak geçerek yıldızlararası uzaya çıkan ikiz Voyager uzay araçları, bunu yapabilen ilk insan yapımı nesnelerdi. Bizden 17 milyar kilometre uzaktalar ve hâlâ bizimle iletişimdeler.

Dan Winters

Virgin Galactic’in (2015) VSS Unity roketi, NASA’nın uzayın başlangıcı kabul ettiği 80 kilometrelik yüksekliğin üzerine çıktı.

NASA Kennedy Uzay Merkezi

Mars’taki hava koşulları çarpıcı ölçüde değişkenlik gösterebildiği için astronotların -60°C kadar düşük ve 20°C kadar yüksek sıcaklıklarda dışarıya çıkmalarına olanak tanıyacak uzay giysileri giymesi gerekiyor. Kuzey Dakota Üniversitesi’ndeki bir laboratuvarda NASA’nın maddi desteğiyle geliştirilme aşamasında olan bu deneysel giysi 350 farklı bileşenden yapıldı.

Voyager’lar sonsuza dek boşlukta yolculuk edebileceği ve hem Güneş hem de Dünya’nın bir son kullanma tarihi olduğu için (endişelenmeyin, buna daha çok var), günün birinde sedan büyüklüğündeki bu ebedi konukların, bir zamanlar var olduğumuzun yegâne kanıtı olacakları düşünülebilir. Yine de, varisimiz olacak başka bir türün o zamana kadar çoktan yıldızlararası yolculuklara başlamış olacağı ve Voyager’ların bu başarısının bize bir parça itibar kazandıracağını düşünmek de olası.

Ve eğer bunu yaparlarsa, zamandaki bu noktaya –yani 2010’ların sonu ve 2020’lerin başına– “dönüm süreci” olarak bakabilirler; bu terim Rus, Avrupa ve Amerikan roketlerinde uydu fırlatma işlemlerini denetlemiş olan fizikçi Jim Keravala’nın günümüzün ticari uzay endüstrisinde yaşanan hareketliliği adlandırma biçimi.

“Bizler,” diyor Keravala, “uzay yerleşimi çağının ve insanlığın dünya dışı geleceğinin gerçek başlangıcının şafağındayız.” (Keravala günümüzde, iç Güneş Sistemi’ni “yaşam ve uygarlıklar için daha iyi, daha nazik, daha yeşil bir hâle getirmek” adına milyonlarca robot göndermeyi amaçlayan OffWorld adlı şirketin yönetiminde bulunuyor.)

Keravala’nın merak uyandırıcı öngörüsü tartışmaya fazlasıyla açık; bunun nedenlerinden biri, eski endüstri esprisinin (“uzay katıdır”) aslında doğru olması; engeller ve gecikmeler hemen her defasında ilerleme sürecinin birer parçası.

Ancak uzayda büyük işlerin gerçekleşiyor olduğunu inkâr edemeyiz. İki ABD şirketi (SpaceX ve Boeing), kendi uzay aracı modellerinin onaylanmasına gün geçtikçe yaklaşıyor ve NASA yöneticisi Jim Bridenstine’in ifadesiyle, “NASA’yı Amerikan astronotlarını Amerikan roketleriyle Amerikan topraklarından uzaya fırlatmanın eşiğine getiriyor”. Apollo’nun daracık modülleriyle kıyaslandığında, 1950’li yıllarda kullanılan pervaneli yolcu uçaklarının yanında Boeing 787 Dreamliner gibi kalan bu gemiler, bu yılın sonlarında ya da önümüzdeki yılın başlarında mürettebatlı görevler yürütecek duruma gelebilir.

Bu arada, Virgin Galactic ve Blue Origin adlı iki özel şirket için yapılan uzay araçları da büyük adımlar attılar ve bizi yepyeni bir uzay turizmi çağına hiç olmadığımız kadar yaklaştırdılar. Söz konusu araçlar öncelikle, varlıklı müşterileri yaklaşık 90–100 kilometre arasındaki bir mesafeye, uzayın başladığı yere fırlatacaklar; müşteriler burada sıfır yerçekiminde ağırlıksız olmayı deneyimleyecek, karanlık evren boşluğunu ve Dünya’nın mavi eğimini görecekler. Tüm bunlar, günümüzde aşağı yukarı 200 bin dolar karşılığında sizin olabilir –bu arada her iki şirket de, daha fazla roketli uzay aracını kullanıma soktukları zaman fiyatların hızla düşeceğini ve seçeneklerin artacağını söylüyor.


NASA, Ay yüzeyinde bulunan toz ve kaya örtüsünü kazmak, taşımak ve başka bir noktaya bırakmak için, RASSOR adı verilen bu hareketli robotik platformu tasarladı. Düşük kütle çekimli bir ortamda çalışabilmesi için platformda çekiş ya da ağırlığa bağımlı olmaksızın ters yöne dönen tamburlar bulunuyor.

Blue Origin ayrıca, mayıs ayında, Blue Moon olarak adlandırdıkları, iniş yapabilen bir uzay aracı inşa etmekte olduğunu duyurarak, insanları tekrar Ay’a götürme yarışını kızıştırdı. Bu robotik araç 6,5 tonluk kargo taşıyabilecek ve 2024 yılına kadar Ay yüzeyine astronot gönderebilir duruma gelecek.

Uzaydaki hareketlilik Amerikan şirketlerinin ya da Rusya’nın programının tekelinde değil elbette. Çin ocak ayında, insansız bir uzay aracıyla Ay’ın Dünya’dan görülmeyen arka tarafına yumuşak iniş yaparak, Ay keşiflerinde “yeni bir sayfa açtığını” övgüyle duyurdu –söz konusu bölgeye temas eden ilk araçtı bu. Uzay aracı, meyve sinekleri, çeşitli bitkiler ve tohumların ay koşullarında gıda üretmek üzere işbirliği yapıp yapamayacağını test etmek için tasarlanmış birer “mini–biyosfer” içeren bir de yüzey aracı konuşlandırdı. Çin nisan ayında, önümüzdeki on yıl içinde Ay’ın güney kutup bölgesinde bir araştırma istasyonu kurmayı hedeflediğini de duyurdu. Ancak ülkenin uzay ajansı, Ay yüzeyine “taikonot” adıyla anılan astronotlarını ne kadar yakın bir zamanda indirmeye çalışacağı konusunda suskunluğunu koruyor.

Kendini atılgan bir “girişim ülkesi” olarak gören İsrail’de, SpaceIL adlı kâr amacı gütmeyen bir konsorsiyum nisan ayında, Ay’ın yörüngesine giren ilk özel firma olarak tarihe geçtiğinde hem alkış hem de gözyaşı seli yaşandı. Ancak İsrail’in bir gökcismine yumuşak iniş yapan dördüncü ülke olma girişiminin sonu sert oldu: SpaceIL’in Beresheet adlı küçük uzay aracı, yumuşak iniş yapmak yerine Ay yüzeyine çarptı ve kontrol merkeziyle bağlantısını kaybetti.

Daha ötelerde, Yeni Zelanda’da, devasa bir koyun merasının bitişiğindeki fırlatma rampasında, Rocket Lab şirketi düşük Dünya yörüngesine uydu fırlatmak için yenilikçi, düşük–maliyetli roketler kullanıyor.

Dubai’nin kıyısında, Emirates havayollarının bir zamanlar boş bir çölden ibaret olan bir bölgeyi hava yolcuları için devasa bir küresel kavşak hâline getirdiği yerde, yapım aşamasında olan bütünüyle yeni ve daha da devasa bir havaalanı dünyanın ilk “kozmotropolis”i olarak anılıyor. Yetkililer bu havaalanının geleneksel jet yolcu uçaklarının yanı sıra roket gemilerini ve hiper ve süpersonik hava taşıtlarını da kaldırabileceğini söylüyor.

Ve Japonya’da resmi uzay ajansı JAXA, mart ayında, astronotların Ay yüzeyinde 10 bin kilometrenin üzerinde yol kat edebilmelerine olanak tanıyacak bir insanlı Ay taşıtı geliştirmek için Toyota’yla işbirliği yaptığını duyurdu.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Temmuz 2019 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Dan Winters

Virgin Galactic’in (2015) VSS Unity roketi, NASA’nın uzayın başlangıcı kabul ettiği 80 kilometrelik yüksekliğin üzerine çıktı.

NASA Kennedy Uzay Merkezi

Mars’taki hava koşulları çarpıcı ölçüde değişkenlik gösterebildiği için astronotların -60°C kadar düşük ve 20°C kadar yüksek sıcaklıklarda dışarıya çıkmalarına olanak tanıyacak uzay giysileri giymesi gerekiyor. Kuzey Dakota Üniversitesi’ndeki bir laboratuvarda NASA’nın maddi desteğiyle geliştirilme aşamasında olan bu deneysel giysi 350 farklı bileşenden yapıldı.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA